“Terörsüz Türkiye”, yalnızca terör örgütlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir proje değil; aynı zamanda iç cepheyi her türlü emperyalist tehdide karşı güçlendirmeyi ve toplumu bulunduğu konumla yüzleşmeye davet eden güçlü bir iradenin ifadesidir. Ülkemizin yaklaşık yarım asırdır süregelen bir terör meselesi bulunmaktadır. Bu mesele, Türkiye’ye maddi ve manevi açıdan ağır bedeller ödetmiştir. Yaklaşık elli yıllık bu sorunu ortadan kaldırarak söz konusu kayıpların önüne geçmeyi amaçlayan Türk devleti ve Cumhur İttifakı iradesi, her anlamda güçlü bir strateji ve kararlılık sergilemektedir.
Bu süreçte, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yüzleşmeye davet ettiği kesimler; terör örgütünün aktörleri, uzantıları ve siyasi menfaat uğruna bu yapılara destek veren muhalefet olmuştur. Sayın Devlet Bahçeli’nin ilk çağrıları, DEM’e yönelik olarak “Gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın” şeklinde dile getirilmiş; terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’a ise DEM grubunda bizzat yüzleşerek “Terörün tamamen sona erdiğini ve örgütün lağvedildiğini haykır” çağrısında bulunması yönünde olmuştur. Süreç, bu açık ve net çağrılarla başlamıştır.
Mesele terör ve terörün sona erdirilmesi olduğu için yapılan çağrılar da bu çerçevede ve bu açıklıkta ifade edilmiştir. Buna rağmen bazı art niyetli çevreler, bu sözleri sanki “PKK’ya, ne istiyorsanız hayata geçirelim” denmiş gibi çarpıtmaya çalışsa da süreç, milli devlet yapısından zerre taviz verilmeden kararlılıkla sürdürülmektedir.
Yüzleşme sahnesine davet edilen yapılar; terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan, Kandil, YPG, DEM ve bunlarla organik bağı bulunan tüm uzantılardır. Nitekim terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan, tarihe “27 Şubat açıklaması” olarak geçen metninde şu ifadeleri kullanmıştır:
“PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın, karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
Esasen ana yüzleşme sahnesi de bu açıklamadan sonra test edilmeye başlanmıştır. Türk milletine ve bölge ülkelerine yıllarca acılar ve kayıplar yaşatan terör örgütünü kuran isim, açıkça “terör eylemleri ve bölücülük talepleri sona ermiştir” derken; ona sözde “önderim” diyen bazı çevrelerin hâlâ “ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler” söylemleriyle propaganda yapmaya devam etmesi ve gündemi kirletmesi, bu yüzleşmenin kimin kim olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır. Bu tutum, açık bir ikiyüzlülük olup emperyalizmden beslenme iştahının sürdürülmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.
Etnik fitne yayan, “Terörsüz Türkiye” projesinin ruhuna aykırı biçimde bölücü talepleri gündemde tutan ve bu talepleri körükleyen kim varsa, bu ülkenin birliğine ve toplumsal barışına yönelik en büyük yüktür. Türkiye’de birlik, beraberlik ve kardeşlik zeminini güçlendirmek için bu ayrık otları temizlemek bir zorunluluktur.
Abdullah Öcalan tarafından “Artık bitti” denilen terör eylemlerini ve bölücülük taleplerini; iğrenç bir dil, kararmış bir zihin ve düşmanlaşmış bir kalple yeniden canlandırmaya çalışan, Türkiye’nin ve bölgenin huzurunu hedef alan kim varsa, emperyalist projelerin taşeronluğunu yapmaktadır. Özellikle Müslüman Kürt kardeşlerimizin bu yüzleşme sürecini dikkatle takip etmesi büyük önem taşımaktadır. Türk–Kürt kardeşliği, tam da bu noktada hayati bir anlam kazanmaktadır.
Cumhur İttifakı oy hesabı için değil, gelecek nesiller için mücadele vermektedir. Sağduyulu her vatan evladı da bunun farkındadır.