Türkgün | Gündem | MHP Lideri Devlet Bahçeli'den AB'ye sert tepki: Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir

MHP Lideri Devlet Bahçeli'den AB'ye sert tepki: Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu. Konuşmasında AB'ye sert sözlerle yüklenen MHP Lideri Bahçeli, "Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir" dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulundu. Konuşmasında AB'ye sert sözlerle yüklenen MHP Lideri Bahçeli, "Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir" dedi.

KAYNAK: Haber Merkezi

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda AB'yi sert sözlerle eleştirdi. MHP Lideri Bahçeli, Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliği ve istikrarı açısından vazgeçilmez bir aktör olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'nin yeri Avrupa'nın bekleme salonu değildir" ifadelerini kullandı.

"Türkiye’nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır." diye konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesinin başarıya ulaşamayacağını söyledi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Ankara Zirvesi’nin ardından Avrupa başkentlerinde yeniden ele alınması şart olacak, Brüksel koridorlarında tekrar gündeme oturacak en mühim başlıklardan biri, Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecidir.

Avrupa’nın stratejik geleceği yeniden masaya yatırılmalı ve hakkaniyetli bir gelecek planı oluşturulmalıdır.

Çünkü bugün Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu sorunlar, artık eski ezberlerle yönetilemeyecek kadar ağırlaşmıştır.

Enerji arz güvenliğinden düzensiz göçe,

Savunma kapasitesinden demografik daralmaya,

Tedarik zincirlerinden ekonomik rekabete kadar uzanan geniş bir alanda Avrupa yeni bir yol ayrımına gelmiştir.

Bu yol ayrımında görmezden gelinmesi mümkün olmayan bir hakikat vardır:

O hakikatin adı da Türkiye’dir!

Türkiye’nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır

Ukrayna sahasından Karadeniz’e, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş jeopolitik kuşakta Türkiye’nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denklemi kalıcı olamayacaktır.

Türkiye’nin hesaba katılmadığı hiçbir enerji koridoru sürdürülebilir olmayacaktır.

Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı hiçbir bölgesel istikrar projesi başarıya ulaşamayacaktır.

Bu durum bir temenni değil, değişen dünyanın ortaya çıkardığı stratejik bir gerçektir.

Ne var ki Avrupa Birliği, uzun yıllardır bu gerçeği görmek yerine günü kurtaran siyasi reflekslerle hareket etmeyi tercih etmiştir. Türkiye’nin üyelik süreci teknik kriterlerden çok siyasi ön yargılarla değerlendirilmiştir.

Açılması gereken fasıllar bloke edilmiş,

Yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ertelenmiş,

Verilen sözler tutulmamış,

Türkiye’nin haklı beklentileri sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakılmıştır.

Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye değil Avrupa’ya da zarar vermiştir.

Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daraltmıştır.

Türkiye’yi dışarıda bırakarak Avrupa’nın daha güçlü olacağını düşünenler, bugün karşı karşıya kaldıkları güvenlik ve istikrar sorunlarına dönüp bakmalıdır.

Sorulması gereken sorular şunlardır:

Türkiye’nin dışlandığı yıllar Avrupa’ya ne kazandırmıştır?

Göç krizleri mi çözülmüştür?

Enerji güvenliği mi sağlanmıştır?

Savunma kapasitesi mi güçlenmiştir?

Jeopolitik kırılganlıklar mı ortadan kalkmıştır?

Bunların hiçbirisi gerçekleşmemiştir.

Aksine Avrupa, her geçen gün daha fazla stratejik belirsizlikle karşı karşıya kalmıştır.

Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci artık yalnızca üyelik müzakereleri başlığı altında ele alınabilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır.

Mesele, Avrupa’nın kendi geleceğini nasıl tasavvur ettiğidir.

Mesele, Avrupa’nın jeopolitik gerçeklerle yüzleşip yüzleşmeyeceğidir.

Mesele, Avrupa’nın stratejik aklı ile ideolojik önyargıları arasında hangi tercihi yapacağıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşümüz açıktır:

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri karşılıklı saygı, egemen eşitlik ve hakkaniyet temelinde ilerlemelidir.

Türkiye ne bir yükümlülükten kaçmaktadır ne de bir ayrıcalık talep etmektedir.

Türkiye yalnızca kendisine karşı dürüst olunmasını istemektedir.

Türkiye yalnızca çifte standartların son bulmasını istemektedir.

Türkiye yalnızca ortaklık hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istemektedir.

Elbette Gümrük Birliği’nin güncellenmesi önemlidir.

Elbette vize serbestisi sürecinin tamamlanması önemlidir.

Elbette ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi önemlidir.

Ancak bunlardan daha önemli olan husus, Avrupa’nın Türkiye’yi artık geçici ihtiyaçların hatırlandığı, kriz zamanlarında kapısı çalınan, işler normale döndüğünde ise yeniden ötelenen bir ülke gibi görme alışkanlığından vazgeçmesidir.

"Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir"

Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir! Türkiye’nin yeri stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır.

Bu çerçevede son günlerde Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Türkiye’nin Avrupa güvenlik mekanizmalarındaki rolünü Adalar Denizi’ndeki ihtilaflara bağlayan açıklamaları son derece vahimdir.

Avrupa’nın güvenliğini Atina’nın dar siyasi hesaplarına mahkûm etmek ne akılcıdır ne de sürdürülebilirdir.

Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkiler üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihi korkularına rehin bırakılamaz.

Hiçbir ülke kendi ikili sorunlarını Avrupa’nın müşterek güvenlik gündemi gibi sunma hakkına sahip değildir.

Hiçbir başkent Türkiye’nin meşru hak ve menfaatlerini tartışma konusu yapamaz.

Türkiye’nin milli hakları müzakere masalarında pazarlık unsuru değildir.

Türkiye’nin egemenlik hakları herhangi bir siyasi şantajın konusu olamaz.

Bu hususta tavrımızın değişmesi söz konusu dahi olamaz.

Ancak burada altını özellikle çizmek istediğim konu, bu tartışmayı yalnızca Yunanistan veya belirli ihtilaflar düzeyine indirgememektir.

Çünkü burada yatan niyet, söze dökülenden daha büyüktür.

Ve Avrupa’nın yeni dünya düzeninde nasıl bir konum alacağı bu niyete ortak olup olunmadığının sınanmasıdır.

Avrupa Türkiye ile birlikte mi hareket edecek, yoksa eski önyargıların esiri olarak mı kalacak?

Önümüzdeki yıllar bu sorunun cevabını verecektir.

Fakat hangi şart altında olursa olsun değişmeyecek bir gerçek varsa o da şudur:

Türkiye Avrupa için bir seçenek değil, içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır!

Türkiye Avrupa’nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir.

Bu gerçeği kabul edenler kazanacaktır.

Görmezden gelenler ise değişen dünyanın setlerine er ya da geç çarpıp dağılacaktır."

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...