Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir dizi temas ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Diyarbakır’da iş dünyası temsilcileriyle buluştu. Küresel ekonomideki daralmadan bölgesel çatışmalara kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapan Yılmaz, Türkiye’nin kalıcı barış için yürüttüğü diplomasi trafiğinin önemine vurgu yaptı.
Yılmaz, konuşmasında, dünyanın farklı bir dönemden geçtiğini, dünyayı anlamadan Türkiye'yi ve içinde bulunulan bölgeyi tartışmanın eksik kalacağını söyledi.
Savaşlarının tartışıldığı, korumacılık eğilimlerinin yükseldiği, ticaretteki, ekonomideki eski koşulların dönüştüğü bir dönemde olduklarını anlatan Yılmaz, güç siyasetinin ön plana çıktığı, hukukun, insan haklarının, demokratik kavramların zayıfladığı, adalet ve merhamet gibi kavramların neredeyse hiç akla gelmediği bir dönemden geçtiklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bu tür dönemler çok riskli dönemlerdir ama aynı zamanda böyle dönemlerde sağlam duruş sergileyenler orta ve uzun vadede mutlaka kazançlı çıkacaklardır. Ben şuna yürekten inanıyorum, bu yaşanan süreç bir gün sona erecek. İnsanlık diye bir kavram var. Bir dip dalga mutlaka gelecektir. Yeni bir küresel, bölgesel düzen mutlaka oluşacaktır. Bu süreç içinde bizim ülke, toplum ve millet olarak sağlam, sağlıklı bir duruş gerçekleştirmemiz son derece kıymetlidir. Bir taraftan gerçeklerin farkında olacağız, ayaklarımız yere basacak, gözümüzü gerçeklere kapatmayacağız ama bir taraftan da orta ve uzun vadede gitmek istediğimiz yeri de hiçbir zaman ihmal etmeyeceğiz. Bu ikisini aynı anda yapmamız gereken bir dönemdeyiz."
Dünyada büyümenin ve ticaretin tarihi ortalamaların altında seyrettiği bir dönemde olunduğunu kaydeden Yılmaz, "O eski yüksek büyümeler, büyümeyi aşan liberal, küresel düzen ortada yok. Geçen yıl işte yüzde 3 civarında büyüdü dünya ekonomisi. Bu yıl da aşağı yukarı aynı oranda büyümesi bekleniyordu. Muhtemelen bu yaşadığımız savaş, bunun etkileriyle daha aşağıda bile gelme ihtimali var. Ticaret eskiden büyümenin hep önünde giderdi. Büyüme 3 ise ticaret 4-5 olurdu, büyüme hızı olarak söylüyorum. Son dönemlerde ticaretteki büyüme ekonomik büyümenin de altına düşmeye başladı. Çünkü ülkeler kapanıyor, korumacılık ön plana çıkıyor, tarife savaşları yaşanıyor." ifadelerini kullandı.
- "Büyük bir teknolojik dönüşüm yaşıyoruz"
Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:
"Salgınlar yaşadı dünyamız, pandemi diye bir hadise yaşadık. Son yıllara yine damgasını vuran bir hadise oldu. Savaşlar yaşıyoruz. Bölgesel, jeopolitik gerilimler yaşıyoruz. Bunların her biri ekonomik yapıyı da dönüştürücü etki yapıyor. Bu hadiseler yaşanırken siyasette, ekonomide yeni bir tabiri caizse güç dağılımı ve mücadelesi yaşanırken dünya ölçeğinde, Çin ve Uzak Doğu'nun yükselişinin tetiklediği bir güç mücadelesi yaşanırken bir taraftan da teknoloji dönüşüyor. Teknolojide de çok ciddi dönüşümlerin olduğu bir dönemdeyiz. Dijitalleşme dediğimiz hadise, yapay zeka, yeni üretim biçimleri ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla bir taraftan da büyük bir teknolojik dönüşüm yaşıyoruz."
Her alanı değiştiren dijital ve yeşil dönüşüm denilen bir sürecin olduğunu dile getiren Yılmaz, "İklim tartışmalarıyla da birlikte karbon salınımı azalmış, enerjiyi çok daha verimli kullanan, dijital imkanları değerlendiren, yapay zekayla bütün işlemleri farklı bir hızla, farklı bir nitelikle gerçekleştiren yeni bir dünyadan bahsediyoruz. Bu ikisi yan yana gidiyor. Bir taraftan çekişmeler, savaşlar bir taraftan teknolojik dönüşümler. İşte bunun için de kendimize bir yol çizmek durumundayız." dedi.
- "Enflasyon oranını düşürüyoruz"
Türkiye'nin bu süreçleri iyi yönettiğine inandıklarını vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
"Makro finansal istikrar dediğimiz istikrarı sağlamaya, enflasyonu daha aşağı seviyelere çekmeye gayret ediyoruz. Bunu yaparken bir taraftan da bu büyümüş, kapasitesi artmış ekonomimizi olabildiğince korumaya ve geliştirmeye de gayret ediyoruz. Bu çerçevede dengeli büyüme dediğimiz bir kavram var. Sadece tüketim üzerinden büyümeyen, yatırımla, üretimle, ihracatla büyüyebilen, sadece iç taleple büyümeyen, dış taleple de büyüyen bir anlayış içinde gidiyoruz. Çünkü, böyle bir büyümeyle enflasyonu daha aşağıya çekeceğimize inanıyoruz. Bunlar kolay sorunlar değil gerçekten. Enflasyonu düşürürken büyümeyi belli bir seviyede tutabilmek belli bir çaba gerektiriyor. Kolay bir iş değil ama biz son 3 yıldır bunu başarıyoruz. Belli düzeyde ve dünya ortalamasının üstünde bir büyümeyi devam ettirirken, yatırımlarımızı, ihracatımızı arttırırken, işsizliğimizi tek haneli seviyelerde tutarken bir taraftan da enflasyon oranını düşürüyoruz."
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Bir taraftan da enflasyon oranını düşürüyoruz. En son işte 30,7 gibi bir seviyelere geldi enflasyonumuz. Maalesef bu son yaşadığımız hadiseler, özellikle tarımda tabi geçen yıl hem kuraklığı hem donu aynı yıl yaşamamız bunun gıda fiyatlarına etkisi enflasyon politikamızı olumsuz etkiledi. Diğer taraftan temel mallar dediğimiz mallarda yüzde 16'ya kadar düştü enflasyon. Hizmet enflasyonu geriden geliyor. Hizmet derken kiradır, eğitimdir vesaire. Orada da bir çözülme var, kırılma var ama dünyada da böyledir. Enflasyon düşerken hizmet enflasyonu biraz daha gecikmeli bir şekilde gelir. O süreç de başlamış durumda. Bu sene doğrusu yüzde 20'nin altını görmeyi hedefliyorduk ama son yaşanan gelişmeler özellikle bölgemizdeki savaş maalesef tüm dünyada bu görünümü etkilemiş durumda." diye konuştu.
Savaş ve savaşın tetiklediği hadiselerin özellikle de Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, enerji piyasaları üzerinde ciddi etki oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, "Çünkü bu bölge petrolün yüzde 20'sinin sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 25'inin dünyaya arz edildiği bir bölge. Diğer yandan gübre konusunda da yine çok ağırlıklı bir bölge. Başka da birtakım girdileri dünyaya, dünya ekonomisine sağlayan bir bölge. Dolayısıyla yaşanan savaş büyük insani ve çevresel maliyetler üretmenin yanı sıra bölge ve dünya ekonomisini de etkilemeye başladı. Dünya piyasalarında petrol fiyatlarını hep birlikte takip ediyoruz. Yapılan günlük açıklamalara göre piyasaların hareket ettiği günler yaşıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
- "Tüm gücümüzle bu savaş bir an önce sona ersin diye gayret ediyoruz"
Türkiye'nin savaş çıkmaması için çok büyük çaba sarf ettiğini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi:
"Sayın Cumhurbaşkanımız liderler düzeyinde, dışişleri bakanımız, bütün kurumlarımız savaş başlamasın diye çok büyük gayretler ortaya kondu, çaba sarf edildi ama maalesef İsrail'in kışkırtmasıyla ABD, İsrail, İran saldırılarıyla birlikte bu savaş başladı ve bugünlere gelindi. İran da bu arada komşu ülkelere saldırılar yaptı ve karmaşıklaşan bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Şimdi de tüm gücümüzle bu savaş bir an önce sona ersin diye gayret ediyoruz. Bütün diplomatik imkanlarımızı bu çerçevede kullanıyoruz."
Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Savaş ne kadar uzarsa maliyeti de o kadar ve derinleşecektir. Savaşın kapsamı ve süresi ekonomik maliyetlerini de belirleyici olacaktır. Şu anda tamamen bitmiş olsa bile savaş tahribatı belli bir süre devam edecek. Hemen her şey toparlanmayacak maalesef çünkü bir tahribat var. Onun telafi edilmesi belli bir zaman alacak ama uzadıkça bu maliyetlerin derinleşeceğini de görmek durumundayız. İnşallah bu ateşkes, son dönemde ilan edilen ateşkes kalıcı bir barışla neticelenir, bunu ümit ediyoruz. Bu çerçevede de yine Türkiye Cumhuriyeti olarak her türlü gayreti sarf ediyoruz. Kardeş Pakistan'ın burada ortaya koyduğu güzel tutumu ve çabayı da çok büyük bir takdirle karşılıyoruz. İnşallah provoke edilmeden, sabote edilmeden bu sürecin kalıcı bir barışa evrildiğini hep birlikte görürüz. Bu noktada şunu da söylemek isterim. Bu savaşa bölgedeki etnik ve mezhebi kimlikler üzerinden savaşı kızıştırmaya çalışan güçler olduğunu da gördük. Gerek İran'da gerek diğer birtakım çevrelerde özellikle İsrail başta olmak üzere etnik kimlik ve mezhepler üzerinden bölgedeki insanları kışkırtmaya, birbirine düşürmeye çalışan güçler olduğunu da görüyoruz."
Türkiye'nin, İran'ın tüm etnik yapılarla, mezheplerle sağlam bir şekilde ayakta kalmasından yana olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu tavrı da her fırsatta ortaya koyduklarını belirtti.
- Terörsüz Türkiye süreci
Bu süreçte çeşitli kimlik ve toplulukların çok daha uyanık davrandığını gördüklerini ifade eden Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:
"Emperyal birtakım güçlerin belli kavramlar üzerinden insanları kullandıkları, toplulukları kullandıkları sonra da çıkarları değiştiğinde hemen politika değiştirebildiği bir bölgedeyiz. Bunu da defalarca görmüş, tecrübe etmiş bir bölgeyiz ama bu sefer çok şükür bu tuzaklara düşülmediğini görüyoruz ve bundan dolayı da takdir ediyoruz gerçekten. Bu tuzaklara düşülmemesini, bunda Türkiye'deki Terörsüz Türkiye sürecinin de olumlu katkıları olduğunun altını çizmek isterim. Bu çerçevede Terörsüz Türkiye'nin de ne kadar kıymetli bir süreç olduğunu, bu yaşadığımız ortam bize daha iyi göstermiştir. İyi ki Terörsüz Türkiye süreci başlamış, iyi ki bu süreç belli bir aşamaya gelmiş. Bölgemizde yaşananlar bu sürecin ne kadar anlamlı ve öngörülü bir süreç olduğunu inanıyorum ki hepimize göstermiştir. Suriye'deki meselelerin suhuletle bir çözüme gitmesi İran'da da tahriklere gelinmeyen bir ortamda inanıyorum ki Terörsüz Türkiye süreci daha hızlı bir şekilde, etkili bir şekilde hayata geçecektir. "
Yılmaz, "Bu süreçleri sabote etmeye, bozmaya, provoke etmeye çalışan, çeşitli dezenformasyonlarla zehirlemeye çalışan şu veya bu kesimden insanlar olabilir, çevreler, güç odakları olabilir. Bunlara karşı da herkesin çok uyanık olması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Herkesin diline, üslubuna, yaklaşımına çok dikkat etmesi gereken bir süreçten geçtiğimizi de ifade etmek istiyorum. Terörsüz Türkiye dediğimiz sürecin en önemli boyutlarından biri de şüphesiz bu süreçle birlikte hem demokrasi hem de kalkınma açısından yeni bir ortamın, atmosferin oluşması şeklinde düşünülmelidir. Yeni dönemde güvenlik endişelerinin kalıcı bir şekilde ortadan kalktığı bir ortamda hem Türkiye'nin genel kalkınma süreci hızlanacaktır hem de Doğu ve Güneydoğu'nun özellikle uzun yıllardır kullanılmamış potansiyeli çok daha hızlı bir şekilde harekete geçmiş olacaktır." ifadelerini kullandı.
Doğu ve Güneydoğu'nun Türkiye ortalamasının üzerinde bir büyüme, ticaret ve gelişim perspektifi ortaya koyduğuna yürekten inandığını kaydeden Yılmaz, şunları söyledi:
"Demokratik standartları silahı bırakmanın ön koşulu gibi ortaya koymanın da hiçbir sağlıklı tarafının olmadığını ifade etmek isterim. Hele hele demokrasi, siyasi, siyaset yapma iddiasında olan partilerin, DEM Partisi dahil olmak üzere bu konuda çok net bir tavır sergilemeleri gerektiğine inanıyorum. Şunu da çok açık ifade edeyim. Sürekli bir şekilde kamu kurumlarına, devlete rol biçme, ödev yükleme üslubundan çıkıp "Biz ne yapmalıyız?' sorusunu kendilerine biraz sormalarında büyük fayda olduğunu da samimiyetle ifade etmek istiyorum. Demokrasi gelişecekse hepimizin katkısıyla gelişecek. Vesayetlerden hepimizin kurtulması, uzaklaşması gerekiyor. Nasıl ki Türkiye bir dönem vesayetçi bir yapıdan daha normal bir demokratik yapıya geçtiyse partilerin de vesayet odaklarından uzaklaşıp demokratik siyaseti gerçek anlamda yapmalarının da çok önemli olduğunu buradan ifade etmek istiyorum."
Yılmaz, Diyarbakır'ın tarım, turizm ve sanayi alanlarında önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, kentin özellikle son dönemde huzur ve güven ortamıyla birlikte gelişim gösterdiğini anlattı.
Diyarbakır'ın zengin kültürel mirası ve gastronomisiyle daha fazla turist çekebilecek kapasitede olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Geçen yıl 1 milyonun üzerinde turist ziyaret etti Diyarbakır'ı. İnşallah 2 milyondan, 5 milyondan, 10 milyondan da bahsederiz. Diyarbakır'ın tarımdaki potansiyeli muazzam. Burada da bana hani çılgın projesi nedir derseniz Diyarbakır'ın bence Silvan sulama projesidir. Silvan'ın bitmesiyle buradaki muazzam bir tarımsal üretim artışı, bunun gıda sanayini tetiklemesi, ticareti arttırması bütün bunlarla birlikte yüz binlerce insana ekmek verecek, iş oluşturacak bir projeden bahsediyoruz." şeklinde konuştu.