Türkçe Düşün
İstanbul
AÇIK
29°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Türkgün Özel Haber Türk müziği alarm veriyor

Türk müziği alarm veriyor

Türk müziğinin iki önemli ismi Çağdaş Suseven ve Sadiye Erimli Dal ile müziğin kültüre etkisini konuştuk...

8 Dakika
OKUNMA SÜRESİ
Türk müziği alarm veriyor

TOLGA POLAT / TÜRKGÜN

Günden güne etkisini yitiren Türk müziği yok olmaya yüz tuttu. Gençler ABD'den ithal 'rap'in yozlaşmış etkisi altında. Küfrü marifet sayan, ne dediği belli olmayan, teknolojiyle sesini iyileştiren isimler, zerafetten uzak sözlerle Türk gençliğini yok oluşa götürüyor. Gençler artık aşkı çabuk tüketiyor, tahammülsüz ve saygısız bir yolda ilerliyor...

Sanatın, toplumun ahlaki ve kültürel değerlerine müzik kadar etki ettiği bir başka alanı var mıdır? Dost sohbetlerinde 90'lı yılları hasretle anarken, acaba 90'larda da 80'li yılları yâd ediyor muyduk? Eğer cevap evet ise, nedir bu geçmişe olan özlemin ana sebebi? 
"Gece, gece kirpikli kadın
Aşkıma siyah bakma
Zaten yakanlar yakmış
Bir alev de sen yakma"

ifadelerindeki içtenliğin yerini bol sinkaflı küfürlerin almasını sanat diye bize yutturmaya çalışanlar, Batı'nın yozlaşmış hâlini kullanarak ceplerini dolduruyor. Üstelik bunu gençlerimize enjekte etmekten de hiç çekinmiyorlar.
Artık günümüzde şarkı söylemek için ne eğitimin, ne tarzın, ne de sesin hiçbir önemi yok. 
Şarkı söylemek için sosyal medyada birkaç yüz bin takipçinin olması yetiyor, sesin olmadığı yerde devreye teknoloji giriyor. Sahne tarzı mı? O da ne! Birkaç aykırı kıyafetle o iş de tamamlanıyor. 
Hâl böyle olunca, yıllarca ses eğitimi, sahne adabı almak için kılı kırk yaran Türk müziği icracıları belki koro çalışmalarıyla, biraz da TRT Müzik'in destekleriyle dar bir alanda sanat yapmaya çalışıyor.
Çocuklarımızın rap müziğinin kirli sözleri içinde kaybolmasını, toplumun değerlerinden uzaklaşmasını engellemek istiyorsak, geleneklerimize sahip çıkmaya 'müzik'le başlayabiliriz. Yoksa ileride dizimize vurdukça vurur, 'Ah nerede o eski saygılı gençler' diye daha çok kendimizi yırtarız!.

Türk müziği sanatçısı Çağdaş Suseven:

Çok kısa süreler içerisinde tüketilen, anlaşılmayan, ne ruha, ne de kalbe hiçbir şey katmayan şarkılar var...

Güruh sözler!

Cagdas Suseven.jpg 67902 7882848

Türk müziği sanatçısı Çağdaş Suseven, "Bir şarkı çıkardığımda radyolar 'Biz pop radyosuyuz o tarz şarkı çalmıyoruz' diye geri çeviriyor. Parayı veren düdüğü çalar dönemi bitmediği sürece o düdük asla Türk müziği çalmayacaktır" dedi.

Sanatçı Çağdaş Suseven, müziğin tarihsel dönemler içinde sürekli bir değişim içinde olduğunu, zaman geçtikçe daha anlaşılır bir dille şiirlerin yazıldığını belirterek, toplumsal davranışlarında nezaket, görgü ve saygı çerçevesinde sürdüğünü söyledi. 1990'lı yıllarda özel radyolar ve televizyonların açılmasıyla birlikte müziğin bambaşka bir yere evrildiğini bildiren  Suseven, "Argo dili müziğe girdi. Daha sonra içinde küfür geçen sözlerin olduğu şarkılar dillerde pelesenk haline geldi. Ünlü olma ve ilgi cekerek para kazanma dürtüsü şarkı sözlerini erozyona uğrattı" dedi.

Bu tür eserleri 'Güruh' olarak nitelendiren Suseven, "Basit, manasız, anlaşılmayan ve çok kısa süreler içinde tüketilen; ne ruha, ne kalbe hiçbir şey katmayan şarkılar" şeklinde tanımladı. Müziğin buralara gelmesinde albüm şirketlerini, gazinoları, radyoları ve TV kanallarını suçlayan Çağdaş Suseven, "Bunun en basit örneğini ve toplumun nasıl yozlaştığını 'Tut-i Mucize i gûyem' ile sahnelere çıkan, daha sonra 'ablan kurban olsun sana' üslubuna geçen Bülent Ersoy'da görebilirsiniz" diye konuştu.

Sanatçıyı izlemek pahalı değildi

Eskiden sanatçıların ulaşılmaz olduğunu, halkın bu tür sanatçıları imrenerek izlemeye gittiğini bildiren Çağdaş Suseven, "Tabii bu derece sınıf farklılıkları da yoktu... Mesela bir memur ailesi Zeki Müren'i izlemeye gazinoya gidebiliyordu. Sanatçılar çok büyük paralar kazanmazdı. Zaman içinde sahnedeki sanatçının ulaşılmazlığı ortadan kalktı. Sanatçı artık halkı 'sırtından para kazandığı bir şey', seyirci ise sanatcıyı, 'parasını verip sahnesini satın aldığı kişi' olarak görmeye başladı" ifadesini kaydetti.

Whatsapp Image 2024 05 25 At 23.54.32

Türk müziği TRT'den ibaret olmamalı

Çağdaş Suseven, Türk müziğindeki yok oluş sürecini şöyle yorumladı: Radyoların pop radyosuna dönüşmesiyle Türk müziği bir kenara atılmış, pastada çok minik bir dilime ayrılmıştı. Keza halk müziğimiz de öyle... Bir düşünün; radyo kanalları arasında geziyorsunuz, çalan müzik tarzı sadece pop. Yeni yetişen nesil bu tarz müziği dinledikçe kulaklarında bu kodlanıyor. Türk müziği maalesef sadece TRT müziği olarak kalmaya mahkûm edildi.

O düdük, Türk müziğini çalmaz!

Türk müziğini kurtarmada en önemli görevin yayın organlarına düştüğünü dile getiren Çağdaş Suseven, sözlerini şöyle noktaladı:
Radyo ve TV'ler, Türk müziği sanatçılarını daha çok çıkarıp, şarkıları daha fazla yayınlarsa, o zaman Türk müziği ayakta kalmaya ve yeni nesillere aktarılmaya devam eder. Ben bir şarkı çıkardığımda bunu bir radyo kanalı "Biz pop radyosuyuz o tarz şarkı çalmıyoruz" diye geri gevirmemeli. Herhangi bir pop şarkıcısı Türk müziği formunda şarkı yaptığında sırf popçu diye o tarz şarkıya pozitif ayrımcılık yapılmamalı. Bu haksızlıktır. Radyo ve TV'lerin yayın politikalarını gözden geçirmesi gerekiyor. Fakat bunu yapmazlar. Çünkü o sanatçılardan PR adı altında yüklü  para alıyorlar. Sonuç olarak ilk başta sorduğunuz soruya verdiğim cevaba geri dönmüş oluyorum: Parayı veren düdüğü çalar dönemi bitmediği sürece, o düdük asla Türk müziği çalmayacaktır.

Günümüz şarkılarında ve kliplerinde gerçek aşka ve sevgiye değil, çabuk tüketime ve çabuk cinselliğe teşvik var. Z kuşağını doğru bilinçle eğitemezsek müziğimizin, dolayısıyla yaşam şeklimizin de geleceği tehlike altında olacaktır.

Günümüz şarkılarında ve kliplerinde gerçek aşka ve sevgiye değil, çabuk tüketime ve çabuk cinselliğe teşvik var. Z kuşağını doğru bilinçle eğitemezsek müziğimizin, dolayısıyla yaşam şeklimizin de geleceği tehlike altında olacaktır.

Türk müziği sanatçısı Sadiye Erimli Dal:

Türk müziğindeki gerilemenin sebeplerinden biri ilköğrenimde Batı müziği eğitiminin esas alınmasıdır...

Kabahat bizim!

Da-1

Özel kanalların yıllarca Türk müziğine yer vermemesinden yakınan sanatçı Sadiye Erimli Dal, gençlere ulaşmanın yolunu şöyle çizdi: "Eserleri biraz daha yenilikçi, onların da sevebileceği düzenlemelerle sunmayı hedeflemeliyiz." 

Türk müziği sanatçısı Sadiye Erimli Dal, "Klasik Türk musikisi, Osmanlı Sarayı'nda dini musiki temelleriyle gelişimini sürdürmüş, başlangıcından bu güne dünyanın da hayranlık duyduğu çok zengin ve büyük bir hazinedir. Bu denli üst düzey bir hazine, ancak ona gereken değeri verebilecek bir toplulukta karşılık bulabilirdi. Öyleydi de bir zamanlar" dedi. Türk toplumsal yapısının değişmesiyle, geleneksel yapıdan, nezaketli yaklaşımlardan uzaklaşıp bambaşka bir hâle geldiğimizden yakınan Dal, "Bu değişimin müziğimize, müzik dilimize ve ifade ediş biçimimize yansımaması mümkün değildi ve ne yazık ki öyle de oldu" diye konuştu.

Whatsapp Image 2024 05 25 At 23.54.50

Öfkeli müzikal yapı

Klasik Batı müziğinin de Türk müziği gibi kökleri dini temellere dayanan, son derece nitelikli ve üst düzey bir müzik türü olduğunu hatırlatan Sadiye Erimli Dal, "Gençlerimizin dinlediği, bazen öfkeli de olabilen müzikal yapılar toplumdaki değişimin sonucu oluşmuş kötü etkilerin müziğe yansımalarıdır" ifadesini kaydetti.

Sanatsal kaygılarımız çok değişti

Sadiye Erimli Dal, Türk müziğinin başlı başına bir üslup ve tavır müziği olduğunu söylüyor. Öyle ki, sahne adabının dahi hocalardan öğrenilebileceğinin altını çiziyor. 
"Sanatçı her zaman icra edeceği eseri ön planda tutmalı, seyirciyle besteci arasında bir bağ kurarak anlatılmak istenen duyguyu en iyi şekilde aktarmayı hedeflemelidir" diyen Dal, "Ancak günümüzde bu güzel özellikler yerini biraz daha bireysel bir bakış açısına bıraktı gibi geliyor bana. Nasıl göründüğümüz, ne giydiğimiz, kaç kişinin bizi takip ettiği bütün sanatsal kaygıların önüne geçtiğinde bazı güzel niteliklerden uzaklaşmamız hiç de şaşırtıcı değil..." ifadelerini kullandı.

Çocuklara Batı müziği öğretiliyor

Türk müziğinin Cumhuriyetin ilanıyla yenilikçi bir bakış açısına kavuştuğunu, TRT'de yapılan başarılı programlarla, nitelikli sanatçıların geçmişten gelen geleneksel yapıyı sürdürdüğünü bildiren Sadiye Erimli Dal, şunları söyledi: Türk müziğindeki gerilemenin en önemli sebeplerinden biri ilköğrenimde Batı müziği esaslı bir eğitimin esas alınmasıdır. Çocuklarımıza kendi müziğimizi ancak çok küçük yaşta öğretmeye başlarsak, bu müziği yarınlara taşıyabiliriz. Bu konuda harika çalışmalar olduğunu biliyorum ve geleceğe dair umudumu koruyorum. 

Whatsapp Image 2024 05 25 At 23.54.44

Biraz da bizim kabahatimiz

Sadiye Erimli Dal da, özel kanalların yıllarca Türk müziğine hiç yer vermemesinden yakınanlardan. Uzun yıllar bambaşka tarzlarda televizyon yayınlarının yapıldığını söylüyor. 
Gençlerin Batı müziğine kendini kaptırmasını ise şöyle yorumluyor: Türk müziğinden uzaklaşmalarını yadırgamıyorum. Bu bizim kabahatimiz.
Eserleri biraz daha yenilikçi, onların da sevebileceği düzenlemelerle, daha sade kıyafetler, daha doğal bir icra tercihiyle sunmayı hedeflemeliyiz. Eğer bizler Türk müziği sanatçıları olarak gençlerimizin dilini çözebilir, onlara müziğimizi tekrar hatırlatmayı, sevdirmeyi başarırsak, geleceğimiz de öyle ışıltılı ve güzel olur.

Whatsapp Image 2024 05 25 At 23.54.40

Nasıl göründüğümüz, ne giyindiğimiz, kaç kişinin takip ettiği bütün sanatsal kaygıların önüne geçtiğinde bazı güzel niteliklerden uzaklaşmamız hiç de şaşırtıcı değil...

Nasıl göründüğümüz, ne giyindiğimiz, kaç kişinin takip ettiği bütün sanatsal kaygıların önüne geçtiğinde bazı güzel niteliklerden uzaklaşmamız hiç de şaşırtıcı değil...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *