MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda Ankara’da ev sahipliği yapılacak NATO Zirvesi'ne ve Türkiye-NATO ilişkilerine dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Lider Bahçeli, Türkiye’nin ittifakın jeopolitik omurgası olduğunu belirterek, "Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer" dedi.
“Ankara Merkezli Milli Beka Ufkumuz İttifakların Üzerindedir”
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin caydırıcı askeri gücünü, savunma sanayisindeki şahlanışını ve diplomatik ağırlığını dünya sahnesine göstereceğini belirten Lider Bahçeli, ittifakın sınırlarını şu sözlerle çizdi:
Sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür. Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır.
“Türkiye, İttifakın Jeopolitik Omurgasıdır”
Türk ordusunun Karadeniz, Doğu Akdeniz, Ege ve stratejik üs ekosistemindeki varlığıyla NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan yegane güç olduğunu ifade eden MHP Lideri, Türkiye'nin masaya bir acizlikle değil, şeref siciliyle oturduğunu vurguladı:
Karadeniz’in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse; alayı peşinen kabul etmelidir ki, Montrö ile tahkim edilen Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz, o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında yeni bir caydırıcılık kalkanı örülecekse; kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekât tecrübesi, Türkiye’nin muazzam askerî kudreti ve savunma sanayiindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir.
Orta Doğu’nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa; şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odağından arta kalan coğrafya, ancak ve ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.
Allah’ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki; kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında, başkalarının icazetiyle değil kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şirazesi kaymış dünyanın üzerinde asırlara meydan okuyan tarihi bir anıt gibi yükselmektedir. Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer.
"NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir"
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin konuya ilişkin konuşması şu şekilde:
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, Türkiye’nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğüm, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir. Cumhur İttifakı’yla tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede; krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir. Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür.
“Kara Kuvvetlerimiz üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam saldığı milli hafızamızdır”
Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkiini değil; Mete Han’dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık kSöklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Bu büyük askeri hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir. 2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetlerimiz, Türkistan bozkırlarında doğan cihan hakimiyeti ülkümüzü, Anadolu’da vatanlaştığı ve üç kıtada şanla, şerefle ve zaferle nam saldığı milli hafızamızdır. Türk Kara Kuvvetlerimiz; medeniyet iddiasının nice coğrafyada henüz bir iz, bir işaret, bir esame olarak dahi belirmediği devirlerde, düzenli ordunun tesisini, emir-komuta silsilesinin kudretini ve askeri teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletleriyle tanıştıran kutlu ve köklü bir mirastır.
"Türk Kara Kuvvetlerimiz tarih şuurunun adıdır"
Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını Türk milletine mahşere dek açan iradenin, Sakarya’da milletin makus talihini yenen dirayetin, bugün ise terörle mücadelede sınırlarımızın ötesine taşan milli beka düsturunun vücut bulmuş halidir. Kara Kuvvetlerimiz, toprağı yalnızca bir coğrafya parçası değil; şehidin emaneti, devletin haysiyeti, milletin namusu ve gelecek nesillerin mukaddes istikbali olarak gören bir tarih şuurunun adıdır. Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanarak Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır. Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235’inci kuruluş yıl dönümünü, dünya milletlerinin de şahitlik edeceği büyük bir iftiharla kutluyorum. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Fedakârlık abidesi gazilerimizi minnetle, görev başındaki kahraman ordumuzu şükranla selamlıyorum.
Bu vesileyle yiğitler yiğidi Mehmetçiğimize, merhum şairimiz Orhan Şaik Gökyay’ın şu dizeleriyle sesleniyorum:
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan
Cepheden cepheyi soranlarındır.
Cepheden cepheye koşup bu toprakları bize kanlarıyla vatan kılan, korkusuzluklarıyla güvenli kılan askerimize ben de diyorum ki: Bu vatan hepimizden evvel sizindir! Bu vatan sizin sayenizde hepimizindir!
Türkiye, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır
Türk ordusu, Karadeniz’in kilidini muhafaza eden Boğazlardaki tarihi hükümranlığımızdan, Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki varlığımıza; Aksaz’dan İncirlik’e kadar uzanan stratejik üs ve liman ekosistemimize dek, NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kâğıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır. Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya, Bosna-Hersek’ten Irak’a kadar Türk askeri, müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada göstermiştir.Kore dağlarında destan yazan Mehmetçik, NATO üyeliğimiz henüz resmiyet kazanmadan çok önce, Türk’ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan etmiştir.
Türkiye, NATO’nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür
Dondurucu soğuğun, amansız yokluğun ve cehennemî ateş çemberlerinin içinde tek bir adım bile geri atmayan o çelikten irade, müttefikliğin lafla değil, ancak kahramanlıkla mühürleneceğini tarihin hafızasına kazımıştır. Soğuk Savaş’ın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye, NATO’nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı, Boğazlarımıza hâkim olan milli egemenliğimiz, ittifakın başlıca can simidi olmuştur. Ecdat yadigarı Balkanlar’da, mazlum Bosna’nın kanayan yarasına merhem olan, Kosova’nın burçlarına emniyet ve istikrar sancağı diken Türk askeri; Afganistan’da Kabil’in güvenliğinden en çetin eğitim ve danışmanlık faaliyetlerine kadar her alanda en ağır, en çetrefilli sorumlulukları tereddüt etmeksizin üstlenmiştir.
"Türkiye, NATO masasına otururken her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır"
Mavi Vatanımızın güney suru Akdeniz’de terör şebekelerine karşı deniz güvenliğinin sarsılmaz kalkanı olan Türkiye, Libya açıklarında NATO’nun deniz harekatlarını ve ambargo denetimlerini koordine etmiş; Irak’ta kalıcı barış ve huzur adına elini taşın altına koyarak sahada kudretini açıkça göstermiştir. Semalarımızın muhafızı şanlı Türk Hava Kuvvetleri ise, müttefik hava sahasının korunması uğruna Polonya’dan Romanya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava polisliği görevlerine iştirak etmiş; gök kubbede koşullar ne kadar çetin olursa olsun, Türk devletinin mesuliyetten ve fedakarlıktan kaçmayacağını dosta ve düşmana bir kez daha ispat etmiştir.
Şurası iyi bilinmelidir ki; bu sayılanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ittifaka sadece mürekkeple imza değil, serdengeçti bir ruhla omuz verdiğinin apaçık delilidir. Türkiye, NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil; her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır.
"NATO yeni bir dönemin başındadır"
Bu sebeple Ankara’da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye; ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel’de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya-Ukrayna savaşı gündemin merkezine oturmuştur. “NATO 3.0” olarak ifade edilen bu arayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir.
“Türkiye, NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir”
İşte Türkiye, bugün NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir.
Karadeniz’in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse; alayı peşinen kabul etmelidir ki, Montrö ile tahkim edilen Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz, o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında yeni bir caydırıcılık kalkanı örülecekse; kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekât tecrübesi, Türkiye’nin muazzam askerî kudreti ve savunma sanayiindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir. Orta Doğu’nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa; şanlı devletimizin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odağından arta kalan coğrafya, ancak ve ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti; kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlettir"
Allah’ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki; kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında, başkalarının icazetiyle değil kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şirazesi kaymış dünyanın üzerinde asırlara meydan okuyan tarihi bir anıt gibi yükselmektedir. Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayiinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye’nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem, eksik kalmaya ve çökmeye mahkûm olacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti; kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlettir. Bu hassas kavşakta, müttefiklik hukukunun riyakarlıktan arındırılarak samimiyetle işletilmesi, bağlarımızın güçlendirilmesi için kaçınılmaz bir fırsattır.
Türkiye artık Türk ve Türkiye yüzyılının baş mimarıdır!
Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır.
Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye’nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara siyasi ve askeri alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye’nin hava savunma ihtiyacını sürüncemede bırakıp haklı taleplerini oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Adalar Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de şımarık çocukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı yürüttüğü provokasyonların alkışlandığı günler geride kalmıştır. Türkiye artık Türk ve Türkiye yüzyılının baş mimarıdır! Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil; göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır.
“Türk ordumuzun gerçek kudreti; yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla ölçülemez”
Milli iftiharımız KAAN’la, HÜRJET’le, KIZILELMA’yla, AKINCI’yla, AKSUNGUR’la, GÖKBEY’le göklerimizde ay yıldızlı mutlak hakimiyetimizi perçinleyen bir Türkiye mevcuttur. Denizlerimizde MİLGEM projelerimiz, fırkateynlerimiz, milli gururumuz TCG Anadolu, denizaltılarımız ve insansız deniz aracı projelerimiz, Mavi Vatan davamızın şerefine teknolojik bir zırh olmuştur. Karada ALTAY tankımız, taktik tekerlekli ve paletli zırhlı araçlarımız, çok namlulu roket sistemlerimiz ve hassas güdümlü akıllı mühimmat kabiliyetimiz, kahraman Türk ordumuzun kudretini zirveye taşımaktadır. Hava savunma cenahında GÖKBÖRÜ sistemi, HİSAR, SİPER, KORKUT ve SUNGUR’dan oluşan savunma gücümüz; mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktadır. Gözbebeklerimiz ROKETSAN’ın, ASELSAN’ın, HAVELSAN’ın, TUSAŞ’ın Milli Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzladığı bu muazzam milli hamle; Türkiye’nin devasa bir savunma iklimi kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir. Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caydırıcılık araçlarıyla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti; yalnız silahlarımızın menziliyle, füzelerimizin hızıyla, tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez. Gerçek kudretimiz; harp meydanında, hudut boylarında vatan müdafaası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle de doğru orantılıdır.