Toplumumuzda "çocuklar için katlanmak" ifadesi, kutsal bir fedakarlık gibi algılanır. Ancak modern psikoloji, bu durumun madalyonun diğer yüzünde çocuklara ağır bir duygusal yük bindirdiğini kanıtlıyor. Sürekli çatışmanın olduğu, sevginin tükendiği veya sessiz bir gerilimin hakim olduğu bir evde "birlikte kalmak", her zaman çocuğun yüksek yararına hizmet etmiyor.
Asıl Yük Birliktelik Değil, Yönetilemeyen Mutsuzluk
Çocuklar için bir arada olmak başlı başına bir zorluk değildir. Onları asıl yoran şey; anne ve babanın kendi mutsuzluğunu yönetememesi, bastırılan öfkeler ve havada asılı kalan gerginliklerdir. Çocuklar, söylenmeyenleri hisseder ve ebeveynlerinin mutsuzluğunu kendi suçlarıymış gibi üstlenmeye meyillidirler.
Fedakarlık Hikayeleri Yerine Tutarlı Yetişkinler
Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için "ideal ama mutsuz" bir tabloya değil; duygusal olarak dürüst, tutarlı ve kendi hayatının sorumluluğunu alan yetişkinlere ihtiyacı vardır. "Senin için bu hayata katlandım" mesajı, bir çocuk için taşınması en zor borçlardan biridir. Çocuklar fedakarlık destanlarını değil, hayatla başa çıkabilen ve kendi mutluluğunun sorumluluğunu taşıyan ebeveynleri model alırlar.

"Birlikteyken İyi Olamamak" En Zor Sınav
Ebeveynin tükenmiş, öfkeli ya da doyumsuz olması, sağlıklı bir bağ kurmasını engeller. Çocuk için en sarsıcı olan şey anne ve babasının ayrı yaşaması değil, aynı çatının altında birbirine "yabancı" veya "düşman" olmasıdır. Çünkü çocuk için hayatın anlamı, fiziksel yakınlık değil, duygusal huzurdur.
Karar Vermeden Önce Kendi Hayatınıza Bakmak
Uzmanlar, ilişkide kalıp kalmama kararını vermeden önce ebeveynin kendi hayatının sorumluluğunu alması gerektiğini vurguluyor. Eğer bir ebeveyn önce kendi ruhsal dünyasını iyileştirmezse, vereceği karar (boşanmak ya da kalmak) her iki durumda da çocuğa yine "mutsuzluk" olarak yansıyacaktır. Karar ne olursa olsun, çocuk için en önemli şey; dürüst, şeffaf ve duygusal olarak ulaşılabilecek bir anne-babaya sahip olmaktır.