Türkgün | Başyazı | İran’da iç çatışma tezgâhı bozuldu

İran’da iç çatışma tezgâhı bozuldu

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

Geçtiğimiz yıllarda yaşanan iç çatışma örneklerine bakıldığında, İran açısından en büyük tehlikenin bu tür gelişmeler olduğu uzun zamandır biliniyordu. İran için dış saldırılardan ziyade, iç karışıklıklar yoluyla zayıflatılma ve kontrol altına alınma ihtimali, çok daha güçlü ve gerçekçi bir senaryo olarak değerlendiriliyordu.

Nitekim ABD ve İsrail’in İran’a yönelik doğrudan askeri saldırılarından aylar önce, ülke içindeki muhalif unsurların harekete geçirildiği ve haftalar süren şiddet olaylarında binlerce insanın hayatını kaybettiği bilinmektedir. Daha önceki yıllarda da benzer iç karışıklıklar yaşanmıştı. ABD ve İsrail, İran’ı bombalamadan önce ve bombardıman sürecinde bu gerçeğin farkında oldukları için İran halkını sürekli rejime karşı ayaklanmaya çağırmıştı.

Netanyahu denen Siyonist yaratık, “Harekete geçmelisiniz. Bunun için gerekli koşulları oluşturuyoruz” diyerek; Trump isimli ruh hastası ise “Şimdi size istediğinizi veren bir başkanınız var. Bakalım nasıl karşılık vereceksiniz. Bu fırsatı kaçırmayın” açıklamasıyla İran halkını açıkça tahrik etmişti.

Ancak ABD ve İsrail’in doğrudan bombardıman ve füze saldırılarına başlamasıyla birlikte İran halkı, rejime karşı ayaklanmayı bir kenara bırakarak dış müdahaleye karşı ortak bir cephede daha güçlü bir duruş sergilemeyi tercih etti. Savaşın ilk günlerinde ABD ve İsrail’in Minab’da bir okula düzenlediği saldırıda 170 kız öğrencinin hayatını kaybetmesi, İran halkının gerçekleri daha net görmesini sağladı. ABD ve İsrail, bir yandan İran halkını sözde “demokrasi” adına rejime karşı ayaklanmaya davet ederken, diğer yandan masum İranlı çocukları öldürmesi, bu iki emperyalist ülkenin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Bu vahşi tablo, İran halkının tuzağa düşmesini engellemiş ve onları rejim etrafında kenetlenmeye yöneltmiştir.

ABD ve İsrail’in İran’da planladığı iç çatışma senaryosunu zorlaştıran unsurlardan biri de “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefi olmuştur. Zira ABD ve İsrail’in, İran üzerinde terör örgütü PKK’nın uzantısı olarak görülen PJAK’ı kullanmayı planladığı bilinen bir gerçekti.

“Terörsüz Türkiye” odaklı bu süreçte yapılan çağrılar ve atılan adımlar, söz konusu planların hayata geçirilmesini önemli ölçüde sekteye uğratmıştır. Nitekim terör örgütü PKK’nın İran kolu olarak bilinen PJAK’ın da bu strateji doğrultusunda hareket alanının daraldığı görülmektedir.

Trump’ın, Fox News muhabirlerinden Trey Yingst’e söylediği “PJAK’a çok sayıda silah gönderdik. Bunları Kürtler aracılığıyla gönderdik; ancak bu silahlar alıkonuldu.” şeklindeki ifadeler de işte bu süreçte onlar adına yaşanan hayal kırıklığını yansıtmaktadır.

Türkiye başta olmak üzere Suriye, Irak ve İran; “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” stratejisinin faydalarını bu süreçte daha net görmüştür. Bu yaklaşım, söz konusu ülkelerin iç cephelerini güçlendirmeyi amaçladığı gibi, ABD ve İsrail’in bölgedeki dış müdahale ve istikrarsızlaştırma girişimlerini de bozma amacını taşımaktadır.

Nitekim bu stratejinin büyük ölçüde etkili olduğu görülmekte; İran’daki çatışmaların sona ermesinin ardından, bu hedef ve yaklaşım doğrultusunda taşlar yerli yerine daha çok oturacaktır. 

Bu nedenle bu süreç, kararlı ve sağduyulu bir şekilde güçlendirilmelidir. Zira Sayın Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye; doğru zamanda atılan doğru bir adımdır” sözü, bölgemizdeki gelişmeleri daha net anlamamızı sağlayacak işaret fişeğidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...