Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin doğum izninden dönen bir kadın çalışanın uzmanlık alanı dışında görevlendirilmesine ilişkin ayrımcılık tazminatı talebinin reddine yönelik kararı bozmasını değerlendirdi.
Kararın çalışma hayatında annelik haklarının korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Yurdakul, Yargıtay 9. Hukuk Dairesini aldığı karardan dolayı kutladı.
Türkiye'de doğurganlık hızının 1,42'ye gerilediğine dikkat çeken Yurdakul, bu durumun bir beka meselesi olduğunu belirterek MHP'nin nüfus politikalarına ilişkin çalışmalarını hatırlattı.
'Yargıtay 9. Hukuk Dairesini kutluyorum'
MHP'li Yurdakul sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin, doğum izninden dönen bir kadın çalışanın uzmanlık alanı dışında görevlendirilmesine ilişkin ayrımcılık tazminatı talebinin reddini bozması, çalışma hayatında annelik haklarının korunması bakımından son derece önemli bir karardır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesini, milletimizin nüfus dinamiklerini etkileyebilecek bir hususta verdiği karar nedeniyle kutluyorum.
2024 yılında Liderimiz ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin talimatları ve himayelerinde gerçekleştirdiğimiz Aile Kurumu Çalıştayından bu yana ülkemizde 1.42’ye düşen doğurganlık hızının nasıl bir beka meselesi olduğunu anlatıyor ve bu hususta nüfus politikalarımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. Ülkemizde toplam doğurganlık hızının düşüşünün nedenlerini açıkladık.
Özellikle, “Çalışan kadınların doğum öncesi ve doğum sonrası hakları, gebelik kararını etkilemektedir, bu nedenle doğum sonrasında işe dönüşler sorunsuz olmalı ve kadınlarımız bu hususta hiçbir hak kaybı ile karşılaşmaması” gerektiğini belirterek Milliyetçi Hareket Partisi olarak politikamızı açıkça ifade ettik ve bu beka meselesindeki duruşumuzu milletimize sunduk.
MHP'den 20 maddelik plan
Milliyetçi Hareket Partisi olarak hazırladığımız 20 maddelik Aktif Pronatalist Millî Nüfus Politikamızda, çalışan annelerimizin doğum sonrası işe dönüş güvencesini, görev ve terfi haklarının korunmasını ve analık hakkının psikolojik baskı (mobbing) gerekçesine dönüştürülmemesini özellikle belirttik. Açıkladığımız politikamızda;
Hamile olan çalışan kadınlara:
- Doğum öncesi 2 ay ücretli izin.
- Doğum sonrası ilk 6 ay ücretli izin.
- İkinci 6 ay esnek ve uzaktan çalışma modeli ve süt izni.
- Ayrıca istenilirse anneye 2 yıl ücretsiz izin hakkı tanınmalıdır.
- Ve en önemlisi de çalışan kadınlara doğum sonrası aldığı izin sonrası İşe dönüş güvencesi öneriyoruz. Bu hakkı kullanan kadının terfi, görev veya iş güvencesi bakımından cezalandırılmasına karşı güçlü koruma oluşturulmalıdır. Analık hakkının mobbing gerekçesine dönüşmesine müsaade edilmemelidir.
'Hukuk, milli vicdanımızın gereğini ortaya koydu'
Bugün görüyoruz ki ülkemizin en karlı sektörlerinden biri olan bankacılık sektöründe çalışan, mesleğinde uzmanlaşan ve kariyerinde ilerleyen bir Türk kadını, sırf doğum yaptı diye işe dönüşünde kariyerine ve uzmanlığına uygun olmayan bir birimde işbaşı yaptırılmış. Annemiz, bankanın yapmış olduğu bu doğum dönüşü görevlendirme sonrasında gelir kaybına uğrarken yeni görevinin kariyeri ile uyumsuz olduğunu ortaya koyduğu savunması, Yargıtay tarafından uygun bulunmuş. Tekrar tekrar Yargıtay 9. Hukuk Dairesini, milletimizin nüfus dinamiklerini etkileyebilecek bir hususta verdiği karar nedeniyle kutluyorum. Hukuk, milli vicdanımızın gereğini ortaya koymuştur.
HEM ANNELİK HEM KARİYER: HER İKİSİ DE MÜMKÜN
Bir kadın, evladını dünyaya getirdiği için mesleğinde geriye düşürülemez. Annelik, kariyerinden vazgeçmenin; doğum izni ise, yılların emeğinin ve kazanılmış hakların kaybedilmesinin gerekçesi olamaz! Bir kadın, çocuk sahibi olduğunda görevinden uzaklaştırılacağı, terfi imkânlarını kaybedeceği veya yılların emeğinin karşılığını alamayacağı endişesi taşımamalıdır. Zira anneliği kariyer kaybıyla ilişkilendiren her olumsuz uygulama, yalnızca bir kadının çalışma hayatını değil; henüz anne olmamış binlerce genç kadının geleceğe ilişkin kararlarını da etkileyebilecek bir güvensizlik ortamı oluşturabilir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye’de doğurganlık hızındaki gerilemeyi tersine çevirmeye ve demografik çıkarlarımızı korumaya çalışırken, çalışma hayatının kadınlarımızda annelikten uzaklaşma refleksi oluşturacak bir korku iklimine dönüşmesine müsaade etmeyeceğiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak savunduğumuz aktif pronatalist millî nüfus politikalarının temelinde de bu anlayış bulunmaktadır.
Kadınlarımızın annelik haklarını, ekonomik bağımsızlıklarını, mesleki birikimlerini ve kariyerlerini birbirine alternatif olarak görmüyoruz. Doğum izninden dönen bir annenin mesleki haklarını korumak, adil ücret ve terfi imkânlarını güvence altına almak, yalnızca hukuki bir yükümlülük değil; toplumsal ve siyasal sorumluluğumuzun da gereğidir.
Biz, Türk kadınlarının finans sektöründe ve iş dünyasının bütün alanlarında hak ettikleri konuma ulaşmalarının, annelik nedeniyle ayrımcılığa uğramamalarının ve emeklerinin karşılığını almalarının kararlı savunucusuyuz. Türk kadınının hem anneliğinin hem emeğinin hem de mesleki geleceğinin yanında olmaya devam edeceğiz. Türk milletinin geleceği, kadınlarımızı çalışma hayatından uzaklaştırarak değil; onların üretim gücünü, annelik haklarını ve toplumsal konumlarını birlikte güçlendirerek korunabilir. Güçlü ekonomi, güçlü aileye; güçlü aile, hakları güvence altında olan Türk kadınına ihtiyaç duyar!
Türk milletinin geleceğini dünyaya getiren, yetiştiren, aynı zamanda çalışan ve üreten kadınlarımızın haklarını korumak; yalnızca çalışma hukukunun değil, sosyal devletin, aile politikalarımızın ve millî nüfus stratejimizin de temel sorumluluğudur. Doğurganlık hızındaki gerilemeyi bir beka meselesi olarak değerlendirirken, anneliği iş hayatında dezavantaja dönüştüren uygulamalara kayıtsız kalmayacağız. Kadınlarımızın annelik hakkını da emeğini de koruyacağız!