Şizofreni, düşünce, algı, duygu ve davranışlarda bozukluklara neden olan kronik ve inişli çıkışlı bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Genellikle ergenlik sonu veya genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkar.
Şizofreni Tedavisinde En Büyük Engel Toplumun Damgalama Korkusu
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Alp Üçok, “Şizofreni, diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalıktır. Ancak bu durum tedavi edilemeyeceği anlamına gelmez. Tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen toplumdaki önyargılar sebebiyle hastalar doktora başvurmaktan çekiniyor ve tedaviye direnç gösterebiliyor. Şizofreni hastaları iş hayatında başarılı olabilir ve normal bir yaşam sürdürebilir. Fakat medya ve toplumda genellikle olumsuz örneklerle anıldıkları için, bu gerçek göz ardı ediliyor. Oysaki şiddet içeren pek çok olayın ardında ruhsal bir rahatsızlık bulunmuyor. Türkiye’de her yıl birçok kadın şiddet görüp hayatını kaybediyor, ancak faillerin çoğunluğu psikiyatrik hastalar değil. Buna rağmen şizofreni hastaları haksız yere damgalanıyor. Şizofreninin görülme sıklığı yüzde 1 civarında olup, ailesinde hastalık geçmişi olanlarda bu oran yüzde 10’a yükseliyor. Yani genetik faktörler etkili ancak tek başına belirleyici değil.
Esrar kullanımı dünya genelinde yaygınlaşmakta, ancak zararları göz ardı ediliyor. Esrarın yanı sıra çocuklukta yaşanan travmalar da şizofreni riskini artırıyor. Fiziksel ve duygusal ihmal, çocukluk döneminde maruz kalınan şiddet veya cinsel istismar gibi durumlar beynin strese verdiği yanıtı değiştirerek ilerleyen yıllarda psikoza yol açabiliyor. Her 100 kişiden biri yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşır. Ancak hastaların ailelerinde hastalık oranı yüzde 10’a çıkmaktadır. Yani her 10 hastadan biri ailesinde bu rahatsızlığa sahip. Genetik mutasyonlar, yani gen yapısındaki değişiklikler de hastalığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.