Atatürk, Nutuk’ta iç cephenin önemini şu sözlerle vurgulamıştı:
“Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, mağlûp olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.”
Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Mısır ve benzeri ülkelerin yaşadığı acılar, iç cephesi güçlü olmayan devletlerin başına neler gelebileceğini tüm dünyaya göstermiştir. ABD ve İsrail’in hedef aldığı Orta Doğu’da yaşanan işgal, çatışma ve savaşlar, iç cephenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Cumhur İttifakı, bütün bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle “iç cepheyi güçlendirme” odaklı “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır.
Bu süreç ilan edildiğinde, yanına ABD’yi alan İsrail Gazze’de katliam yapıyor, İran’a, Suriye’ye, Lübnan’a, Katar’a ve Yemen’e saldırılarını sürdürüyor, Kıbrıs’ta Rumlarla silah anlaşmaları imzalıyor ve bir taraftan da Türkiye’yi açıkça tehdit ediyordu.
Bu süreç aynen devam etmektedir.
Türkiye, bölgedeki tehlikeleri çok net gördüğü için iç cepheyi; dostlara güven, düşmanlara korku veren güçlü bir çizgiye taşımak istemektedir.
Ancak birileri tribünlerdeki ayrışmalarla, Türk bayrağına yönelik alçak saldırılarla ve etnik fitnelerle bu çizgiyi bozmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin iç cephesi zayıflarsa bundan en çok kim yararlanır? Elbette Türkiye üzerinde hesap yapan düşmanları…
Bu kritik süreçte Türkiye’de yaşayan herkesin çok dikkatli olması gerekmektedir.
Tribünlerde (tahrik, tahkir, taciz ve tazyik ile)şiddet arayanlar varken, kimse futbol takımları üzerinden bölücü dil kullanmamalıdır.
Türk bayrağı, etnik kökeni ne olursa olsun her vatandaşın altında toplandığı en büyük güvence iken, ona düşmanlık gösterilmemelidir.
Türk vatandaşlığı kimliği altında herkes eşitken, hiç kimse etnik fitne, ayrıştırma ve ötekileştirme çabasına girmemelidir.
“Terörsüz Türkiye” projesi, tüm bölücü talepleri ve terör eylemlerini kökten bitirme hedefidir.
Terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın bile şu çağrısı, bu projenin ne kadar güçlü ve bağlayıcı olduğunu göstermektedir:
“PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir.”
Terör örgütünün kurucusu kendi yarattığı yapının tarihsel ve sosyolojik olarak iflas ettiğini açıkça kabul etmişken, sözde onun adına hareket edenlerin hâlâ bölücülük ve terör eylemlerine devam etmesi hem mantıksız hem de sürdürülemez hale gelmiştir.
O yüzden “Terörsüz Türkiye” yolundan dönüş mümkün değildir. Etnik fitne temelindeki terör ortadan kalktığında, Atatürk’ün önemle vurguladığı o güçlü iç cephe, Türkiye’nin en büyük zırhı olacaktır. Zaten milli savunma teknolojisinde de güçlenmemizi de dost-düşman görüyor. Bu süreci engellemeye, lekelemeye, gölge düşürmeye, baltalamaya, fitne yaymaya ve iftira atmaya çalışan kim varsa, emin olun ki Türkiye’nin en büyük düşmanıdır.