Hatay'da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile farklı ülkelerden gelen bakanlar ve aralarında BM ve AB gibi uluslararası kuruluşların yöneticilerinin de bulunduğu yabancı temsilciler, bir otelde düzenlenen 'Türkiye’nin 31’inci Taraflar Konferansı'na (COP31) Giden Yolu: Dirençli Şehirler Paneli'nde bir araya geldi.
Bakan Kurum panelin açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
"Kentsel dirençlilik; insanı, ekonomiyi, çevreyi, şehri ve yaşam kalitesini birlikte güçlendiren bir şehircilik vizyonuna dönüşüyor. COP31 Başkanı olarak burada bulunmanın büyük bir anlamı var. İklim eylemini sahaya indirerek, insan merkezli şehirleri ana başlıklardan biri yapmak istiyoruz. Kasım ayında Antalya’da yapacağımız toplantıyı, sadece teknik müzakerelerin yapıldığı bir buluşma olarak görmüyoruz.
'Bu şehirleri hep birlikte ayağa kaldırdık'
Süreci yerel yönetimlerimizin gücünü gösteren bir çözüm programı olarak görüyoruz. 11 şehrimizde büyük bir yıkım gerçekleşti. Hatay, bize yeniden inşa umudunu yeşertiyor. Bu şehirleri hep birlikte ayağa kaldırdık. 6 Şubat 2023’te 14 milyon insanımız bu felaketten doğrudan etkilendi.
Yakınlarını kaybedenler, bu şehir için mücadele ettiler. 850 bin yapı kullanılamaz hale geldi; insanlar evlerinin eski yerini bile bulamadılar. Öyle ki, sadece oradaki ağaç topluluğuna bakarak evinin yerini tespit edebilenler oldu. Bizler en uzun gecede bile umudumuzu kaybetmedik.

'Devlet ve millet el ele verdik'
Bir taraftan enkaz kaldırma çalışmalarını yürütürken, diğer taraftan yeni hayatın resmini çizdik. 200 bin mimar ve mühendis kardeşimizle seferber olduk. Devlet ve millet el ele vererek asrın dayanışmasını, asrın inşasına dönüştürdü.
Hatay, depremin en ağır vurduğu illerin başında geliyordu. Yeniden inşa aşamasında burada zorluklarla karşılaşsak da kenti tarihi ve kültürüyle ayağa kaldırmayı hedefledik. Tüm şehirlerimizi topyekûn ayağa kaldırdık. İnşa hızımızı saatte 23 konut, günde ise 550 konut bitirecek düzeye çıkardık.
'Yaptığımız 500 bine yakın evin tamamı iklime dayanıklı'
27 Aralık 2025’te, 6 Şubat’ta yaşadığımız acının yerini umut aldı. Büyük bir coşkuyla hak sahibi vatandaşlarımıza anahtarlarını teslim ettik. İnşa ettiğimiz 455 bin konut; nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü bakımından ise Bulgaristan kadar bir alana tekabül ediyor.
Yaptığımız 500 bine yakın evin tamamı iklim dirençlidir, sıfır atık uyumludur, enerji verimlidir. İnanın kolay değildi. Kapsamlı bir koordinasyon, büyük bir azim ve kararlılıkla çok şükür buralara geldik. Bunu yalnızca bir inşa başarısı olarak da görmüyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yaraları sarma, güveni yeniden kurma ve umudu ayağa kaldırma iradesi olarak değerlendiriyoruz.
Ve biliyoruz ki afet yönetimi, yalnızca afet sonrası mücadele değil; riskleri görmek, yapı stokunu güçlendirmek, yerel yönetimleri desteklemek ve şehirleri dirençli biçimde kurmaktır. Biz de bu anlayışla, burada edindiğimiz tecrübeyle ülkemizde riskli yapı dönüşümünde yeni bir evreye geçerek; kentsel dönüşüm çalışmalarımıza hız veriyoruz. Hem kentsel dönüşüm hem de çok uygun koşullarla sunduğumuz sosyal konutlarla şehirlerimizi afetlere dirençli hale getireceğiz.
Bir şehir; depreme karşı güvenli olmalı
Kentsel dirençlilik; afet yönetimi ile iklim değişikliğini ayırmaz; aynı vizyonun parçası olarak görür. Bir şehir; depreme karşı güvenli, iklim risklerine uyumlu, enerji verimli ve altyapısıyla güçlü olmalı; insanlarına güven, aidiyet ve yaşam kalitesi sunmalıdır. Bugün dünya şehirleri; kentsel ısı adası etkisi, artan enerji talebi, hava kirliliği, su güvenliği ve altyapı baskısıyla karşı karşıyadır. İnsanlar güvenli binaların yanında temiz hava, güvenilir su, etkin atık yönetimi ve uygun maliyetli enerji istiyor. Bu taleplere ancak iklime dirençli kentler inşa ederek cevap verebiliriz.
'Hatay Deklarasyonu dünya şehirleri için güçlü bir referans olacak'
Sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’i şehirlerden kaynaklanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor. Şehirlerimiz yalnızca büyüyen yerleşim alanları değil, iklim eyleminin ana mekanlarıdır. Biz, depremden etkilenen 11 ilimizde tam da bu anlayışla hareket ettik. Tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini, yeni bir yol haritasına dönüştürdük. Bu yol haritasını verimlilik, çevre dostu yapılar, sıfır atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine kurduk. Deprem sonrası yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun tasarladık; enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu yüzde 38 azalttık.
Bu yaklaşımı yalnızca deprem bölgesinde değil, 81 ilimizin tamamında benimsiyoruz. Tüm bu adımları 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimiz ve Yeşil Kalkınma Vizyonu'muzla uyum içinde atıyoruz. COP31’de dayanıklı şehirlerin desteklenmesini, uluslararası iklim gündeminin temel önceliklerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz. Çünkü küresel çapta, binaların emisyonlarını azaltmalıyız. Yeşil bina sertifikasyon sistemlerini güçlendirmeliyiz. Dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu başlıklar yalnızca Türkiye’nin öncelikleri değildir, şehirlerin ortak ihtiyacıdır. İnsanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluğumuzdur. Ben, bu programın sonunda hazırlanacak Hatay Deklarasyonu'nun dünya şehirleri için, tüm insanlık için güçlü bir referans olacağına yürekten inanıyorum."