Türkgün | Gündem | Mehmet Uçum madde madde açıkladı: 7595 sayılı Kanun’un asıl hedefi sistematik terörü bitirmek

Mehmet Uçum madde madde açıkladı: 7595 sayılı Kanun’un asıl hedefi sistematik terörü bitirmek

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, "7595 sayılı Kanun’un tarihi bir misyona sahip olacağı görülüyor. Bu kanun Türkiye’nin sistematik terörü kesin ve devamlı surette tasfiye etmekte olduğu geçiş sürecinin çerçeve hukukunu oluşturuyor. Bu kanun uygulanmaya başlayıp belirlenen süre içinde uygulaması başarılı olarak bitince Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci tamamlanacaktır. " dedi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, "7595 sayılı Kanun’un tarihi bir misyona sahip olacağı görülüyor. Bu kanun Türkiye’nin sistematik terörü kesin ve devamlı surette tasfiye etmekte olduğu geçiş sürecinin çerçeve hukukunu oluşturuyor. Bu kanun uygulanmaya başlayıp belirlenen süre içinde uygulaması başarılı olarak bitince Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci tamamlanacaktır. " dedi.

KAYNAK: AA

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 7595 sayılı Kanun’a ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı.

Uçum, kanunun sıradan bir hukuki düzenleme ya da klasik bir terörle mücadele yasası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, düzenlemenin temel amacının sistematik terörün kesin ve kalıcı şekilde sona erdirilmesi olduğunu ifade etti.

AA Analiz için kaleme aldığı yazıda Uçum, 7595 sayılı Kanun’un hukuki niteliğini, kapsamını, uygulanma şartlarını ve Terörsüz Türkiye sürecindeki rolünü ayrıntılarıyla ele aldı.

Terörsüz Türkiye süreci Erdoğan ve Bahçeli’nin kararlı iradesiyle ilerliyor

Tekrar hatırlatmak gerekirse Türkiye’nin içeride ve bölgede sistematik terör tehdidinden devamlı surette kurtulması, demokratik siyasetin bazı parçaları üzerindeki terör vesayetinin tasfiyesi, terörün pratiğinin ve dilinin, sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerinin tüm mecralarda bitirilmesi hedefiyle devlet, topyekun hamle yapacağı bir geçiş süreci başlattı ve bu çerçevede yeni bir paradigma geliştirdi.

Anayasal olarak Devlet Başkanı sıfatına sahip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan 25-26 Ağustos 2024'te Ahlat ve Malazgirt programlarında, 30 Ağustos 2024'te Zafer Bayramı etkinliğinde ve 1 Ekim 2024'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) yeni yasama yılı konuşmasında bu paradigmayı etraflıca açıkladı. Büyük bir tecrübeye ve bilgeliğe sahip MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli cesur çıkışlarla pratik sürecin önünü açtı.

Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ülke liderliği, Sayın Bahçeli’nin kararlı, tavizsiz ve öncü yaklaşımları, Cumhur İttifakı'nın kuvvetli iradesi ve devlet kurumlarının titiz çalışmalarıyla bu safhaya kadar güçlü bir şekilde sürdürüldü.

7595 sayılı Kanun neden olağan bir terör yasası değil?

Bir devlet inisiyatifi olarak başlayan ve devlet politikası olarak devam eden Terörsüz Türkiye hedefine yönelik geçiş süreci, bu süre zarfında terörsüz bölge amacıyla birleşerek çok önemli bir aşamaya geldi. Görünür yönüyle 1 Ekim 2024’ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, geçen yirmi iki aylık sürede birçok ilerlemeyle temel eşiği aşarak hedefin en yakınına ulaştı.

Hedefe yakınlaşmada en kritik adımlardan biri de geçiş süreci kanununun kabulüdür. TBMM, kendi tarihinde yüksek öneme sahip kanunlar arasında ön sıralarda yer almayı hak eden bu kanunu 10 Ağustos 2026'da kabul etti. Kanun 18 Ağustos 2026 tarihli, 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 7595 sayılı Kanun’un tarihi bir misyona sahip olacağı görülüyor. Bu kanun Türkiye’nin sistematik terörü kesin ve devamlı surette tasfiye etmekte olduğu geçiş sürecinin çerçeve hukukunu oluşturuyor. Bu kanun uygulanmaya başlayıp belirlenen süre içinde uygulaması başarılı olarak bitince Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci tamamlanacaktır. Diğer bir deyişle 7595 sayılı Kanun olağan bir terörle mücadele kanunu değildir. Bu kanun sistematik terörü bitirmeye matuf genel bir amaca sahiptir. Bu nedenle 7595 sayılı Kanun analiz edilirken, değerlendirilirken ve yorumlanırken sadece pozitif hukuk sisteminde yer alan olağan bir mevzuat unsuru olarak görülemez ve o sınırlarda ele alınamaz. 7595 sayılı Kanun genel amacından bağımsız değerlendirmeye tabi tutulmamalıdır. Kanunun her türlü pozitif hukuk yorumu genel amaca bağlı yapılmalıdır.

1. 7595 Sayılı Kanun’a ilişkin metodoloji sorunu

Rutin dışı dönemler rutin dışı yöntemlerle yönetilir. Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhuriyet tarihimizin en önemli rutin dışı dönemlerinden biridir. Rutin dışılığın temel kriteri ele alınan konuyu aktüel siyaset üzerinden değil genel siyaset yaklaşımıyla değerlendirmektir. Parti siyasetinin ajandaları açısından değil ülkenin ihtiyaçları üzerinden konuya bakmaktır. Devletin aktüel işleyişi içerisinde değil genel işleyişi içerisinde süreci yönetmektir.

Bu nedenle geçiş sürecinin hukuk politikasının da özel olarak geliştirilmesi gerekiyordu. Geçiş süreci kanunu bu yaklaşımının somut ürünüdür. TBMM’nin olağan yasama faaliyetinin değil, olağanüstü şartları taşıyan geçiş sürecine uygun olağan dışı yasama faaliyetinin ortaya koyduğu bir kanun söz konusudur. Kanun teklifinde sekiz partinin iradesi ve tarihteki en yüksek sayılardan biri olan 367 milletvekilinin imzasının olması bu olağan dışı yasama faaliyetinin ilk büyük göstergesidir. Teklifin görüşülme sürecinin özgünlükleri de buna işarettir. Kanunun kabulünde 467 milletvekilinin oyuyla ortaya çıkan çok daha yüksek mutabakat ve oy sayısı bu olağan dışı yasama faaliyetinin belirleyici delili oldu. Bunlar konunun aktüel siyaseti ve parti ajandalarını aşarak ele alındığını genel siyaset ve ülke ihtiyaçları üzerinden konuya bakıldığını ortaya koydu. Dolayısıyla, kanun koyucunun iradesi kanunun genel amacına belirleyici üstünlük vermektir. Bu durumda kanunun genel amacı kanunun tüm hükümlerinin yorumunda temel yorum ilkesi olarak benimsenmelidir. Denebilir ki zaten bir kanunun yorumunda amaçsal yorum her zaman dikkate alınır. Ama bu yetmez. Sadece sözel yorumun yetmediği durumda amaçsal yoruma başvurma metodu 7595 sayılı Kanun bakımından uygun düşmez. 7595 sayılı Kanun, ilkesel olarak amaçsal yorumlanmalı, sözel yorum da kanunun genel amacına yardımcı olacak şekilde yapılmalıdır. Somut olarak kanunda yer verilen erteleme ve diğer kurumlar da amaçsal yorumla değerlendirilmeli, bu kurumların pozitif hukuktaki misyonlarına bire bir bağlı değerlendirmeler amaçsal yoruma uygun düştüğü ölçüde dikkate alınmalıdır.

7595 sayılı Kanun olağan bir hukuki düzenleme değildir. Dolayısıyla olağan bir terörle mücadele kanunu olarak ele alınamaz. Kanunun olağan dışı yönü genel amacıdır. Genel amaç sistematik terörün kesin ve devamlı surette bitirilmesidir. Kanun'un ceza ve infaz politikaları, genel amaca hizmet etmek yaklaşımıyla oluşturulmuştur. Kanun'daki ceza ve infaz yaklaşımlarını genel amacın dışına çıkacak şekilde değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Kanun amacına ulaşınca ertelemelerden sonra ortaya çıkacak sonuç teknik anlamda da genel manada da bir af olmayacaktır. Milli ve kamusal bir üstün yarar için devletin muhataplara yönelik şarta bağlı bir yeniden başlama imkanı verme politikası söz konusudur. Bu politikanın başarısına bağlı tali sonuçlar olacaktır. Diğer deyişle devlet, pozitif hukuk yoluyla bir milli ve kamusal üstün yarar politikası uygulamaktadır. Bu politika başarıya ulaştığında muhataplar bakımından hukuki sonuç doğuracak olması ikincil bir durumdur. Aslolan sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesinin başarılı olmasıdır. Bununla birlikte kanunun hukuki niteliğine ilişkin yine de bir değerlendirme yapmak istenirse genel gerekçede yazdığı gibi bu kanun “hukuki niteliği itibariyle ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme”dir.

Diğer bir husus, kanunun PKK/KCK terör örgütüne ve bununla bağlantılı her türlü oluşuma özgü olmasının yani hukuk dışı yapılanmaları kapsamasının kanunda yer alan kavramlara etkisidir. Kanunda yer alan “terör örgütünün fiilen sona ermesi”, “örgütün tamamen tasfiyesi” gibi ifadeler hukuksal bir sona erme ya da hukuksal tasfiye anlamında değildir. Bunlar pratik süreçler olarak yürüyecek ve tamamlanacaktır. Tamamlandığı zaman muhataplarla ilgili kişisel şartlar da gerçekleşmişse kanundan kaynaklı bazı pozitif hukuki sonuçlar doğacaktır. Kişisel şartlar gerçekleşmezse negatif hukuki sonuçlar doğacaktır. Ayrıca tasfiye hukuki bir kavram olarak kullanılsa dahi bu durum tasfiye kavramının siyasal, sosyal veya kültürel bağlamda kullanılamayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle bir kavramın ya da terimin tek bir anlam taşımak zorunda olmadığını, kullanılan bağlama göre farklı anlamlar da yüklenebileceğini hesaba katmamız gerekir. Nitekim disiplinler arası kavram geçişleri sık sık olabilmektedir. Yine bir disiplin başka disiplinden ödünç kavram alabilmektedir. Dolayısıyla bağlam-kavram ilişkisi açısından konuya bakmak her zaman daha isabetli olur.

2. Komisyon raporu ve kanun ilişkisi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu18 Şubat 2026'da tamamlayıp Meclis Başkanlığına sundu. Yüksek bir temsil bileşimiyle kurulan Komisyon, tarihsel bir sorumluluk üstlendi ve bunun gereğini de layıkıyla yerine getirdi. Komisyon raporunun geçiş sürecine ilişkin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirdiğini belirtmek gerekir.

Komisyon raporunun 6’no’lu “Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri” başlıklı bölümünde geçiş süreci hukukuna ilişkin net bir çerçeve çizilmiştir:

• Komisyona göre münfesih PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi ve bunun için bir tespit ve teyit mekanizmasının devrede olması gerekir.

• Komisyon örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılma sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliğine varmıştır.

• Raporda toplumla bütünleşmeyi de güçlendirecek geçiş süreci hukuku açısından amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu belirtilmiştir.

• Yine raporda müstakil ve geçici bir kanununun yanı sıra ceza ve infaz hukuku düzenlemelerine yollama yapılmış münfesih örgüt mensuplarıyla ilgili adli işlem gerekliliğine işaret edilmiştir. Yapılacak düzenlemelerin ve işlemlerin toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması gerektiği de vurgulanmıştır.

• Raporda Yürütme içinde geçiş süreci açısından bir izleme ve raporlama mekanizmasının kurulması önerilmiştir. Bu mekanizmanın hem kamuoyunu bilgilendirmesinin hem de hazırladığı raporları TBMM’ye sunmasının gerekli görüldüğü ifade edilmiştir.

• Komisyon, süreçte rol ve görev alanlarla ilgili yasal güvence tanınmasına da raporunda yer vermiştir.

Görüldüğü üzere 7595 sayılı Kanun, neredeyse bütün temel esasları açısından Komisyonun çizdiği çerçeveye uygundur. Tespit ve teyit, müstakil ve geçici kanun, adli işlem gerekliliği, cezasızlık ve af algısı oluşturmamak, izleme ve raporlama mekanizmaları, yasal güvence Komisyon raporunun temel esasları olup tamamı kanunda düzenlenmiştir. Ayrıca Komisyonun genel anlayış birliği kanunun teklif ve kabul sürecine çok etkili olarak yansımıştır.

Dolayısıyla TBMM’nin Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecine ilişkin iradesi önce Komisyon raporunda somut bir çerçeve oluşturarak yasama faaliyetini yönlendirme iradesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Devamında bu çerçeveye temel esasları açısından bire bir uygun bir kanunun kabul edilmesiyle yasama iradesi olarak hayata geçmiştir. Bunun için 7595 sayılı Kanun değerlendirilirken kanun koyucunun Komisyon raporu ile kanun arasında kurduğu bu organik bağı yani kanunla rapor arasındaki ilişki bütünlüğünü hep göz önünde tutmak, dikkate almak ve önemsemek gerekir.

3.Kanunun niteliğine ve hükümlerine ilişkin açıklamalar

a. Kanunun niteliği ve genel amaç

Kanun, Komisyon raporuna uygun olarak müstakil ve geçici nitelikte özel bir kanundur. Müstakil olması kanunun sadece PKK/KCK terör örgütü ve örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlı olmasını anlatır. Geçicilik kanundan yararlanmanın ilgili Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının ilanından sonra altı aylık bir süreye tabi olmasından doğmaktadır. Sistematik ve örgütlü terörün bitirilmesi için gereken kanuni düzenlemeler genel hükümlerle yapılamayacağı için kanunun özel kanun olması ise bir zorunluluk halidir. Elbette kanun, özel hükümlerle düzenlenirken özel kanunlarda uyulması gereken tekil olay yasağı ile objektif şart olan eşitlik ilkesine uygun hazırlanmıştır. Kanun PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumlarının belirsiz sayıda eylemlerini ve faaliyetlerini kapsadığı için tekil olay yasağına uygundur. Ayrıca, PKK/KCK terör örgütünün iradi bir şekilde fesih ve silah bırakma kararları alması farklı bir durum oluşturmuştur. Sistematik ve örgütlü terörün bitirilmesi bu farklı durumla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla farklı durumlarda olanlara farklı kuralların uygulanması eşitlik ilkesinin ihlali olmadığından kanun eşitlik ilkesiyle de uyumludur.

Ayrıca kanunun bir genel amacı vardır. Kanun hükümlerini ele alırken kanunun genel amacını temel ölçü olarak görmek son derece önemlidir. 7595 sayılı Kanun olağan bir terörle mücadele kanunu değildir. Bu kanun sistematik terörü bitirmeye matuf genel bir amaca sahiptir. Bu genel amaç kanunun adında genel bir perspektif olarak ifade edilmiştir. Kanunda pozitif adlandırma tercih edilmiştir. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme” adı, kanunun amacının salt olağan bir terörle mücadele olmadığını, sistematik ve örgütlü terörü kökten yok etmek şeklinde genel bir amaca yöneldiğini, bu amaca ulaşılmasıyla milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin çok ileri seviyelere ulaşacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla, kanun hükümleri hem değerlendirilirken hem de uygulamada yorumlanırken genel amaç tek doğru pusula ve ana kerteriz olarak konumlandırılmalıdır.

b. Kanunun somut amacı

Kanunun genel amaca yönelik somut amaç hükmü altı unsurdan oluşuyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

• PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi.

• Örgütün kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim etmesi.

• Silah ve mühimmatın tesliminin güvenlik kurumlarınca tespiti.

• Örgütün fiili varlığına son verdiğine, silah ve mühimmatın teslim edildiğine ilişkin tespitlerin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının alınması ve bu kararın Resmi Gazetede yayımlanması.

• Resmi Gazetede yayımlanmayı takiben yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile mahkumiyet hükümlerinin ertelenmesi.

• Tüm sürece ilişkin (kayıt, soruşturma izni, takip, koruma tedbirlerine ilişkin işlemler gibi) diğer tüm işlemlerin yapılması.

c. Kanunun kapsamı

Kanunun kapsamı üç kategoride düzenlenmiştir. Bunlar örgütsel kapsam, kişi bakımından kapsam ve suç açısından kapsamdır.

Örgütsel açıdan PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşum kanununun kapsamındadır. Her türlü oluşum ifadesi örgütle bağlantılı tüm illegal yapıları işaret etmektedir. Sadece aktif terör unsurlarını barındıran oluşumlar değil, teröre destek unsurlarını barındıran tüm oluşumlar da kapsamdadır.

Kişi bakımından kapsamda; kurucu, yönetici ve üye olanlar, örgüte bilerek ve isteyerek yardımcı olan kişiler, örgüt propagandası yapanlar ve örgütün faaliyeti kapsamında suç işleyen diğer kişiler vardır. Yalnız kişi bakımından kapsamda olmak kanundan doğrudan yararlanma hakkı vermez. Kişi bakımından kapsamda olanların kanundan faydalanabilmesi için istisna tutulan suçlarla ilgili haklarında adli işlem veya hüküm olmaması gerekir. Bu nedenle “üst kademe yöneticileri salt kişi bakımından kapsamda olduğu için veya bunlarla ilgili kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmadığı için kanundan yararlanacak” iddiaları tümüyle asılsızdır. Haklarında istisna tutulan suçlardan adli işlem yani soruşturma veya kovuşturma yapılmış kişiler bir mahkumiyetleri olmasa bile kanundan yararlanamazlar.

Suçlar açısından kapsama, istisna suçlar hariç örgüt faaliyeti kapsamında işlenen tüm suçlar, propaganda ve yardım suçları ile terörün finansmanının önlenmesiyle ilgili kanundaki suçlar girmektedir.

d. Kanundaki istisnalar

i. Tarih Sınırına Bağlı İstisna Düzenlemesi

Mevcut Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girmiştir. Bu konudaki bir uzman görüşüne göre, “Kanunda yer alan 1 Haziran 2005 tarihi Türk ceza adalet sisteminde suç tasniflerinin, cezaların alt-üst sınırlarının, infaz rejimlerinin ve terörle mücadele hukukunun tamamen yenilendiği hukuki bir milattır. Kanun koyucu, hukuki uyum ve yeknesaklık sağlamak amacıyla bu tarihi dönüm noktası olarak almıştır. 1 Haziran 2005'ten önceki döneme ait, on yılları aşan yargı süreçleri tüm yönleriyle tamamlanmış ve kesinleşmiş çok eski mahkumiyet dosyaları bulunmaktadır. Kanundaki ‘1 Haziran 2005'ten önce işlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını gerektiren suçlar kapsam dışıdır’ kuralı, örgütsel faaliyetlerin en yoğun, çatışmaların en şiddetli olduğu geçmiş döneme ait en ağır cezaların (örneğin örgüt liderliğine yönelik ilk dönem yargılamalarının veya en ağır eylemlerin) bu erteleme mekanizmasının tamamen dışında tutulmasını amaçlamaktadır.”

İstisna kapsamında tutulan 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş ve ağırlaştırılmış müebbet ile müebbet hapis cezasını gerektiren suçların failleri bu suçlardan haklarında mahkumiyet olmasa bile kanundan yararlanamaz. İstisna için soruşturma veya kovuşturma işleminin yapılmış olması yeterlidir.

ii. Kasten öldürme suçuna bağlı istisna düzenlemesi

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları herhangi bir zaman sınırına tabi olmaksızın istisnalar kapsamındadır. Bu istisnanın da devreye girmesi için kesinleşmiş mahkumiyet şart değildir. Faillerle ilgili adli işlem yapılmış olması yani soruşturma veya kovuşturmaya başlanması yeterlidir.

iii. İstisnaların tespiti

Yetkili yargısal merciler başvurular başladığında her başvuruyu kişinin dosyası üzerinden değerlendirecek ve kanundan yararlanma hakkının olup olmadığını tespit edecektir. Yani kanun, kapsama giren kişiler için kendiliğinden veya otomatik olarak bir erteleme işlemini devreye sokmayacaktır. Dosya bazında ve kişi esaslı inceleme yapılacaktır. Bu inceleme de re’sen yapılmayacak kişilerin kanundan yararlanma talebine ilişkin yazılı başvurusu üzerine gerçekleştirilecektir. Yapılan inceleme sonucu kişinin istisnalara tabi olduğu anlaşılırsa erteleme talebi reddedilecektir. Elbette ret kararlarına karşı yargısal itiraz yolları açıktır.

Bu noktada, mevcut soruşturma ve kovuşturma dosyaları istisna suçlar kapsamında olan kişiler bakımından yargılama sürecinde suç vasfının değişmesi veya verilen hükümle isnat edilen suçların kanun kapsamına girmesi ihtimalini değerlendirmek gerekir. Eğer bu arada altı aylık süre geçerse bu kişiler kanundan yararlanmaz. Bu nedenle kapsama giren herkesin altı aylık süre başladığında başvuru yapması isabetli olabilir. Başvuru sırasında istisnalara tabi olanlardan daha sonra kapsama girenler çıkarsa ilk başvuruları reddedilmiş olsa bile sonradan kişinin lehine gerçekleşen değişiklik başvuru şartı zamanında yerine getirildiği için dikkate alınır.

e. Erteleme uygulaması

7595 sayılı Kanun’un yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile mahkumiyet hükümlerinin ertelenmesine ilişkin düzenleme çeşitli şartlara bağlı aşamalı bir uygulamadır. Bunlar genel koşul, özel koşul, değerlendirme, karar, süreç ve sonuç aşamalarıdır. Bu aşamalara geçmeden önce Kanun kapsamındaki suçlarla ilgili erteleme sürelerini belirtmek gerekir. Buna göre üst sınırı 15 yıl veya daha az ceza gerektiren suçlardan dolayı soruşturmalar ve kovuşturmalar ile cezaların infazı 5 yıl süreyle ertelenir. 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı soruşturmalar ve kovuşturmalar ile cezaların infazı 10 yıl süreyle ertelenir. Erteleme süreleri, ertelemeye ilişkin verilen kararların kesinleşmesiyle başlar.

Ertelemenin devreye girebilmesi için genel koşul örgütün fiili varlığına son verdiğine, silah ve mühimmatın teslim edildiğine ilişkin tespitlerin teyidine dair MGK kararının alınması ve bu kararın Resmi Gazetede yayımlanmasıdır. Genel koşul tespit, teyit ve ilan unsurlarından oluşmaktadır.

İlandan sonra altı aylık süre içinde kapsamdaki kişilerin yetkili mercilere yazılı başvurusu özel koşuldur. Başvuru sahipleri yazılı başvurularını bizzat yapabilecekleri gibi avukatları aracılığıyla da yapabilirler.

Değerlendirme süreci yetkili yargı mercilerinin (cumhuriyet savcılıkları, mahkemeler ve infaz hakimlikleri) yapacağı incelemeyi ifade eder. İncelemenin ilk aşaması başvurucunun yasanın kişi bakımından kapsamına girip girmediğini tespit etmektir. Sonra kişiyle ilişkili suçların yasa kapsamında olup olmadığına bakılır. Son olarak kişinin istisnalar karşısındaki durumu belirlenir.

Bu incelemelerden sonra karar aşamasına geçilir. Buna göre başvurucu, kişi bakımından yasa kapsamına giriyorsa, ilişkili suç ya da suçlar da yasanın kapsamındaysa ve istisna suçlardan değilse başvurucunun talebi kabul edilir, erteleme kararı verilir. Yani erteleme kararı için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle başvurucu, kişi bakımından yasanın kapsamında değilse, kapsamda olsa bile ilişkili suç ya da suçlar yasada yer almıyorsa alsa bile istisna suçlardansa başvurucunun talebi reddedilir. Kararlara karşı itiraz hakkı vardır. İtiraz sonucu veya itiraz edilmeden kararlar kesinleşince erteleme süresi başlayacaktır.

Erteleme sürecinde sistemdeki erteleme kurumlarından farklı olarak bir denetim usulü öngörülmemiştir. Bunun sebebi kanunun genel amacına uygun kendine özgü bir erteleme kurumuna duyulan ihtiyaçtır. Bu nedenle bu durumu bir eksiklik olarak değil geçiş sürecinin bir gereği olarak değerlendirmek uygun olur. Bununla birlikte, Kanun gereği devreye girecek kurul, erteleme kararlarını dönemsel değerlendirmeye tabi tutacaktır. Bunun için bir takip sisteminin işleyeceğini belirtmek gerekir. Dolayısıyla geçiş sürecine özgü erteleme kurumu bir denetim usulüne bağlı olmamakla birlikte, dönemsel değerlendirme yapılmasının zorunlu olması nedeniyle bir takip sistemine tabi olacaktır.

Erteleme süresi içinde tanımlanmış suçları işlemeye bağlı negatif sonuç, erteleme süresinin kanuna uygun tamamlanması halinde ise pozitif sonuç gerçekleşecektir. Erteleme süresi içinde kişi terör suçu işlerse erteleme kararı kaldırılır. Kanundaki terör suçu terimi genel bir ifade olarak kullanılmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun terör suçunu düzenleyen 3. maddesine bilinçli olarak atıf yapılmamıştır. Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 4’te yer alan terör amacıyla işlenen suçlar da terör suçu sayıldığı için Kanun’da yer alan terör suçu ifadesi terör amacıyla işlenen suçları da kapsamaktadır.

Soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili erteleme kararları kaldırıldığında, soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Devam olunan adli işlemlerde mahkumiyet kararı verilmesi halinde verilen cezaların infazı ertelenmez ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Erteleme süresi içerisinde terör suçu işlenmezse soruşturmalarla ilgili kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturmalarla ilgili düşme kararı verilir.

İnfazın ertelenmesine ilişkin kararın kaldırılması halinde cezanın infazının devamına da karar verilir. Erteleme süresi içerisinde terör suçu işlenmezse ceza infaz edilmiş sayılır.

Erteleme süresi içerisinde soruşturma ve kovuşturmalar açısından dava zamanaşımı işlemez. Mahkumiyet hükümleri açısından ise ceza zamanaşımı işlemez.

Belirtmek gerekir ki yeni işlenen terör suçunun erteleme süresi içerisinde işlenmesi yeterlidir. Bu suçla ilgili mahkumiyete ilişkin mahkeme kararının erteleme süresi içerisinde kesinleşmesi şart değildir. Bununla birlikte, erteleme kararı terör suçuna ilişkin mahkumiyet kararının kesinleşmesinden sonra kaldırılacaktır. Dolayısıyla kişi hakkında terör suçundan dolayı soruşturma ve kovuşturma açılması erteleme kararının kaldırılmasına neden olmayacak, bu suça ilişkin mahkumiyet kararının kesinleşmesi aranacaktır. Benzer uygulama mevcut koşullu salıverilmenin geri alınmasında da bulunmaktadır.

f. Soruşturma ve kovuşturmalarda müsadere

Kanuna göre soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili erteleme kararı verildiğinde müsadereye konu eşya ve mal varlığı değerleri hakkında da erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazine’ye irat kaydedilir. Müsadere kararına karşı itiraz hakkı vardır. Müsadere kararında başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir. Henüz kesinleşmiş bir karar olmadan müsadereye konu eşya ve mal varlığı değerlerinin tasfiye edilerek Hazine’ye irat kaydedilmesinin Anayasa’ya uygunluğu değerlendirme konusu olmuştur. Burada düzenlemenin sadece suçta kullanılan veya suçtan elde edilen eşya ve mal varlığı değerleriyle sınırlı olması sebebiyle Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir. Böyle bir düzenleme yapılmazsa erteleme süresinin suç işlemeden geçirilmesi durumunda müsadereye konu eşyalarla ilgili kararı verilme imkanı ortadan kalkar. Ayrıca erteleme süresince silah, mühimmat ve diğer suça konu eşyaların muhafaza edilmesinde herhangi bir hukuki yarar da yoktur. Yetkili yargı mercileri suça konu eşyaları bilirkişi raporlarıyla tespit edebilirler. Öte yandan tasfiye işlemine ilişkin karar kanun yolu denetimine de tabidir. Diğer bir önemli husus da soruşturma ve kovuşturmalarda kişinin lehine bir durum varsa erteleme kararı verilmeyecektir. Bu açından bakıldığında kişinin aklanması durumunda müsadere koşulları oluşmayacağından suç konusu olmayan eşya ve mal varlığı sahibine iade edilebilecektir. Tüm bunlar gözetildiğinde soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin erteleme kararının verilmesiyle birlikte eşya ve mal varlığına ilişkin tasfiye yapılması Anayasa’nın mülkiyet hakkını ihlal eden bir sonuç doğurmayacaktır.

g. Koruma tedbirleri

Soruşturma ve kovuşturmalarda erteleme kararı verilmesi kendiliğinden tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerini ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenle, erteleme kararının yanı sıra yetkili yargısal mercii koruma tedbirlerine ilişkin ayrı bir değerlendirme yapacak ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verecektir. Bu nedenle, erteleme kararı talep eden başvurucuların başvurularında koruma tedbirlerine ilişkin ayrıca talepte bulunmaları gerekir.

h. Kayıt sistemi

Soruşturma, kovuşturma ve infaza ilişkin verilen erteleme kararları, özel bir sisteme kaydedilecektir. Bu sistem, Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) ve Adalet Bakanlığı tarafından birlikte geliştirilecek bir sistem olarak düşünülebilir. Bu kayıtlar ancak bir soruşturma ve kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenebilir ve sadece erteleme kararının kaldırılmasına ilişkin bir durum ortaya çıkarsa kullanılabilir.

i. Yürütme içinde kurul

Kanun; takip, koordinasyon ve uygulama çerçevesinde yürütme içinde bir kurul oluşturulmasını düzenlemiştir. Bu kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı (MİT) ve MGK Genel Sekreterinden oluşmaktadır. Kurul, çalışma usul ve esaslarını kendisi belirler. Kurulun niteliği idari bir kurul olmasıdır. Dolayısıyla kararları idari yargı denetimine tabidir. Kurulun ana görevi kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda örgütün tamamen tasfiyesi sürecini yönetmektir. Kurul bu duruma ilişkin temin edeceği gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak değerlendirme yapabilir. Kurul gerekli gördüğünde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunulabilir. Kurulun talepte bulunması ile talimat vermesi birbirine karıştırılmamalıdır. Kurul, idari süreçlerle ilgili idari mercilere talimat verebilir. Ancak adli merciler ve yasama organı bakımından kurulun bir talimat verme yetkisi yoktur. Kurul, adli merciler ve yasama organı açısından sadece talep oluşturabilir. Ayrıca adli mercilerin ve yasama organının yapması gereken işlemleri Kurul’un doğrudan yapmasına ilişkin herhangi bir yetkisi de söz konusu değildir. Kurul, çalışmaları hakkında TBMM’yi düzenli olarak bilgilendirir. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir. Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir. Kurul'un sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.

j. Soruşturma izni

Kanunla Kurul’a verilen görevlerden biri de Kanun kapsamındaki suçlara ilişkin yeni soruşturmaların Kurul’un iznine tabi tutulmasıdır. İlgili hükme göre, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması Kurul'un iznine bağlıdır. Burada tipik bir soruşturma izni kurumu ihdas edilmiştir. Bu düzenlemenin temel gerekçesi Kanun'un genel amacına aykırı olabilecek çeşitli uygulamaların merkezi bir denetimle önüne geçmektir. Kurul’un yetkisi tipik bir soruşturma izni verip vermeme yetkisi olduğu için Kurul’un bu konuda vereceği tüm kararlar yargı denetimine tabidir. Soruşturma izninin verilmesine karşı yargı yoluna gidilebileceği gibi soruşturma izni talebinin reddine karşı da yargı yoluna gidilebilir.

k. Tasfiye için dönemsel değerlendirme

Kurul’un en önemli görevi örgütün tamamen tasfiyesi için dönemsel değerlendirme yapma yükümlülüğüdür. Kurul, bu değerlendirmeleri temin edeceği gözlem raporları üzerinden yapacaktır. Kurul’un bu değerlendirmelerde bir aksaklık tespit etmesi halinde bu aksaklıkların giderilmesi için idari süreçler açısından talimat vermek, adli ve yasama süreçleri açısından ise talepte bulunmak sorumluluğu ve yetkisi vardır. Dönemsel değerlendirmelerin periyodu, Kurul tarafından belirlenir. Kurul, gözlem raporlarını ilgili tüm idari mercilerden talep edebilir.

l. Hak yoksunlukları ve dönemsel değerlendirme: Tedbiren hak yoksunluğu/hükmen hak yoksunluğu

Kurul’un bir görevi de erteleme kararlarını dönemsel olarak değerlendirmektir. Erteleme kararlarının dönemsel ele alınmasında en önemli sonuç hak yoksunluklarına ilişkin değerlendirmelerde ortaya çıkacaktır. Kurul, soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle hak yoksunluğunu tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için sulh ceza hakimliğine veya mahkemeye başvurabilir. Kurul mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması için ise infaz hakimliğinden talepte bulunabilir. Kurul’un bu başvuruları yapabilmesi için 5 yıl süreyle verilen erteleme kararları bakımından en az 2 yılın, 10 yıl süreyle verilen erteleme kararları bakımından en az 3 yılın geçmiş olması gerekir.

Burada soruşturma ve kovuşturmalara bağlı hak yoksunluğu olup olmayacağı tartışması yapılabilir. Kural olarak hak yoksunlukları hükme bağlı ortaya çıkar. Ancak pozitif hukuk sistemimizde soruşturma ve kovuşturmalara bağlı olarak nihai karara kadar (görevden alma, belli görevleri yapamama, meslek siciline yazılamama gibi) hak yoksunluklarının uygulandığı düzenlemeler de vardır. Bu nedenle, kanunda sadece hükme bağlı hak yoksunlukları değil, soruşturma ve kovuşturmalarla birlikte devreye giren ve hak yoksunluğu doğuran hukuki sonuçlar da dikkate alınmıştır.

m. Yasama içinde Komisyon

Kanuna göre, TBMM Başkanlığı’nca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir İzleme Komisyonu kurulur. İzleme Komisyonu, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir. Bu Komisyon'un TBMM’de temsil edilen grup kurma şartına da bağlı olmaksızın tüm partilerin temsilcilerinden oluşması kanunen mümkündür. Bu konuda karar, TBMM Başkanlığı tarafından verilecektir. İzleme Komisyonu’nun çalışma usul ve esaslarını doğrudan TBMM Başkanlığı belirleyebileceği gibi Başkanlık usul ve esasları İzleme Komisyonu'nun belirlemesini de kararlaştırabilir.

n. Silah ve malzeme teslimi

Kanuna göre örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır. Bu konuya ilişkin usul ve esaslar güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları tarafından belirlenir.

o. Süre ve başvuru

Kanundan yararlanmak isteyenlerin belli bir süre içerisinde başvuru yapması gerekmektedir. Bu süre, MGK'nın tespit ve teyide ilişkin kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını takiben 6 aydır. Kanun'da 6 aylık sürenin uzatılmasına ilişkin bir düzenleme yoktur. Başvurunun yazılı olması aranmaktadır. Başvuru yapmak isteyenler ya bizzat veya avukatları aracılığıyla yazılı başvuru yapabilirler. Başvurular, kişilerin bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yapılabilir.

p. İdarenin kolaylaştırma ödevi

Kanuna göre verilen görevler ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir. Kanun koyucu, Kanunun genel amacına uygun olarak tüm kamu kurum ve kuruluşlarına süreci kolaylaştırma ödevi yüklemiştir.

r. Sorumsuzluk/koruma hükmü

Kanun verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağını düzenlemiştir. Sorumsuzluk hükmünün devreye girebilmesi için Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında bir görevin yerine getirilmesi temel ve yeter şarttır. Bunun tespiti elbette yargı mercileri tarafından yapılır. Böyle bir düzenlemenin yapılması tartışma konusu olacak bir husus değildir. Geçmişte 6551 sayılı Kanun kapsamında da benzer bir sorumsuzluk hükmü yer almıştır.

Sonuç

Bundan sonra süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu, yürürlüğe giren kanuna göre yapılacak adli işlemler ile diğer işlemlerin ise oransal olarak daha az bir yer tuttuğu söylenebilir. Bu tespit iş hacmi açısındandır. Yoksa adli işlemler ile diğer işlemlerin daha az önemli olduğu manasında değildir.

Kanun ile sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiye edilecek unsurları şöyle sıralanabilir. Aktif terör pratiğinin tasfiyesi, aktif teröre destek pratiklerinin tasfiyesi, her mecrada terörün gölgesinde kurulan ve beslenen dilin tasfiyesi, demokratik siyaset üzerindeki terör vesayetinin tasfiyesi başlıca gerekliliklerdir. Diğer önemli bir husus eski ya da yeni tarzda illegal yapılar yoluyla demokratik siyaset üzerinde oluşturulan "gayrimeşru ve üstenci kadro vesayeti" konusudur. Bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması ve bundan sonra bu tarz yeltenmelerin önüne geçilmesi tasfiye sürecinin önemli bir boyutudur. Bunları bütünleyecek şekilde yazılı başvuruya dayalı olarak münfesih örgüt mensuplarının adli işlemleri ve toplumla bütünleşme konularında yapılacaklarla tasfiye sürecinin büyük ölçüde tamamlanacağı öngörülebilir.

Bu nedenle, Kanun gereği atılacak adımların uzatılmaması ve münfesih örgütün bakiye unsurlarının, silah bırakmanın somut işlerinin tamamlanması dahil üzerine düşenleri hızlıca yerine getirmesi, sürecin doğru yürümesi bakımından en önemli pratikler olacaktır. Devlet, her seviyedeki güçlü iradesiyle ve tüm kurumsal kapasitesiyle kanunun uygulanmasına ve gereklerinin yapılmasına hazırdır.

Görüldüğü üzere sürecin aşamalı niteliğini görenler ve bu zorunlu aşamalar dinamiğine uyumlu davrananlar Türkiye’nin hep birlikte kazanmasına katkı yapmaktadır ve yapacaktır. Buna direnenler ise kaybedecek ve Türkiye’nin demokratik siyasi geleceğinde yeri olmayacaktır.

Artık Türkiye’nin önü aydınlık, yolu açıktır. Tam bağımsız, anti-emperyalist demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenme süreci daha gelişmiş demokrasi ve daha büyük ve adil ekonomik temeller üzerinden olacaktır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı olan Türkiye Yüzyılı’nda Türkiye’nin yükselişi başarıya ulaşacaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...