İdrak ettiğimiz mübarek Kurban Bayramı’na, mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararı sonrası CHP’de yaşanan gelişmelerin trajikomik atmosferi içinde girdik. Medyada en çok konuşulan konu ise “Kemal Kılıçdaroğlu tarafı ne yapıyor, ne yapacak?” ve “Özgür Özel tarafı ne yapıyor, ne yapacak?” soruları etrafında şekilleniyordu.
Son yıllarda CHP’li belediyelerde sıkça gündeme gelen yolsuzluk, rüşvet ve ahlaki çürüme iddiaları partiyi sürekli meşgul ederken, mutlak butlan kararıyla birlikte genel başkanlığın el değiştirmesi CHP’yi bir kez daha gündemin merkezine taşıdı. Parti, bu kararın ardından fiilen bölünmüş durumdadır.
CHP’deki manzara, Türk sinemasının efsanevi komedisi Tosun Paşa’daki iki köklü ve hasım aile olan Seferoğulları ile Tellioğulları arasındaki amansız kavgayı ya da Hasip ile Nasip filmindeki babadan oğula geçen rekabeti andırıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, hukuki karara dayanarak “CHP Genel Başkanı benim” derken; Özgür Özel ise kararı tanımadığını belirterek “CHP Genel Başkanı benim” diyor.
Özgür Özel, iddiasını güçlendirmek için TBMM’deki CHP grubuna hâkim olmak amacıyla apar topar kendisini Grup Başkanı seçtirdi. Anıtkabir’de koyduğu çelengin üzerine cebinden çıkardığı “CHP Genel Başkanı” yazılı ibareyi iliştirmesi ve görevlilerin müdahalesi ise ayrı bir trajediydi.
Kemal Kılıçdaroğlu partililerle bayramlaşma toplantısını CHP Genel Merkezi’nde yaparken, Özgür Özel ise CHP Ankara İl Başkanlığı önünde gerçekleştirdi. CHP’de sular durulacak gibi görünmüyor. Parti içinde yaşanan her eylem ve söylem, sağduyunun tamamen kaybolduğunu gösteriyor.
Yazılarımı takip eden herkes bilir ki, ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne de Özgür Özel’in bugüne kadar sergiledikleri politikaları asla tasvip etmem. Zira her ikisi de CHP’yi kuruluş felsefesinden ve millî çizgiden epeyce uzaklaştırmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “CHP’ye sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum.” sözleri de bu gerçeği kabullenmekten başka bir şey değildir.
Fakat CHP’de dehşetle izlediğim bir hususa değinmeden geçemeyeceğim: Daha üç yıl önce CHP ve yandaşlarının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye’nin kurtarıcısı olarak pazarladığı, “Ben Kemal, geliyorum” replikleriyle coşkuyla desteklediği Kemal Kılıçdaroğlu’na; etnik kökeni, inancı ve karakteri üzerinden ağza alınmayacak ağır ifadelerle saldırmalarıdır.
Adamı, CHP kongresinde dünya görüşü ve ideolojisi olmayan, İBB Başkanlığı döneminde tembellikle sonuçlanan Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hırsları uğruna maddi imkânlarla delegeleri etkileyerek devirmeleri yetmiyormuş gibi; şimdi de mutlak butlan kararı sonrası tekrar genel başkanlığa dönmesi üzerine öyle iğrenç bir üslupla linç ediyorlar ki, CHP’de ahlak ölçüsünün ve vefanın tamamen tükendiğini dehşetle izliyoruz.
Bu iğrençliğe kimi parti yöneticisi, kimi milletvekili, kimi il başkanı, kimi yazar, kimi yorumcu, kimi sanatçı, kimi de CHP’den pay kapma yarışına giren yancılar imza atmaktadır.
Tarihte birçok siyasi kavga, bölünme, ayrılık ve sert üslup gördük. Ancak böylesine ahlak dışı, iğrenç ve seviyesiz bir dili bugüne kadar hiçbir partide görmedim. Bu durum, CHP’nin bünyesindeki siyasi ahlak, karakter ve vefa seviyesini de açıkça ortaya koymuştur. Geçmişte 13 yıl genel başkanlık yapmış Kemal Kılıçdaroğlu’na bile bu muameleyi reva görenlerin psikolojisi, Türkiye’nin temel meselelerini anlamaya ve çözmeye ne yazık ki uygun değildir.
CHP çıkmaz bir yola girmiş, debelenip duruyor. Bakalım sonu nereye varacak?