reklam
Türkgün | Sağlık | Klinik psikolog uyardı! Hayır dediğinizde içinizi kemiren o suçluluk hissi neden ortaya çıkıyor?

Klinik psikolog uyardı! Hayır dediğinizde içinizi kemiren o suçluluk hissi neden ortaya çıkıyor?

Herkesi üzmemeye çalışırken kendi iç sesini susturan, “hayır” demeyi aklından geçirdiği anda bile suçluluk hissiyle geri adım atan pek çok kişi için, sınır koymanın neden bu kadar zorlaştığını klinik psikolojinin penceresinden ele aldık.

Herkesi üzmemeye çalışırken kendi iç sesini susturan, “hayır” demeyi aklından geçirdiği anda bile suçluluk hissiyle geri adım atan pek çok kişi için, sınır koymanın neden bu kadar zorlaştığını klinik psikolojinin penceresinden ele aldık.

MUHABİR: Süleyman İmdat

Klinik Psikolog Sümeyye Üstün, son dönemde özellikle yetişkin danışanlarında sıkça karşılaştığı ortak bir duruma dikkat çekiyor: Sınır koyamamak ve “hayır” dedikten sonra gelen suçluluk hissi. Üstün’e göre bu duygu sanıldığı kadar basit değil; çoğu zaman çocukluktan taşınan öğrenilmiş kalıpların ve duygusal yüklerin bir sonucu.

“Hayır” demek neden bu kadar zor?

Toplumda birçok kişi, istemediği bir şeye “hayır” dediğinde sanki karşısındaki kişiyi kırmış, üzmüş ya da bencilce davranmış gibi hissediyor. Klinik Psikolog Sümeyye Üstün, bunun temelinde onaylanma ihtiyacı ve sevilmeyi kaybetme korkusu olduğunu vurguluyor. Özellikle küçük yaşlardan itibaren “uyumlu çocuk”, “iyi evlat”, “fedakâr insan” olmak üzerinden takdir gören bireyler, yetişkinlikte kendi sınırlarını savunurken içsel bir çatışma yaşayabiliyor.

Üstün’e göre, “hayır” demek çoğu danışan için bir reddediş değil; aksine bir risk. Çünkü bilinçdışı düzeyde şu düşünce devreye giriyor: ‘Eğer hayır dersem, beni sevmeyebilirler.’

Sınır koymak bencillik mi, ihtiyaç mı?

Klinik psikoloji perspektifinden bakıldığında sınır koymak, bencillik değil psikolojik sağlığın temel yapı taşlarından biri. Sümeyye Üstün, sınırların kişinin kendini koruma mekanizması olduğunu belirtiyor. Fiziksel sınırlar nasıl bedeni koruyorsa, duygusal sınırlar da zihni ve ruhu koruyor.

Ancak sorun şu noktada başlıyor: Sınır koymaya çalışan birey, karşısındakinin tepkisini kendi sorumluluğu gibi hissetmeye başlıyor. Üstün’e göre bu durum, “başkalarının duygularından ben sorumluyum” inancıyla yakından ilişkili. Oysa herkesin duygusu, kendi alanına ait.

Suçluluk hissi neden hemen geliyor?

“Hayır” denildiği anda gelen suçluluk, çoğu zaman gerçek bir hatadan değil, alışılmış kalıpların bozulmasından kaynaklanıyor. Klinik Psikolog Sümeyye Üstün, bu hissin geçici olduğunun altını çiziyor. Kişi sınır koymaya alışık değilse, beyin bunu bir tehlike sinyali gibi algılıyor ve suçlulukla tepki veriyor.

İlginç olan şu: Zamanla sınır koyma davranışı tekrarlandıkça, suçluluk hissi de zayıflıyor. Çünkü zihin yeni duruma uyum sağlıyor ve “hayır” demenin ilişkileri otomatik olarak bitirmediğini öğreniyor.

Sağlıklı sınır, sağlıklı ilişki

Üstün’e göre sınırların olmadığı ilişkilerde tükenmişlik, öfke birikimi ve pasif agresif davranışlar kaçınılmaz hale geliyor. Sürekli “evet” diyen birey, zamanla kendini görünmez hissediyor. Bu da hem ilişkileri hem de kişinin kendisiyle olan bağını zedeliyor.

Sağlıklı sınırlar ise ilişkiyi zayıflatmak yerine netleştiriyor. Kimin nerede durduğunu bilmek, karşılıklı güveni artırıyor. Üstün, danışanlarına sık sık şu hatırlatmayı yaptığını söylüyor: “Bir ilişki, sen kendin olabildiğinde güçlenir.”

Küçük adımlarla başlamak mümkün

Sınır koymak bir gecede öğrenilen bir beceri değil. Klinik Psikolog Sümeyye Üstün, bunun kas geliştirmek gibi olduğunu söylüyor. İlk başta zor, hatta rahatsız edici hissettirebilir. Ancak küçük, net ve sakin “hayır”larla başlamak zamanla özgüveni de güçlendiriyor.

Önemli olan, suçluluk hissi geldiğinde hemen geri adım atmamak. Çünkü o his, çoğu zaman yanlış yaptığınızın değil, alışılmış bir döngüyü kırdığınızın işareti.

Sınır koymak ilişkilere zarar veren bir duvar değil, kişinin kendini korurken bağlarını da daha dürüst bir zemine taşımasını sağlayan sağlıklı bir çizgidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...