Bildiklerinizi unutun! Yeni bir dünya geliyor

Kovid-19’un Çin’de yayılmaya başladığı andan itibaren bir çok ülkenin Çin ile hava, kara ve su yolu taşımacılığını durdurması bu ülkenin ekonomisini etkilemişti. Virüsün ABD tarafından hayata geçirildiği yönünde komplo teorileri öne sürülmüştü. Ancak salgının dünya geneline yayılmasıyla, bu teoriyi boşa çıkarmıştır.

Bildiklerinizi unutun! Yeni bir dünya geliyor
09.04.2020 09:45

DÜNYANIN SALGIN TARİHİ VE GELECEK - KADİR YILDIZ / TÜRKGÜN GAZETESİ

Tarih boyunca salgın hastalıkların her daim sosyal ve politik istikrar üzerinde büyük etkileri oldu. Derin siyasi ve toplumsal değişimlere yol açan salgın hastalıkların hanedanlıkların çöküşlerinden sömürgeciliğin artışına, insanların yaşam şeklini değiştirmesinden savaşlara kadar birçok etkisi oldu. 2019 yılının Aralık ayında Çin’in Wuhan şehrinde görülmeye başlayan Kovid-19 salgınının da küresel anlamda ne gibi değişikliklere yol açacağı merak konusu haline geldi.

SALGIN HASTALIKLARIN TARİHE NASIL YÖN VERDİ?

6. yüzyılda, Roma İmparatorluğu topraklarında yayılan Jüstinyen vebası tahmini olarak 30 ila 50 milyon insanın ölümüne sebep oldu. Bu sayı o dönemki dünya nüfusunun yaklaşık yarısına tekabül ediyordu. Roma İmparatorluğu’nu yaklaşık 400 sene boyunca etkisi altına alan bu salgın hastalık imparatorluğun çöküşünde önemli bir rol oynadı. 14. yüzyılda Kuzey Afrika’yı, Asya’yı ve Avrupa’yı etkisi altına alan Kara Ölüm salgını Avrupa nüfusunun yarısının hayatını kaybetmesine neden oldu. İngiliz topraklarında ağırlıklı olarak Fransızca konuşan aristokrat sınıfıyla beraber Latince konuşan dini grupların içinde olduğu yaklaşık bir milyon kişinin hayatını kaybetmesine de yol açtı. İngiliz köylüler ise salgından çok fazla etkilenmeyerek varlıklarını korudu. Bu, İngilizce konuşan köylülerin ülke içerisinde nüfus üstünlüğünü ele geçirmesine ve dolaylı olarak İngilizcenin İngiliz topraklarında tekrar resmi dil olmasını da beraberinde getirdi. Bilim adamları Kara Ölüm salgınının sonuç itibariyle İngilizcenin dünya dili olmasının başlangıcı olduğunu ileri sürdü.

1350’lerde nüfusun yüzde 3’ünü öldüren salgın çoğunlukla köylülerin hayatına mal oldu. Bu da toprak sahiplerinin işgücü sıkıntısı yaşamasına yol açtı. Geride kalan sağlıklı tarım işçileri ise daha fazla pazarlık gücüne sahip oldular. Bunun üzerine Avrupa işçilerin yerine geçecek iş gücü tasarruflu teknolojilere yatırım yapmaya başladı. Sanayileşmenin, insanın yerini makinelerin almasının önü açıldı. Salgından kaçmak isteyenlerin uzun deniz yolcuklarına çıkmaya başlamasıyla birlikte Avrupa sömürgeciliği yayıldı.

1801’de Fransız lider Napolyon Haiti’yi kontrol altına almak için çıkarma yaptı. Haiti’de meydana gelen bir salgında 50 bin asker, subay, doktor ve denizcinin sadece 3000’i Fransa’ya geri dönebildi. Askeri güçleri bozguna uğrayan ve demoralize olan Napolyon, sadece Haiti’yi terk etmedi aynı zamanda Fransa’nın Kuzey Amerika’daki tüm hedeflerinden de vazgeçti.

1888-1897 yılları arasında sığır vebası virüsü (rinderpest), Afrika’nın sığırlarının yüzde 90’ını öldürüp Afrika Boynuzu, Batı Afrika ve Güneybatı Afrika bölgelerindeki toplulukları harap etti. Hastalığın neden olduğu kaos, Avrupa ülkelerinin 19. yüzyılın sonlarında Afrika’nın büyük alanlarını sömürgeleştirmesini kolaylaştırdı.

KORONAVİRÜS SONRASI FIRSATLAR VE TEHDİTLER

Koronavirüs’le birlikte, İtalya ve İspanya’da 10 binin üzerine çıkan ölümler önü alınamaz bir hale geldi. Birçok ülke sağlık sistemini güçlendirmekle uğraşırken bir yandan da sosyo-ekonomik tedbirler ile salgının toplumsal etkilerini azaltmaya çalışıyorlar. Dünya, Kovid-19 virüsüyle çok yönlü bir mücadele veriyor. Stratejistlerin aklındaki soru ise salgın sonrası dünyanın nasıl bir evrilme yaşayacağı. Normal şartlar altında birçok insanın yapmakta zorlandığı uygulamalar ülkelerin aldığı tedbirler ile günlük yaşamda uygulanması zorunlu değişikliklere sebep oldu. Ticaretten teknolojiye, sanattan spora, siyasetten eğitime kadar her alan pandeminin etkisi altına girdi.

Salgın sonrası yeni dünya düzeninde devam edecek bir çok uygulama hatamızın merkez noktasında yer aldı. Sanal uygulamalar, uzaktan eğitim, e-ticaret insanların günlük hayatının ayrılmaz bir parçası oldu. Sosyal mesafe zorunluluğu kültürel bir etken olarak devam edeceğini gösterdi. Sosyal izalosyon ise insanları daha çok evden çalışma şartlarına hazırlayan bir sürecin provası niteliğine büründü.

KÜRESEL EKONOMİ REVİZE EDİLECEK

Kovid-19’un Çin’de yayılmaya başladığı andan itibaren birçok ülkenin Çin ile hava, kara ve su yolu taşımacılığını durdurması Çin ekonomisini etkilemiş, bu durum ise biyolojik bir savaş olarak ABD tarafından hayata geçirildiği yönünde komplo teorileri öne sürülmüştü. Ancak koronavirüsün dünya geneline yayılmasıyla ve ABD’nin de bu salgından derinden etkilenmesi bu teoriyi boşa çıkarmıştır. Dünyada hiçbir ülke yoktur ki koronavirüs salgınından ekonomisi etkilememiş olsun. Ülkeler bir yandan salgınla mücadele ederken diğer yandan da ekonomilerini tanzim edecek tedbir paketleri hazırlamıştır. Görünen gerçek şu ki ekonomisi sağlam temeller üzerine oturmayan ülkeler Kovid-19 salgınından çökmüş olarak çıkacaktır. Bu durum ekonomik olarak ayakları üzerinden durabilen emperyalist ülkelerin de yeni sömürge arayışlarına zemin hazırlayacaktır.

İhracatta önemli bir paya sahip olan Çin’in ihracat oranında önemli bir düşüş görülmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ayrıca ucuz işçi pazarı sebebiyle ürünlerini Çin’de imal eden ülkelerin Çin’in virüs yayımında potansiyel risk olmasına karşın fabrikalarını kendi ülkelerine taşıması sonucunda teknolojik birçok ürünün salgın öncesine göre üretim kapasitesinin azalmasıyla birlikte fiyat artışının olacağı öngörülmektedir. Birçok ülkenin Çin’e olan yaklaşımının değişmesi üzerine Çin mallarının dünya üzerindeki güçlü etkisini kaybedeceği bilinmektedir. Salgın sonrası uzun bir müddet birçok ülkenin Çin ile ilişkilerini asgari düzeye indirgeyeceği ve Çin izolasyonu uygulayacağı görülmektedir. Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak ortaya çıkan ve daha sonra Avrupa Birliği adını alarak genişleyen ülkelerin pandemi sürecinde AB’nin gerekli dayanışmayı göstermemesi, AB üyesi ülkelerin bir arada kalmasını zorlayacağı aşikar bir hal almıştır.

Kovid-19 salgınının Çin’de ilk görülmeye başladığı zamanlarda çeşitli komplo teorileri ortaya atılmış, bunun Çin ekonomisini çökertmeye yönelik biyolojik bir savaş olduğu iddia edilmişti. Ancak sürecin ilerleyen safhalarında salgının birçok ülkeye yayılması bu teorinin temelsiz bir yaklaşım olduğunu ortaya koydu.

ULUSLARARASI DENGELER DEĞİŞECEK

Koronavirüs salgınının Çin’de can kayıplarına yol açması ABD ticaret Bakanının açıklamalarına “bu süreçte ABD ekonomisinin güçlendiğini göreceksiniz” yönündeki ifadelerine yansımıştı. Çin, Kovid-19 hastalığının ABD tarafından ülkelerine getirildiğini söylese de salgının ABD’de görülmesinden sonra da bu kez ABD Başkanı Trump Çin’i suçlamış ve salgından “Çin virüsü” olarak bahsetmişti. ABD’yi suçlayan tek ülke elbette Çin değildi. İran da defalarca salgından ABD’yi sorumlu tutan açıklamalar yaptı. Bu karşılıklı suçlamalar bile salgın sonrası küresel çekişmelerin artacağının işaretini vermeye yetti. Hatta ABD bu süreçte Çin’in tazminat ödemesi gerektiğini bile ifade etti. ABD-Çin arasındaki gerilim ekonomik yaptırımlardan öteye geçip askeri bir noktaya ulaşır mı bilinmez ama pandemi krizinin ardından yeni bir küresel krizin yaşanacağı aşikar bir hal aldı.

ABD ve Çin arasında yaşanan bu gerilim salgın hastalık sürecinde AB üyesi ülkelerde de kendini gösterdi. Özellikle İtalya AB’nin salgını önleme sürecinde gereken yardımı yapmadığından dolayı sert ifadeler kullanmış, salgın sonrasında bu durumu değerlendireceklerini ifade etmiştir.

ABD ve Çin bir taraftan diplomatik seviyede hesaplaşma sinyali verirken diğer taraftan da ABD, Çin ve Rusya’dan yardım talep etmiştir. Trump’ın yardım talebi karşılık bulmuştur.

RUSYA’NIN İTALYA ÜZERİNDEN STRATEJİLERİ

Rusya’nın pandemi sürecinden güçlü çıkmayı hedefleyen bir takım yardım girişimleri yeni süreçte nasıl bir hedefi olduğunu göstermiştir. Rusya’nın İtalya’ya yaptığı yardımlar AB’den hesap sorması beklenen İtalya’yı kendi tarafına çekmek isteyen bir strateji olarak değerlendirilmiştir. Özellikle Libya’da hakimiyetini artırmak isteyen Rusya için bu taktiksel bir girişimdir. Bu yardımlardan Sırbistan ise 11 uçak kadar büyük bir yardımla payını almıştır. Rusya bu süreçten “süper güç” tanımıyla çıkmak için birçok ülkenin yardım talebini yerine getirmeye çalışmıştır. Rusya’daki bir doktor gerçek vaka ve ölümlerin gizlendiğini söylemiş ve Rus polisi tarafından gözaltına alınmıştır. Sürecin sonunda Rusya’daki gerçek verileri öğrenebilecek miyiz bilemiyoruz ama bu gizlilik hali de Rusya’nın “ben bu süreçten güçlü çıktım” demenin başka bir yolu olarak görülüyor.

Türkiye’nin ise koronavirüs salgınıyla olan mücadelede dünyaya örnek teşkil ülkeler arasında yer alması, pandemi eylem planını 6 Ocak itibariyle hayata geçirmeye başlaması Kovid-19 salgınının ülkeye girişini geciktirmiştir. Ayrıca Türkiye’nin koronavirüs salgınına karşı aldığı tedbirler ve bilgileri kamuoyu ile şeffaf paylaşımı Dünya Sağlık Örgütü tarafından takdirle karşılanmıştır. Bu süre içinde Almanya ve İngiltere’nin de dahil olduğu 83 ülke Türkiye’den yardım talep etmiştir. Birçok Avrupa ülkesinin tıbbi ekipmanlarda yetersiz kalmasına karşın Türkiye’nin yerli üretimle kendi ihtiyacını fazlasıyla karşılıyor olabilmesi de önemlidir. Dünya’da sağlık sistemlerinin çöktüğü ve ekonomik olarak çöküşe geçtiği bir dönemde Türkiye’nin Avrupa ortalamasının üzerinde bir sağlık yapısına sahip olması süreci sağlam bir şekilde yürüteceğini göstermiştir.

Ekonomik yardım paketleri ve “Milli Dayanışma Kampanyası” süreciyle Türk milletinin dayanışma duygunun salgınla mücadele konusunda kenetlediğini de ortaya koymuştur. Sosyal yardımlar ise hat safhaya ulaşmıştır. Ayrıca Türkiye bu süreçte IMF’den yardım talep etmeyen nadir ülkeler arasındadır. Türkiye’ye ayrı bir parantez açmamızın elbette önemli bir nedeni var: Kovid-19 salgın sürecini en az kayıpla atlatan, sağlık sistemini koruyan ve ekonomik yapısını bozmayan devletler salgın sonrası güçlerini daha da artırarak çıkan ülkeler olacaktır. Türkiye’nin bu süreci başarıyla atlatacak ülkelerin başında gelmesi gelecekteki rolünü de belirleyen önemli bir etkendir. Ayrıca İtalya ve İspanya’nın yardım çağrısına AB ve NATO üyesi ülkelerin kayıtsız kalmasına rağmen Türkiye’nin cevap vermesi NATO Genel Sekreteri tarafından tebrikle karşılanmıştır. Koronavirüs salgın sürecinin AB ve NATO üyesi ülkeler arasında birlik duygusunu zedelerken Türkiye’nin tutumu her iki birlik tarafından da parlayan yıldız olarak gösterilmesine zemin hazırlayacaktır.

YENİ İTTİFAKLARIN KURULMASI AN MESELESİ

Kovid-19 salgın süreci AB’nin sadece kağıt üzerinde oluşturulan bir siyasi birliktelik olduğunu göstermiştir. Üye ülkeler salgın sonrası üyeliklerini gözden geçirecekler ve İtalya başta olmak üzere birçok ülke birlikten ayrılma talebini dillendirecektir. Elbette ki sadece AB değil Şangay İş Birliği Örgütü de kendisini sorgulayacaktır. Bu sürecin sonunda siyasi-iktisadi birçok birlik dağılacak ve yeni dünya düzenine göre ülkelerin ittifakları değişiklik gösterecektir. Bu bakımdan yeni ittifakların ve uluslararası platformların kurulması an meselesidir diyebiliriz.

Diğer taraftan koronavirüs salgınının dünyaya verdiği en önemli mesaj ise binlerce kilometre uzaklıkta olsa bile hiçbir ülke veya kişinin “oralarda olan beni ilgilendirmez” diyemeyeceğidir. Çünkü salgın hastalık ülke, din, dil, mezhep, renk ayrımı yapmadan tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Bunun sebepleri arasında ise insanların doğaya çok fazla müdahale etmesi gösterilmiş ve tüm insanlığın küresel bir dayanışma göstermesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu durumun getireceği sonuç ise çevre hassasiyetinin yükselmesi olarak tezahür edecektir. ABD Başkanı Trump muhtemel olarak halkın baskılarına boğun eğerek 2017 yılında çekildiği “Paris İklim Anlaşması”nı tekrar gündeme alacaktır.

YARIN DEVAM EDECEK

 

Dipnotlar:

Milyonların yaşadığı metropollerin nüfus yoğunluğunu azaltacak şekilde tekrardan planlanması gündeme gelebilir. Çünkü salgın hastalıkların yayılım hızının en fazla olduğu şehirlerin metropoller olduğu görülmektedir. İstanbul’da hayata geçirilen “akıllı şehir” uygulamasının artık dünyanın birçok kentinde devreye girmesi muhtemeldir.

Etkisi merak konusu

Dünyanın içinden geçtiği Kovid-19 sürecinin bir çok bilimsel çalışma ve kitabın konusu olacağı aşikar bir hal aldı. Yakın tarihin en büyük salgınına dönüşen koronavirüsün toplumları ve ülkeleri nasıl etkileyeceği ise merak konusu oldu. Salgın sonrası dünyanın nasıl bir sürece evrileceği şimdiden tartışmaların odak noktasında yer aldı.

Karantina kelimesinin kökeni

“Karantina” kelime kökeni olarak 17. yüzyılda İtalya’nın kuzeyinde yayılan veba salgınına dayanıyor. Vebanın diğer ülkelere hızla yayılmasıyla beraber yetkililer, belirlenen 30 günlük tecrit süresini 40 güne uzatıyorlar ve yasanın adı quarantino – yani 40 gün olarak değiştiriliyor. 17.yüzyıldan beri çeşitli değişikliklere uğrayan bu kelime kökü de “karantina” kelimesine dönüşüyor. Bugün bile sıkça tatbik edilen bu uygulamanın kökeni yine bir salgın hastalık neticesinde literatürümüze giriyor.

Yorumlar