Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, FETÖ'nün güncel tehdit düzeyi, örgütün casusluk ve ihanet boyutu ile bu örgütle mücadelede kararlılığın neden sürdürülmesi gerektiğini hakkında bir yazı yayımladı.
Uçum kaleme aldığı yazıda, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) çetesinin Türkiye’de “ihanete hizmet hareketinin” açık alandaki unsurları olan ibadet ve ticaret yapısı büyük ölçüde çöktüğünü ve bu kaynakların önemli oranda kurutulduğunu vurguladı. FETÖ'nün bu kaynaklardan beslenmesinin önüne geçilmesi, devletin aldığı en büyük tedbirlerden biri olduğu ifade edilirken, bu tedbirlerin daha da güçlendiğini söyledi. Aynı zamanda FETÖ'nün casusluk ve terör amaçlı bir ihanet örgütü olduğunu söyleyen Uçar, Türkiye içinde operasyon yapma kabiliyetini büyük ölçüde kaybettiğini söyledi.
Dezenformasyonla mücadele
Mehmet Uçar dezenformasyona ve misenformasyona karşı dikkat çekerek ‘’Bu noktada örgüt mensuplarının yurt dışından, sosyal medya mecralarından ve örgüte müzahir yayın organları üzerinden milli güvenliğe, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirdiği etki ajanlığı faaliyetine ilişkin önlemler alınması, etkin mücadele konseptinin ve siber güvenliğin geliştirilmesi de dikkatle değerlendirilmelidir. Bu bağlamda örgütün özellikle toplumu hedefleyerek yaptığı dezenformasyona ve misenformasyona karşı alınan tedbirler ve yapılan mücadele de vurgulanmalıdır.'' ifadelerini kullandı.
Emperyalist güçlerin oluşturduğu konsorsiyum
FETÖ, emperyalist güçlerin oluşturduğu konsorsiyumun bir parçasıdır diyen Uçum, Bu konsorsiyumun içerideki diğer uzantılarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak ‘’Uzun yıllar FETÖ’nün kullandığı metotlar, kamusal hayatta bazı alışkanlıklar yaratmıştır. Bu nedenle yalnızca örgütün mensuplarına değil onun metodolojisini kullananlara, benzer yöntemlerle etki üretmeye çalışan yapılara ve aynı refleksleri yeniden üreten anlayışlara karşı da dikkat çekilmesi önem taşımaktadır.'' dedi.
Mehmet Uçum son olarak şunları kaydetti:
‘’Sonuç olarak FETÖ çetesi, emperyalizmin (özellikle ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin) bir aparatı olarak Türkiye içi ve dışı risk ve tehdit olma özelliğini sürdürüyor. Başka bir deyişle açık örgütlenme kapasitesi zayıflamış olsa da hücresel ve dış bağlantılı faaliyetin oluşturduğu risk sürmektedir. Bu tehdit ve risk, Türkiye içinde ciddi seviyede azaltıldı ama bitmedi. Dışarıda önemli mesafeler katedildi.
Bununla birlikte FETÖ çetesiyle mücadele, içeride ve dışarıda hiçbir zaman rutin bir güvenlik sorunu olarak ele alınamaz. Hukuk içinde olmak kaydıyla özel ve rutin dışı mücadele yöntemleri kesintisiz devam eder. Asla gevşekliğe düşülemez. Bu casusluk ve terör örgütü tamamen tasfiye edilinceye kadar mücadelenin yüksek kararlılıkla devam etmesi elzemdir. Bu kararlılığın yargı mercilerince de gösterilmesinin ve yargı kararlarıyla desteklenmesinin gerekliliği ise izahtan varestedir. Milli yargımızın gereğini yapacağı da açıktır.
Aynı yaklaşım FETÖ’cülüğe öykünen benzer örgütler için de geçerlidir çünkü bu tip örgütler, hem kendileri (şimdilik düşük seviyeli de olsa) risk ve tehdit unsurudur hem de FETÖ’cülerin içlerine girip barındıkları örgütler olarak tehlike oluşturur. Bunlarla mücadelenin de hukuk içinde özel ve rutin dışı yöntemlerle ve kararlılıkla sürdürülmesi gerektiği ve sürdürüleceği de açıktır.
Sonuç olarak gerek FETÖ’ye gerekse ona öykünen veya benzeri arayışta olan çete örgütlere karşı etkili hukuk politikaları geliştirmek ve uygulamak, devletin sürekli faaliyetleri arasındadır ve böyle olmaya devam edeceği de anlaşılmaktadır.''