Türkgün | Başyazı | Gerisini barış istemeyenler düşünsün

Gerisini barış istemeyenler düşünsün

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

CHP zihniyetinin en büyük sorunu, dünya ve toplum gerçekliklerini doğru okuyamaması ile gelişmelere karşı milli ve akılcı politikalar üretememesidir. Bu tutum, siyasetçisinden yazarına, yorumcusundan trolüne, sanatçısından iş adamına, belediye başkanına kadar neredeyse tüm CHP kesimlerinde maalesef baskın hâldedir.

Gördüğünüz gibi Orta Doğu’da savaşlar ve çatışmalar hiç eksik olmuyor. Özellikle İsrail’in Gazze’de başlattığı katliamın ardından ABD’yi de yanına alarak birçok ülkeye saldırması, bölgeyi adeta bir ateş çemberine dönüştürdü. ABD ve İsrail İran’a odaklanırken, İsrail Gazze’deki saldırılarını sürdürdüğü gibi Lübnan’ı da bombalamaya devam ediyor. İran’ın, ABD ve İsrail’in saldırılarına misilleme olarak bölgedeki ABD üslerine füze göndermesiyle savaş tansiyonu daha da yükseldi. Bir taraftan da ABD-İsrail-Yunanistan üçgeninin yönlendirmesiyle Kıbrıs’taki Rumlar silahlanmakta ve Türkleri sürekli taciz etmektedir.

Tüm bu gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki, böyle bir hengamede güçlü bir milli savunma sanayisine sahip olmak hayati bir zorunluluktur. Ne var ki Türkiye’de bu gerçeği CHP zihniyetine bir türlü anlatamıyoruz. Hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni savaş meydanlarında kurmuş olan Atatürk’ün bizzat kurduğu parti oldukları hâlde…

CHP, milli savunma teknolojilerinde yerli ve milli üretimi, ülkemizi korumak için aldığımız kritik önlemleri ısrarla kösteklemekte, küçümsemekte ve değersizleştirmeye çalışmaktadır. Türk devleti her türlü tehdide ve olası saldırıya karşı hava savunma sistemini güçlendirmeye çalışırken, CHP zihniyeti anında “S-400 niye alındı, bize kim saldıracak? Irak mı, İran mı, Rusya mı? Silahlar zaten onların. Yunanistan’la mı kavga edeceğiz?” refleksini göstermişti. CHP, ülke hangi milli savunma atılımına girişse muhakkak eleştirmektedir. Milli savunmanın güçlülüğünün aynı zamanda tehditler karşısında bir caydırıcılık unsuru olduğunu bir türlü anlayamamaktadır.

Mesela Türkiye düşmanlığını sürekli canlı tutan ülkelerin medyasında ürettiğimiz Yıldırımhan füzesine dair duyulan endişeleri okurken, CHP’li yorumcu Nevşin Mengü de Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü bu bağlamda çok yanlış yorumladığını şu sözlerle göstermiş:

“Yıldırımhan füzesinin üzerinde Atatürk imzasını görünce dedim ki ne kadar ironik… Ülkemizin kurucusu Atatürk ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözüyle bilinen gerçek bir dünya lideri. Ama bugün füzenin üzerinde imzası…”

Türkiye, milli savunma gücünü birilerine savaş açmak için artırıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Mantığa bakar mısınız?

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de geçtiğimiz yıllarda benzer bir gaflete imza atmış ve şöyle demişti: “Vizyona bakın. Gözlerim yaşardı. İkinci yüzyıl vizyonu; tank, top, İHA, SİHA, vur kır, öldür, kahramanlık türküleri… Cumhuriyet bunun için kurulmadı. Cumhuriyet, bir medeniyet projesidir. Barış projesidir. Demokrasi projesidir.”

Oysa dünyada barış, güçlü silahlara sahip ülkeler sayesinde de tesis edilir. Türkiye’nin tarihî adalet misyonu ve genetiği zaten buna son derece uygundur. Peki İsrail ya da Yunanistan gibi ülkelerden bir saldırı geldiğinde “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek saldırıyı sineye mi çekeceğiz, yoksa haddini bildirerek bağımsız ve güçlü bir ülke duruşu mu sergileyeceğiz? 

Atatürk, Türk’ün vatanına göz koyan yedi düvele haddini bildiren başkomutan değil miydi?

“Yurtta sulh, cihanda sulh” bir felsefedir; Türk milleti bu felsefeyi hem yurtta hem cihanda yaşatmak için elinden gelen her şeyi zaten yapmaktadır. Adaleti, hukuku ve merhameti bilen bir devletin elindeki güçlü silah, düşmanlara en büyük caydırıcılıktır. Biz milli savunmamızı güçlendirelim, önlemlerimizi alalım da, gerisini barış istemeyen düşmanlar düşünsün…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...