Streslendiğimizde vücudumuz ana stres hormonu olan kortizolü salgılar. Bu durum kan şekerinin yükselmesine, kasların gerilmesine ve kalbin hızla çarpmasına neden olur. Beynimiz o an yatakta olduğumuzu değil, bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu zanneder. Bu "savaş ya da kaç" tepkisi, uykunun en büyük düşmanıdır. Eğer stres birkaç haftadan uzun sürerse kronikleşir ve vücudumuz yüksek kortizol seviyelerine alışır; bu da uykusuzluğun yanı sıra kalp hastalıkları ve depresyon gibi ciddi riskleri beraberinde getirir.
Yalnızlık ve Uykusuzluk: Kısır Döngünün Diğer Yüzü
Uykusuzluk ve stres arasındaki ilişki maalesef tek yönlü değil. Araştırmalar, tek bir uykusuz gecenin bile duygusal stres seviyelerini %30 oranında artırdığını gösteriyor. Buna bir de günümüzün büyük sorunu olan "yalnızlık" eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor. Yalnızlık, hem akut hem de kronik stresin en büyük tetikleyicilerinden biri. Sevdiklerinizle yapacağınız bir telefon görüşmesi bile vücudunuzdaki stres yükünü hafifleterek sizi uykuya daha hazır hale getirebilir.

Zihni Sıfırlayan Sihirli Formül: 4-7-8 Tekniği
Kendinizi uyumaya zorlamak genellikle ters teper. Bunun yerine sinir sisteminizi manuel olarak "yeniden başlatmanız" gerekir. İşte tam burada devreye 4-7-8 nefes tekniği giriyor:
4 Saniye: Burnunuzdan derin bir nefes alın.
7 Saniye: Nefesinizi tutun.
8 Saniye: Ağzınızdan yavaşça verin. Bu egzersiz, beyninizin odak noktasını kaygılardan alıp nefese yönlendirir. Kalp atış hızınızı düşürür ve vücudunuza "artık güvendesin, uyuyabilirsin" mesajını verir.
Stresle Başa Çıkarken Uykuya Alan Açın
Egzersiz ve meditasyon, stresin nedenlerini ortadan kaldırmasa da vücudunuzun bu strese verdiği tepkiyi yumuşatır. Hareket etmek, vücuttaki birikmiş enerjiyi atmanızı sağlar; doğru bir yatak ve düzenli rutin ise zihninizi bu dinlenme sürecine ikna eder. Unutmayın, uykusuzluk stresin sebebi değil, bazen sadece bir sonucudur; bedeninize nazik davranarak bu döngüyü kırabilirsiniz.