Yaşadıklarımıza, gördüklerimize ve duyduklarımıza bakarak söylüyorum: Son yıllarda Türk siyasetinin kalitesi gerçekten günden güne irtifa kaybediyor, adeta yerlerde sürünüyor.
Son olarak, tacizle suçlanan CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan’ın bir doğum günü kutlamasının yapıldığı evde, bir kadın ve bir erkek tarafından tekme ve tokatlarla darbedildiği görüntüler, siyasetteki bu irtifa kaybının son ve ibretlik örneklerinden biri olmuştur.
Milletin geleceğini ilgilendiren, toplumun hayatının her alanını etkileyen hayati kararlara imza atma yetkisi verilen bazı milletvekillerinin içinde bulunduğu durum gerçekten ibretlik ve içler acısıdır.
Yaşantısıyla, ahlakıyla, edebiyle, adabıyla, çalışkanlığıyla, bilgisiyle, hitabetiyle ve vatanseverliğiyle her kesime örnek olması gereken bir milletvekili; TBMM çatısı altında taşıdığı sıfatla gayriahlaki yaşam tarzı, alkoliklik, uyuşturucu kullanımı ya da satışı, rüşvet, yolsuzluk, iş takibi ve komisyonculuk, menfaat karşılığında saf değiştirme, kaçakçılık, sahtecilik, ajanlık, çetecilik veya emperyalizmin maşası olarak kullanılan terör örgütleriyle (PKK, FETÖ, DHKP-C vb.) ilişkileriyle anılıyorsa topluma nasıl örnek olabilir?
Toplum nezdinde bu özellikleriyle deşifre olmuş, milletvekili sıfatı taşıyan geçmişte pek çok isim oldu; hâlihazırda da var. Bir de henüz kamuoyu tarafından deşifre edilmemiş, ancak bu özellikleri taşıyan ve arka planda benzer faaliyetler yürüten siyasetçiler var. Bunu herkes biliyor. Sadece “Duymadım, görmedim.” rolünü oynuyor.
Çoğu zaman yaklaşımlar da “Ahmet elma çaldı, hırsız; Mehmet de elma çaldı ama hırsız değil. Niye? Çünkü Mehmet bizim arkadaşımız.” şeklindeki bir anlayışla şekillenmektedir.
Toplum adalet, huzur, güven ve refah ararken; geleceğine dair umut beslemek isterken, bütün bunları sağlama görevini verdiği milletvekilleri Türk milletine hizmet etmek yerine kişisel menfaatlerinin ve zevklerinin peşinde koşuyorsa, orada artık ciddi bir güven bunalımı yaşayan toplumdan söz etmek gerekir.
Geçmişte topluma bu güven bunalımını yaşatan pek çok örnek gördük. Günümüzde de görmeye devam ediyoruz. Sırf son bir yılda Türk siyasetinde yaşananlara bakmak bile içinde bulunduğumuz tablonun vahametini ortaya koymaya yetiyor.
Milletin malını rüşvet ve yolsuzlukla yağmalayan, türlü ahlaki zaaflarla ve usulsüzlük iddialarıyla gündeme gelen milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri; topluma nasıl güven verecek, nasıl kaliteli bir toplumun inşasına öncülük edecek?
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan’ın içinde bulunduğu içler acısı manzara, siyasetteki kalite erozyonunun somut ve son örneklerinden biri olmuştur. Yaşadığı pespaye ve paçoz hâle rağmen utanmadan “Ben milletvekiliyim.” diyerek polislere kimlik göstermesi ise başlı başına ayrı bir rezalet tablosudur.
Yeni Partili Umut Akdoğan da bu milletvekiline, bilinçaltındaki “CHP’de kalıp Yeni Parti safına geçmedi.” düşüncesiyle yüklenmiş; “Soytarı, utanmaz. Kim buldu, kim getirdi, kim bunu vekil yaptı… Şaşıyor insan. Ahlaksızlık, arsızlık, yüzsüzlük, sarhoşluk, edepsizlik, hepsi bunda.” türünden ifadelerle eleştirilerini sertleştirmiş. Bu milletvekili yanlarında olsa bunları söyler miydi?
Çünkü kendilerinin bu tür olaylarda nasıl bir tutum sergilediğini, daha önce CHP’deki yaşanan ahlaksız örneklerden biliyoruz.
Türk siyasetinin kalitesini korumak isteyen çok az sayıda siyasetçi ve devlet adamı var. Türk milletinin huzurlu ve güvenli bir geleceğe sahip olması için, siyasette ahlakı, liyakati ve sorumluluk anlayışını savunan bu isimlerin kıymeti bilinmeli; siyasi hesapların üzerinde tutulmalıdır.
Türk siyasetinde kalite artarsa, Türk milletinin geleceği işte o zaman garanti altında olur.