Tatlı tadıyla bilinen, hatta çoğu zaman “çok şekerli” diye kenara itilen mango, bu kez bambaşka bir nedenle gündemde. Uzun süredir diyabet söz konusu olduğunda mesafeli yaklaşılan bu tropikal meyve, yapılan yeni araştırmalarla birlikte ezber bozan bir tablo ortaya koyuyor. Şeker oranı yüksek olmasına rağmen, mango tüketiminin kan şekeri dengesi üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği belirtiliyor.
Bu durum, “şekerliyse zararlıdır” düşüncesinin her zaman geçerli olmayabileceğini bir kez daha hatırlatıyor.
Mesele Şeker Değil, O Şekerin Vücutta Ne Yaptığı
Uzmanların özellikle altını çizdiği nokta şu: Bir besini değerlendirirken sadece içindeki şeker miktarına bakmak, resmin tamamını kaçırmak anlamına geliyor. Mango, evet tatlı; ama aynı zamanda lif, antioksidanlar ve bitkisel bileşenler açısından da oldukça zengin.
Yapılan çalışmada düzenli mango tüketen bireylerde, kan şekerinin daha dengeli seyrettiği, insülin hassasiyetinin arttığı ve vücudun şekeri kullanma biçiminde olumlu değişimler yaşandığı gözlemlendi. Yani mango, şekeri vücuda “bir anda yükleyen” bir besin gibi davranmıyor; tam tersine, yavaş ve kontrollü bir etki oluşturuyor.
“Yasaklı” Diye Bilinen Meyveler Yeniden Masaya Yatırılıyor
Diyabet riski olan pek çok kişi meyvelerden uzak durmayı tercih ediyor. Özellikle muz, üzüm ve mango gibi tatlı meyveler, yıllardır adeta kara listede. Ancak son bulgular, bu yaklaşımın her zaman doğru olmayabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılara göre mango, lifli yapısı sayesinde sindirimi yavaşlatıyor. Bu da kan şekerinin ani yükselmesini engelliyor. Üstelik meyvenin içeriğinde bulunan doğal bileşenler, vücudun insüline verdiği yanıtı iyileştirebiliyor. Yani mesele, “şeker var mı?” sorusundan çok, “bu şeker vücutta nasıl karşılanıyor?” sorusunda düğümleniyor.
Uzmanlar Uyarıyor: Ölçü Her Şeyin Anahtarı
Elbette bu tablo, mango sınırsızca tüketilebilir anlamına gelmiyor. Uzmanlar, her besinde olduğu gibi burada da ölçünün belirleyici olduğunu vurguluyor. Küçük porsiyonlar halinde, dengeli bir beslenme planı içinde tüketilen mango; özellikle prediyabet sürecinde olan kişiler için sanıldığı kadar riskli olmayabilir.
Hatta bazı beslenme uzmanlarına göre, işlenmiş “şekersiz” atıştırmalıklar yerine taze bir meyve tercih etmek, metabolik açıdan çok daha mantıklı bir seçim olabiliyor.
Sonuç: Tatlı Diye Korkulan Her Besin Düşman Değil
Mango örneği, beslenmede siyah–beyaz düşünmenin ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha gösteriyor. Şeker oranı yüksek diye otomatik olarak zararlı kabul edilen bir besin, doğru miktarda tüketildiğinde vücuda destek bile olabiliyor.
Bilim dünyası, artık tek bir değere değil; besinin bütünüyle vücutta yarattığı etkiye bakılması gerektiğini söylüyor. Mango da bu bakış açısının en güncel örneklerinden biri olarak sofralardaki yerini yeniden tartışmaya açıyor.