Adıyaman'da yaşayan 71 yaşındaki Abuzer ve 59 yaşındaki Zeynep Doğan çifti, tüp bebek tedavisi sayesinde 34 yıl sonra sahip oldukları dünya tatlısı ikiz çocukları Tekbir Gül ve Havva Gül ile Türkiye'nin gündemine oturdu.
İkiz çocukların öğretmeninin öncülüğünde ailece gerçekleştirilen Anıtkabir ziyareti, Doğan ailesinin hikâyesinin Türkiye genelinde duyulmasını sağladı. Doğan ailesi, Türkiye'nin dört bir yanından gelen sevgi, ilgi ve sahiplenme mesajlarıyla karşılaştı.
Ailenin hayat hikâyesinin duyulmasının ardından, yaşam şartlarını iyileştirmek ve aileye destek olmak amacıyla gönüllü olarak harekete geçen çok sayıda gönlü güzel insan da oldu. Bu tablo, milletimizin gönül zenginliğinin ve dayanışma duygusunun anlamlı bir örneği oldu.
Bu güzel sahiplenmeye Adıyaman Valiliği de kayıtsız kalmadı. Valiliğin aileyi ziyaret etmesi, Doğan ailesine manevi bir destek olduğu gibi toplumdaki dayanışma duygusunu güçlendiren anlamlı bir katkı da sağladı.
Ancak Türkiye genelinde bu aileye yönelik büyük bir sahiplenme ve sevgi dalgası oluşurken, çocuklarla Anıtkabir'de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda verilen o sıcak ve samimi görüntülerden rahatsız olanlar da eksik olmadı. Aileyi etnik kimlikleri üzerinden çeşitli yaftalarla hedef alanlar, çocukların öğretmenini ise aileyi istismar etmekle suçlayanlar çıktı. Kimi din maskesiyle, kimi bölücülük zehriyle harekete geçti.
Anne ve babanın yöresel kıyafetleriyle, çocukların ise kendilerine en çok yakışan güzel kıyafetleriyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ziyaret etmesinden rahatsızlık duyan; bu anlamlı ziyarete öncülük eden öğretmeni neredeyse taşlayacak kadar ileri giden bir zihniyetin garabetine de şahit olduk.
Oysa ortada ne etnik bir ayrımcılık ne de siyasi bir hesap vardı. Bir ailenin, çocuklarının öğretmeninin öncülüğünde Cumhuriyet'in kurucusuna duyduğu saygıyı ifade etmesinden ve Anıtkabir'de samimi, sıcak bir görüntü vermesinden başka ne vardı?
34 yıl boyunca evlat hasreti çeken bir anne ve babanın mutluluğunu paylaşmak, iki çocuğun sevincine ortak olmak ve onları Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzuruna götürmek neden bazılarını bu kadar rahatsız eder?
Asıl sorgulanması gereken belki de budur.
Anne hiç Türkçe bilmiyormuş; yalnızca Kürtçe konuşuyormuş. Ne güzel işte... Kendi ana diliyle konuşuyor ama ortak değerimiz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda duygularını paylaşıyor, dua ediyor.
Baba ise en samimi hâliyle, "Var olsun Türkiye'miz, devletimiz, bayrağımız." diyor.
Bundan rahatsızlık duymak yerine, bu güzel tablodan gurur duymak gerekmez mi?
Bir annenin kendi ana diliyle dua etmesi, bir babanın devletine ve bayrağına bağlılığını ifade etmesi, iki çocuğun Cumhuriyet'in kurucusunun huzurunda mutluluk yaşaması ve bütün bunların milletimizin ortak vicdanında karşılık bulması neden sorun olsun?
Tam tersine, bu tablo Türkiye'nin birlik ve beraberliğinin en güzel fotoğraflarından biri değil midir?
Hep ayrıştırmanın, hep kutuplaştırmanın peşinde koşanlar neden bu ülkeye sürekli nefret ve kin tohumları ekiyor?
Neden iyilikleri ve güzellikleri çoğaltmaya, ortak değerlerimiz etrafında buluşmaya ve kardeşliğimizi güçlendirmeye çaba harcamıyoruz?
Adıyamanlı bir ailenin ikiz çocukları Tekbir Gül ve Havva Gül ile gerçekleştirdiği Anıtkabir ziyaretinden bile ayrıştırma çıkaranlar, bu ülkeye yüklediğiniz psikolojik yük artık yeter!
Allah o anne ve babaya sağlıklı, uzun ömürler versin. Tekbir Gül ve Havva Gül'ün de bahtını açık etsin, ömürlerini sağlık, huzur ve mutluluk içinde geçirmelerini nasip etsin.