MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda Türkiye ve dünyanın gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. MHP Lideri Bahçeli, partisinin geliştirdiği “Yağmur Stratejisi”ni açıklarken, önümüzdeki 5 yıllık dönemin siyasi formülünü “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı” sözleriyle ifade etti.
“Yağmur Stratejisi”ni açıkladı
Türkiye'nin yapısal sorunlarını aşarak kalıcı bir refah düzeni kurması amacıyla “Yağmur Stratejisi”ni geliştirdiklerini belirten Lider Bahçeli, yağmurun bütün inanç sistemlerinde, geleneksel ve kültürel öğretilerde arınmayı, temizlenmeyi, tazelenme ve yenilenmeyi, bolluğu ve bereketi temsil ettiğini ifade etti.
“Temel ilke istikrarın korunmasıdır”
“Yağmur Stratejisi”nin MHP'nin “Üç Hilal”inden alınan ilhamla, yasama, yürütme ve yargıdan oluşan üç temel erkin ahenk içinde çalışmasına ve istikrarın sürdürülmesini esas alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurumsallığına dayandığını belirten Lider Bahçeli, devletin anayasal erklerinin kuvvetler ayrılığı esasında bağımsız ve uyum içerisinde milli kaynak, imkan ve kabiliyetlerin seferber edilmesini öngördüklerini açıkladı.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasının tamamı:
Kıymetli Milletvekili Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Misafirler,
Basınımızın Değerli Temsilcileri,
28’inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 5’inci Yasama Yılının ilk grup toplantısında sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bizi takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesindeki kardeşlerimize iyi dileklerimle birlikte şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle bu kutlu çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, başarılarla dolu bir yasama yılı geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum.
Önemli iç ve dış gelişmelerin yaşanacağı yeni dönemin ülkemize, milletimize, siyaset ve demokrasi hayatımıza, aynı zamanda siyasi parti gruplarıyla sayın milletvekillerine hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk Başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Gazi Meclis’te görev yapan ve ebediyete irtihal eden milletvekillerini rahmetle yad ediyor, hayatta olanlara sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.
Yasama organının kurumsal adresi Gazi Meclisimiz, şüphesiz milletimizin talep ve menfaatlerinin, inanç ve değerlerinin, tarihi hafızasının ve gelecek beklentilerinin temsil mekanizmasıyla vücut bulduğu, ülkemizdeki farklı seslerin uyumu ile devlet orkestrasına dönüştüğü, ortak aklın ve milli iradenin tecelligâhı, Türk devletinin kalpgahıdır.
Asırlar geçse de, kurumlar dönüşse yöntemler değişse de, pergelin sabit ucunda Türk devlet geleneğinin danışma ve meşveret kültürü vardır ve bu kültür, Türk töresinin ana omurgasını teşkil etmektedir.
Kaşgarlı Mahmut'un Divanı Lügatit Türk’te ifade ettiği üzere "geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz."
İstişare ve danışmanın sonucu olarak ortak akıl ile alınan kararlar; kamu vicdanının gür sesi, toplumsal dayanışmanın güçlü zemini, milli birlik ve beraberlik duygusunun sarsılmaz iradesidir.
Yanlışı telafi, noksanı tamam eden milli muhakeme ve muhasebe mekanizması olan istişare ve danışma; aynı zamanda da toplumsal fay hatlarını doldurarak, sosyal gerilimleri önleyen ve bir arada yaşama iradesini tahkim eden milli aidiyet ve mensubiyet şuurudur.
Dede Korkut’un “il gider töre kalır” vecizinden mülhem, Türk devleti emperyalist işgallerle dağılmanın eşiğine geldiğinde, istişare ve danışma son Osmanlı Mebusan Meclisinde Misak-ı Milli kararlarıyla milli vahdete bürünmüştür.
İstanbul’un işgaliyle türlü tehlikeleri atlatarak Ankara’ya koşan mebuslar, Gazi Mustafa Kemal Paşanın liderliğinde Büyük Millet Meclisinde istiklal davasını yaşatmış, Sevr paçavrasını tarihin çöplüğüne atmıştır.
Unutulmaması gerekir ki İstiklal Harbi’nin ana karargâhı Büyük Millet Meclisi’dir.
15 Temmuz hain kalkışmasında yazılan demokrasi destanının merkezi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Türk milleti milli mücadelesini Meclis çatısında vererek dünya siyasi tarihinde nadir ve müstesna bir yere sahip olmuştur.
Bu sebeptendir ki Türk milleti için Meclis, olağan dönemler kadar olağanüstü dönemleri sevk ve idare etme kabiliyeti; barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi; vatanına, toprağına, istiklal ve egemenliğine göz dikenlere karşı mücadele iradesidir.

"pergelimizin sabit ucu Ankara’dır"
Değerli Milletvekilleri,
Şüphesiz Türkiye’nin demokrasi yolculuğu güneşli ve pürüzsüz yollarda gerçekleşmemiştir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte Türk demokrasisi askeri darbelerle sınanmış ve her bir askeri darbe Türk demokrasisinde yaralı hafıza durakları oluşturmuştur.
Türk siyasetinde darbeler, devlet kurumsallığının zayıflamasına, imkân ve fırsatların heba olmasına ve devletin yüksek politik hafızasının daralmasına, sebebiyet vermiş ancak, Türk milletinin demokrasiye sadakati eksilmemiş, bilakis daha da güçlenmiştir.
Parlamenter sistemin uygulandığı dönemde istikrarsız hükümetler, koalisyon kavgaları, siyasi kutuplaşma ve anlaşmazlıklar hızlı ve etkin kararlar alınmasına mâni olmuş, millet ve devlet hayatında pek çok çarpıklığı teşvik edip tetiklemiştir.
Hatırlatmak isterim ki çok partili hayata geçilen 21 Temmuz 1946 ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin hukuken ve fiilen uygulamaya başlandığı 9 Temmuz 2018 tarihleri arasında 51 Cumhuriyet hükümeti kurulmuş, ortalama ömrü 1 yıl 5 ay olan kısa ömürlü hükümetler, koalisyon pazarlıkları ve belirsizliğin ortaya çıkardığı istikrarsızlık, Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına sebep olmuştur.
Bu bağlamda siyaset kurumuna düşen görev, sorunların çözüm adresi ve güçlü kurumsallığın teminatı olmaktır.
Siyasi yelpazenin neresinde konumlanırsa konumlansın siyasi partiler, programları ve ideolojik yönelimleriyle siyasetin alanını genişletmek, toplum müştereklerinin zeminini güçlendirmek için vardır.
Türk milletine hizmette birbiriyle yarışırken aynı zamanda demokratik kültürün olgunlaşması ve devletin yüksek politikalarının devamlılık sağlaması için iletişim ve mutabakat içerisinde olmak durumundadır.
Bunları bilmek; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin mazisini, ruhunu ve davasını bilmek, yasama sorumluluğunun mahiyetini kavrayabilmektir.
Oportünist ve popülist heveslerden kurtulmak, kısır ve verimsiz siyasi tartışmalardan kaçınmak, Türk milletinin âli menfaatleri, huzur ve refahı için gayret etmek, Türk devletinin bekası ve ilerlemesi için çaba göstermektir.
Bunu bilmek, Türk milletine hizmet yolunda siyaseten rekabet ederken Türk devletinin milli siyasetinde sırf iktidarın karşısında olmak adına “Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın” çukuruna düşmemektir.
Bu vesileyle, siyasi partilere ve Türk milletini temsil eden muhterem milletvekillerine yeni yasama yılı münasebetiyle şu hususları hatırlatmak isterim:
İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir.
Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır.
Siyasette yöntem olarak ayrışsak da yönümüz Türk İstiklali ve egemenliğidir.
Siyasete farklı pencerelerden bakıyor olsak da gelecek ufkumuz müreffeh toplum, güçlü Türkiye’dir.
Bu hatırlatmalarla birlikte, yeni yasama yılında siyasi partilerimizin “Hizmette rekabet, İstiklalde vahdet, İstikbalde gayret” içerisinde olmalarını temenni ediyorum.
“aynı ülkü, değişmez irade ve sarsılmaz inançla”
Değerli Dava Arkadaşlarım, Kıymetli Misafirler,
Türk milletinin yüzyıla damgasını vuracağı Türk ve Türkiye yüzyılının başında, yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bir dönemde “Kardeşlik Kalbimizde, Gelecek Aklımızda” temasıyla 7 Mayıs 2026 tarihinde başlattığımız 15’inci Olağan Kurultay sürecimizde 4 Ekim 2026 itibariyle ilçe ve il kongrelerimiz tamamlanmıştır.
İnancın ve itimadın tazelendiği, birlik ve beraberliğin güçlendiği, Partimizi büyütme heyecan, arzu ve kararlılığının coşkuya dönüştüğü her kongremiz toy havasında geçmiş, kaybedenin olmadığı kongrelerimizde ülkücü irade tecelli ederek Lider Ülke Türkiye hedefimizi gerçekleştirecek kadrolarımız seçilmiştir.
Kurultay sürecimiz “Olağan Büyük Kongremizle” tamamlanacak, Partimiz “aynı ülkü, değişmez irade ve sarsılmaz inançla” kutlu ülkülerine yürümeye devam edecektir.
Bu vesileyle, ilçe ve il kongrelerimizde görev alan başkanlık divanı üyelerimize, merkez yönetim kurulu ve merkez disiplin kurulu üyelerimize, milletvekillerimize, il ve ilçe teşkilatlarımızın başkan ve yöneticileriyle tüm neferlerine en kalbi şükranlarımı sunuyor, yeni seçilen teşkilat mensuplarımıza üstün başarılar diliyorum.
“ne çizgimizden saptık, ne duruşumuzu bozduk”
Kıymetli Milletvekilleri,
Önümüzdeki dönem kalkınmanın ve yükselmenin önünde engel olan sorunların miyadını; Türkiye’de siyaset ve devlet hayatında kutlu bir merhalenin, yüksek bir mertebenin miladını teşkil etmektedir.
Bunların başında Terörsüz Türkiye hedef ve politikalarına dair gelişmelerin yoğunlaşacağı yeni yasama yılı faaliyetleri ile yaklaşan milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve mahalli idare seçimleri gelmektedir.
Parti olarak bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarımızla Türkiye’nin önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi olacağımıza itimadım tamdır.
Milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç hilali zirveye taşıyacağız.
Bizim mücadelemiz vatanımızın her karışına, milletimizin her ferdine, milli varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesinde olanların yürüyüşüdür.
Yolumuz, fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan, ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur.
Her bir ülküdaşımız, milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin kadim sesini gönlüyle işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve cesaretin timsalidir.
Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık, ne duruşumuzu bozduk.
Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle, her yılı bir asra bedel senelerde ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün vermedik.
Siyaseti kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın unsuru değil, toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük.
Büyük Türk milletini içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev addeden ülkücü hareket, kendisini milletine adamışların buluşma yeridir.
Temel hedefimiz, Türkiye’yi ve içinde bulunduğumuz bölgeyi terörün ürettiği güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi, ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır.
40 yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından kalıcı olarak kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir.
Terör ve silah yerine; adaletin, siyasetin, demokrasinin, milli birlik ve bütünleşmenin hâkim olacağı, kardeşlik ve dayanışmanın kök salacağı, istikbalimizin yol haritasını birlikte çizeceğimiz bir zemindeyiz.
Milletimizin kararı nettir. O da, bu topraklardan terörü bir daha yeşermemek üzere söküp atmak, milli birlik ve bütünleşmeyi güçlendirmektir.
Türkiye, yeni yasama yılıyla birlikte bir taraftan Terörsüz Türkiye hedefinin hukuki ve siyasi tabanının güçlendirilmesine; diğer taraftan demokratik standartların geliştirilmesi, hukuk devletinin kurumsal kapasitesinin artırılması ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesi ile sosyo-ekonomik şartların iyileştirilmesine yönelik çalışmalarla milletimizin beklentilerini karşılayacaktır.
7595 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan komisyonların çalışması, kanunun yürürlüğe gireceği şartların oluşturulması, bunların takip ve tespiti, aynı zamanda da ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin yapılması, önümüzde duran en hayati konulardan birisi olacaktır.
Bunun yanında Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için biriken yapısal sorunların çözülmesi, güncel meselelerle birlikte köklü reform adımlarının atılmasını da gerektirmektedir.
Bu nedenle önümüzdeki Meclis dönemini, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi olacaktır.
Diğer yandan 3 Ekim 2026 tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir.
Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı, işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir.
Demokratik siyasetin meşruiyeti hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına duyulan güvenden beslenmektedir.
Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşulu da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir.
Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yozlaşmayı önleyecek girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eşgüdümle hayata geçirilmesi gerekmektedir.

“birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise, adalet merkezi Ankara’dır”
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, vicdanı körelmiş, gözünü hırs bürümüş aktörlerin kural tanımaz politikalarıyla dünyanın ve insanlığın felakete sürüklendiği bir dönemi ihtiva etmektedir.
Ne hazindir ki insanlıktan zerre-i miskal nasibini almamış bu kural tanımazlara, kural tanıtacak mekanizmalar da üç maymunu oynamaktadır.
Birleşmiş Milletler, insanlığın yaşadığı soykırımlara, emperyalist güçlerin güç mücadelelerinin dönüştüğü kaynak savaşlarına karşı evrensel insan hakları normları ve küresel adalet adına müdahale edememektedir.
Milletlerin en üst düzeyde temsil edildiği bu kurum, ne yazık ki dünyanın içinde bulunduğu zorbalığa mukavemet edecek karar alıcı mekanizmadan yoksundur.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle “Dünya 5’ten büyüktür” ve dünya bu 5 devletin politik egolarına ve çıkarlarına mahkûm edilemeyecektir.
Türkiye, tarih boyunca insanlığa hizmet eden, adalet terazisini insanlığın âli menfaatleri ölçüsünde kuran, mazlum milletlerin sığınağıdır.
“Nizâm-ı Âlem” davasıyla gittiği yerlere barış ve refah götüren huzur limanıdır.
Bunun için diyoruz ki Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise, adalet merkezi Ankara’dır.
Bu doğrultuda Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde insanlık değerlerini, hukuku ve adaleti esas alan bir reform anlayışıyla, mesuliyet duygusuna sahip ülkelere öncülük edebilecektir.
81’nci, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İsrail’in eli kanlı başbakanı Netanyahu’nun genel kurula hitabı insanlık tarihinin utanç vesikası olmuştur.
Maalesef, elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının insanlık ve ahlak dersi verme küstahlığında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya izlemiştir.
Diyorum ki; Hitlerin kendisini “insan hakları savunucusu”, Mussolini’nin kendisini “özgürlük havarisi”, Stalin’in ise “demokrat” olarak nitelendirmesi ne kadar gerçekçi ise Netanyahu’nun “Dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz” demesi de “Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı tiran olarak nitelendirmesi” de o kadar gerçekçidir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Netahyahu’nun hezeyanları, esasında Batı’nın ikircikli ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin, emperyalizmin aynasında yansımasıdır.
Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi İslam ülkelerinin İsrail karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları şarttır.
Merhum Cahit Zarifoğlu’nun “Filistin bir sınav kâğıdı, her mü'min kulun önünde” dizelerine atfen, İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve irade sergilemesi kaçınılmazdır.
Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir.
İsrail saldırganlığı, yayılmacılığı ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı’nın yahut Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşmasının çerçevesinin genişletilmesiyle caydırıcı bir İslam Barış Gücünün oluşturulması kaçınılmazdır.
Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm yaşadığı, jeopolitik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde; hukuku, barış ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilen bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu da açıktır.
““Yağmur Stratejisini” hayata geçirmeyi Türk siyasetindeki mümtaz konumumuzun bir gereği olarak görüyoruz”
Sayın Milletvekilleri, Kıymetli Misafirler,
Türkiye; güvenliğini demokrasiyle, kalkınmasını hukukla, toplumsal barışını adaletle ve bölgesel etkinliğini güçlü bir devlet kapasitesiyle birlikte ilerletmek durumundadır.
İçinde bulunduğumuz dönemde, siyasi patinajlarla, ideolojik saplantılarla ve gündem kaymalarıyla enerji ve zaman kaybına yer yoktur.
Bunu başarabildiğimiz ölçüde Türkiye, kendi geleceğini daha sağlam bir zemine oturtmakla kalmayacak; çevresindeki krizlerin çözümünde ve bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde daha etkin ve yapıcı bir aktör olarak öne çıkacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi gücünü milli birlik, toplumsal adalet ve ortak refah idealinden alan güçlü bir Türkiye’yi bugünden inşa etmek kararlılığındadır.
Bu doğrultuda küresel ölçekte krizlerin ve güç savaşlarının yaşandığı kritik dönemde, ülkemizin yapısal sorunlarını aşarak kalıcı bir refah düzeni kurması amacıyla “Yağmur Stratejisi”ni geliştirmiştir.
Yağmur, bütün inanç sistemlerinde, geleneksel ve kültürel öğretilerde arınmayı, temizlenmeyi, tazelenme ve yenilenmeyi, bolluğu ve bereketi temsil ederek, Rahman’a atfen rahmetle sembolleşmiştir.
Rahmet; zahirde bolluğun, bereketin, temizlenmenin ve yenilenmenin; bâtında ise huzurun, refahın, saadetin, nefsten arınmanın, kalp kirinden temizlenmenin ve düşünce buhranından salaha kavuşmanın muştusudur.
Yağmur’un rahmeti, Türk sosyal hafızasında ve kültürel ritüellerinde geniş bir yer bulmaktadır.
İslam dünyasını yakıp kavuran savaşlar ve çatışmalar; insanlık suçları, mazlumların göğe yükselen feryatları, kadın, çocuk, yaşlı demeden emperyalist güçlerce gerçekleştirilen katliamlar, huzur, barış ve istikrar ikliminin kuraklaşması; etnik bölünmeler, mezhepsel ayrışmalar, parçalanan coğrafyalar; dünyada ve bölgemizde arınarak temizlenmenin, tazelenerek yeniden doğmanın, bolluk ve refah ile yeniden doğrulmanın misyon ve yükümlülüğünü omuzlarımıza yüklemektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarihin kutlu çağrısı, coğrafyanın mesuliyeti, siyaset kurumunun yeniden inşası, toplumsal yaşamın ihyası ve devlet kapasitesinin arttırılması için “Yağmur Stratejisini” hayata geçirmeyi Türk siyasetindeki mümtaz konumumuzun bir gereği olarak görüyoruz.
“Yağmur Stratejisi”, Partimizin “Üç Hilal”inden aldığımız ilhamla, yasama, yürütme ve yargıdan oluşan üç temel erkin ahenk içinde çalışmasına ve istikrarın sürdürülmesini esas alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurumsallığına dayanmaktadır.
Devleti oluşturan bu anayasal erklerin kuvvetler ayrılığı esasında bağımsız ve uyum içerisinde milli kaynak, imkân ve kabiliyetlerin seferber edilerek bereketin ve bolluğun milletimizin üzerine yağmasını öngörmektedir.
Bununla birlikte, yağmurun yıkıcı etkiye sahip bir sele dönüşmesi de engellenmelidir.
Güvenlikte, ekonomide ve demokraside tahribata yol açılmaması için etkili bir denge ve denetim sistemi uygulanmalı bu çerçevede Yasamada güçlü bir Milliyetçi Hareket Partisi kurumsallığı tesis edilmelidir.
Ayrıca ülkemize yağan ve milletimizi ferahlatan yağmurun bereketinden bölgemiz ile gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan insanların da istifade etmesi esas olmalıdır.
Yağmur Stratejisinin temel ilkesi, istikrarın korunmasıdır
Yağmur Stratejisinin başarısı ise;
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kazanımlarına ve sağladığı istikrara sahip çıkılmasına,
Cumhur İttifakında vücut bulan, Türkiye’yi milli hedefler istikametinde ileriye taşıma kararlılığının aynı inanç ve iradeyle devam etmesine,
Ülkemizin arkasına aldığı rüzgârla, yeni atılımlar için fırsat ve imkânları değerlendirmesine bağlıdır.
Bununla beraber, Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesiyle mümkün olacaktır.
Zira üçüncü dönem ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır.
O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Sayın Erdoğan’dadır.
Dünyanın içinde bulunduğu kaotik süreçte, bölgemizde cereyan eden belirsizliklerle dolu ortamda, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda tarihi adımların atıldığı bir dönemde, Türkiye’nin istikamet değiştirmeye ve hedeflerinden vazgeçmeye değil, sistemsel ve kurumsal olarak bütünüyle mevcut imkânlarını ve kaynaklarını sürdürmeye ihtiyacı vardır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır.
Bu nedenle, Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir.
Bunu mümkün kılacak hukuki, siyasi ve toplumsal zemin fazlasıyla vardır.
Anayasa’nın 116’ncı maddesinde yer alan “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir” hükmü, meclisin nitelikli çoğunlukla alacağı “seçimlerin yenilenmesi” kararıyla üçüncü dönem cumhurbaşkanlığı adaylığını mümkün kılmaktadır.

Bu hükümler doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşüncemiz şudur:
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun zamanda ve azami mutabakatla “seçimlerin yenilenmesi” kararı alınmalıdır.
Meclisin alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin yine 2028 yılı içinde yapılması istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek, sistem, ruhuna uygun işletilmiş olacaktır.
Bu yönde bir iradenin tezahürüyle gereksiz tartışmalar bitecek, belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomik güven artacak, ülkemiz, attığı tarihi adımlarda doludizgin yoluna devam edebilecektir.
Türkiye hasımlarının beklediği ve umduğu istikrarsızlık yaşanmamış, belirsizlik, kaos ve kargaşaya yatırım yapanların hesabı boşa çıkmış olacaktır.
Burada şunun da altını çizmek gerekir ki; bizim meselemiz şahısların siyasî kariyeri değil, devletin devamlılığı, siyasetin istikrarı ve en nihayetinde “Lider Ülke Türkiye’nin” inşa ve ihyasıdır.
Partimiz, 2028’i bir seçim tarihi olarak görmenin ötesinde, Türkiye için büyük reformların hayata geçirileceği bir dönemin miladı olarak değerlendirmektedir.
Bu çerçevede, hedef saptırmaya yönelik girişimler son bulmalı, adaylık netleşmeli, acımasız rekabet şartlarında dünya gerçekleriyle yüzleşilmelidir.
Cumhurbaşkanıyla birlikte kuşkusuz ki Meclisteki milletvekili çoğunluğu da Cumhur İttifakında olmalı, denge ve denetleme mekanizmasının daha sağlıklı işleyebilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi yasamada temsil gücünü mutlaka artırmalıdır.
"Çünkü MHP güçlü ise Türkiye güvende olacaktır"
MHP güçlü ise milli birliğimiz ve kardeşliğimiz pekişecek, milletimiz huzur bulacaktır.
Bu sebeple Yasamaya ilişkin hedefimiz nettir ve şunlardır:
Birincisi “Temsil gücüdür”. Bu çerçevede oy oranımızı artırmak, milletvekili sayımızı çoğaltmak, Türkiye’nin birinci partisi olmaktır.
İkincisi “Kurumsal güç”tür. Yasama organının kurumsal yapısı içinde, yönetim organlarında daha fazla görev almak, daha etkin hale gelmektir.
Üçüncüsü ise “Siyasal güç”tür. Bu şekilde yasama faaliyetlerinde ve politika belirlemede daha etkin ve belirleyici olmak, Partimizin stratejik hedeflerini, ekonomik ve sosyal politika önceliklerini hayata geçirmektir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin şahlanışına tanıklık edecek önümüzdeki 5 yıllık dönemin siyasi formülünü şu şekilde ifade ediyorum:
“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı”.
Bu formül, yürütmenin güçlü olduğu kadar yasamanın da güçlü, denetleyici, üretken ve belirleyici olması gerektiğine ilişkin stratejimizin ve küresel güç olma azmimizin ifadesidir.
Dünyanın belirsizliğe sürüklendiği bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı istikrardır.
Uluslararası sistemin kuralsızlaştığı, çatışmaların ve risklerin arttığı bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı kudrettir, millî birliktir.
Bu nedenle, 2028’e giderken meseleyi yalnızca “Kim Cumhurbaşkanı olacak ya da iktidara hangi parti gelecek” sorusuna indirgemeyi doğru bulmuyoruz.
Bize göre asıl sorulması gereken soru, “Türkiye, dünyanın yeniden şekillendiği bu tarihî döneme hangi siyasi liderlik ve hangi devlet tecrübesiyle girecektir?” şeklinde olmalıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi, “Yağmur Stratejisiyle” yasama, yürütme ve yargıda temerküz edecek güçlü devlet kurumsallığında; bolluk ve bereketin, huzur ve refahın, kardeşlik ve dayanışmanın, milli birlik ve bütünleşmenin milletimizin üzerine yağacağı bir rahmet iklimi öngörmektedir.
İnanıyoruz ki her yağmur damlası bereketi, bolluğu aynı zamanda umudu, huzuru, kardeşliği ve geleceğe olan güveni de besleyecektir.

"Milliyetçi Hareket Partisi, her bir sayfası kan ve irfanla yazılmış tarih sayfalarının düşüncede devamı, siyasette hülasasıdır"
Değerli Dava Arkadaşlarım, Kıymetli Misafirler,
Devlet ebet müddet, millet ebet müddet gayemizdir.
Türk ve Türkiye yüzyılını inşa etmek, 2053 yılında lider ülke ve süper güç haline gelmek hedefimizdir.
Türkiye’nin kudreti, milletimizin huzur ve refahı için en uygun kararları almak çabamızdır.
Türkiye sistemsel ve yapısal sorunlarını aşmış olmanın, hedeflere ulaşmayı mümkün kılacağı bir sıçrama evresindedir.
Bu nedenle Türkiye’nin küresel bir güç olmasını mümkün kılacak adımları atmada zaafiyet gösteremeyiz.
Türkiye hasımlarına fırsat veremeyiz.
Geride kalalım isteyenlere tamam diyemeyiz.
Karşımızda hizalanan marjinallere ve emperyalizmin taşeronlarına sessiz kalamayız.
Terörsüz Türkiye, istikrarlı bölge diyoruz, kardeşlik, huzur ve barış diyoruz; Milliyetçi Hareket Partisi karşıtlığında birleşen müflis siyasetçiler bizi hedef almaktan geri durmuyor.
Bunların istismar ve iftiralarına, güdümlü siyasetlerine, siyasi ikbal için ülkemizi ve milletimizi ateşe atmaktan çekinmeyen sicillerine karnımız toktur.
Onlara diyeceğim şudur:
Milliyetçi Hareket Partisi, her bir sayfası kan ve irfanla yazılmış tarih sayfalarının düşüncede devamı, siyasette hülasasıdır.
Bilge Kağan’dan Atatürk’e; Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet’e; Türk tarihinin derin hafızasıdır.
Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e uzanan irfan ve ilim kaynağı, Milliyetçi- Ülkücü Hareket’in hukukunda mahfuzdur.
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’dir, cümle Türk dünyasıdır.
Zilletin karşısında devletin; zulmetin karşısında milletin yanında yer alanların obası, dahili ve harici şer odaklarına karşı göğsünü siper edenlerin otağıdır.
Bize akıl vermeye çalışanlara, emperyalizmin tuzağına düşmüş, sözcülüğüne soyunmuş, MHP’yi içeriden parçalamak, arkadan vurmak için fırsat kollamışlara; milletimizi provoke edip bir sonraki seçimde kaymak tabakasını meclise sokabilmek için sığıntı ittifaklar arayanlara, Ziya Paşa’dan ilhamla diyorum ki; “İdrâk-i maâlîniz o küçük aklınıza gerekmez. Zira sizin teraziniz MHP’nin sıkletini çekmez.”
Bu düşüncelerle, başarılarla dolu bir hafta geçirmeniz dileğiyle her birinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun diyorum.