İş dünyasında likidite ihtiyacı duyan işletmelerin sık başvurduğu yöntemlerden biri olan çek ve senet kırdırma, dini açıdan ciddi bir finansal risk taşıyor. Alacaklı kişinin, elindeki kıymetli evrakı vadesi gelmeden önce daha düşük bir nakit bedel karşılığında elden çıkarması, fıkhi açıdan "paranın parayla mübadelesi" kuralını ihlal ediyor. Peki, bir ticari kağıdın nakde dönüştürülmesindeki bu bedel farkı neden "ribe’l-fadl" yani fazlalık faizi olarak nitelendiriliyor?
Çek ve senetlerin vadesinden önce üçüncü şahıslara (faktoring, banka veya şahıslar) nakit karşılığı devredilmesine dair fıkhi hükümler şu temellere dayanmaktadır:
1. Kaydi Para ve Nakit Mübadelesi:
Çek veya senet, aslında belirli bir tarihte ödenecek olan "kaydi bir parayı" temsil eder. Bu evrakın vadesinden önce daha düşük bir "nakit para" ile takas edilmesi, aslında paranın parayla eşit olmayan bir şekilde değiştirilmesi anlamına gelir.

2. Ribe’l-Fadl (Fazlalık Faizi) Nedir?:
İslam hukukunda aynı cinsten olan paraların (TL ile TL, altın ile altın vb.) birbirleriyle takasında eşitlik ve peşinlik kuralı esastır. Bir senedin üzerindeki rakamdan daha az bir nakit karşılığında devredilmesi durumunda aradaki fark, doğrudan "ribe’l-fadl" (fazlalık faizi) olarak değerlendirilir.
3. Üçüncü Şahısların Konumu:
Alacağın, asıl borçlu dışındaki birine daha ucuza satılması (kırdırılması), paranın vade farkı gözetilerek ticaretine yol açtığı için caiz görülmemiştir. Bu işlem, borcun borçla veya eksik bedelle takası hükmündedir.
4. Meşru Çözüm Önerisi:
Ticari mağduriyetleri önlemek adına alacaklıların, ellerindeki çekleri düşük bedelle bozdurmak yerine; mal veya hizmet alımlarında üzerindeki bedel üzerinden "ciro" ederek kullanmaları, fıkhen temiz ve meşru bir yöntemdir.