Bugün “kanser” başlığıyla gündeme gelmesinin nedeni, İbn-i Sina’nın iddialı bir tedavi sunması değil; bedeni ayakta tutmaya dair kurduğu sade ama tutarlı bakış açısı. Onun yaklaşımında mesele, hastalıkla savaşmaktan çok vücudu yormadan güçlü tutmak. Ritim, denge ve süreklilik… Sabah ve akşam vurgusu da tam olarak buradan geliyor.
İbn-i Sina ne anlatıyordu?
İbn-i Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıb adlı eserinde öne çıkan ana fikir oldukça yalın: Beden kendi dengesini koruyabildiğinde, hastalıklara karşı daha dayanıklı olur. Bu yüzden günün başı ve sonu, yani sabah ve akşam saatleri özellikle önemsenir. Sindirimi yormayan tercihler, ölçülü beslenme ve aşırıdan uzak durmak bu saatlerde öne çıkar.

Sabah ve akşam neden bu kadar önemli?
Dönemin hekimlerine göre günün bu iki zamanı, bedenin en hassas olduğu anlardır. İbn-i Sina da bu saatlerde ağır yiyeceklerden kaçınılmasını, zihni yoran alışkanlıkların azaltılmasını önerir. Burada anlatılan şey bir “kür” değil; tekrar eden, sürdürülebilir bir yaşam düzenidir.
Bugün nasıl okumalıyız?
Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var: İbn-i Sina’nın metinleri kanseri iyileştiren bir reçete sunmaz. Modern tıbbın tanımladığı kanser kavramı, onun yaşadığı çağda bugünkü anlamıyla bilinmiyordu. Bu yazılanlar, koruyucu hekimlik ve bedeni destekleme yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde hastalık söz konusu olduğunda esas yol, mutlaka hekim kontrolü ve bilimsel tedavilerdir.

Neden hALA ilgi görüyor?
Çünkü yüzyıllar geçse de insanın denge arayışı değişmiyor. Sabah ve akşam tekrar eden küçük alışkanlıklar, bugünün hızlı ve dağınık temposunda unutulan düzen duygusunu hatırlatıyor. İbn-i Sina’nın satırları da tam bu nedenle hala okunuyor.
İbn-i Sina’nın sabah ve akşam vurgusu, kanseri tedavi eden bir formül değil; bedeni korumayı, ölçüyü ve dengeyi merkeze alan tarihsel bir sağlık anlayışının yansıması olarak görülmeli.