İtilaf devletlerinin kara harekâtına doğru

20.03.2020 10:00

Boğazın yalnız donanma zoru ile geçilemeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri, geniş çapta bir çıkarma harekâtına karar verdiler. Ancak, kara kuvvetleri Nisan ayı ortalarına kadar çıkarma harekâtına hazır değildiler. Seferi kuvvetlerin önemli bir kısmı daha önce boğaz önüne gelmiş fakat bunlar, gemilere rastgele bindirilmiş askerlerdi.

MÜTTEFİK donanmasının 18 Mart yenilgisini bir türlü içine sindiremeyen Amiral De Robeck, “birleşik filonun yeniden taarruz hazırlıklarında olduğunu ancak, mayın tehlikesine karşı yeni planlamalar yapılmasının gerekli olduğunu” belirten raporunu Londra’ya göndererek kendisinin desteklenmesini istedi. Çanakkale’den gelen raporlar üzerine 19 Mart’ta Londra’da toplanan İngiliz Harp Meclisinde Lord Kitchener, Çanakkale boğazının mutlaka aşılması için Gelibolu yarımadası üzerinde donanmanın yeniden takviyesi ve desteği ile büyük ölçüde bir askerî harekâtın icrasının gerekli olduğunu bildirerek bu yönde bir karar çıkmasını sağladı. Bunun üzerine Amiral De Robeck, Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı Ian Hamilton’un kuvvetleri yardım etmedikçe, donanmanın boğazdan geçişinin mümkün olamayacağını belirterek uygun hava şartlarını beklenmesini teklif etmiştir.

Boğazın yalnız donanma zoru ile geçilemeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri, geniş çapta bir çıkarma harekâtına karar verdiler. Ancak, kara kuvvetleri Nisan ayı ortalarına kadar çıkarma harekâtına hazır değildiler. Seferi kuvvetlerin önemli bir kısmı daha önce boğaz önüne gelmiş fakat bunlar, gemilere rastgele bindirilmiş askerlerdi. Bundan dolayı birliklerin Mısır/İskenderiye limanından toplanıp yeniden düzenlenerek gönderilmesi gerekiyordu. Bu maksatla Tuğgeneral Hunter Weston’ın komuta edeceği 29. İngiliz Tümeni ve 1., 2. Avustralya-Yeni Zelanda tümenleriyle (Anzak Kolordusu) Fransız Sefer Kuvvetinden oluşan kuvvetler 28 Mart’ta İskenderiye’de toplanmıştır. İngiltere’den ve İskenderiye’den gönderilen ve sayıları 75.000 kişiden fazla olan İngiliz dominyonlarından getirilen personelin önce Limni’ye oradan da Gelibolu yarımadası açıklarına taşınması gerekiyordu. Bunlar için büyük çapta 84 nakliye gemisi planlanmıştı. Bu personel ile birlikte 16.000 küsur hayvan, 3104 araba da nakledilenler arasında idi. 10 Nisan’da Mondros’ta toplanan Müttefik Kuvvetler karargâhı, seferin askerî planını hazırlamaya koyulmuştur. Buna göre, Boğazın etrafında bulunan Türk kuvvetlerine karşı üstün bir muharebe gücü oluşturulmalı ve Boğaz kesin bir darbe ile düşürülmeli idi. Çanakkale kara harekâtı öncesinde zafer hayali işte böyle doğuyordu. Tarihin bu amansız harbini gerçekleştiren tarafın planlarına geçmeden önce, kuvvet yapılarına bakıldığında İtilaf Devletleri kuvvetleri; 5 piyade tümeni, 1 piyade tugayı ile yeni gemilerle ikmal edilmiş olan birleşik filonun tamamından oluşuyordu. General Hamilton’un komutası altında bulunan kara kuvvetleri bu harekât için üç gruba ayrılmıştı. Kuzey çıkarma grubu: (Anzak kolordusu) Avustralya tümeni ile Yeni Zelanda tümeninden oluşuyordu. Güney çıkarma grubu: 29. İngiliz tümeni, 1. Kraliyet İngiliz tümeni ve 1. Fransız tümeninden oluşuyordu. Başkomutanlık ihtiyatı ise 29. Hint piyade tugayından oluşuyordu.

Amiral de Robeck’in komutası altında bulunan birleşik deniz kuvvetleri ise altı filodan oluşuyordu. 1 filo, boğazı tutmakla görevli, 5 filo ise çıkarma ve gösteri hareketleri için görevlendirilmişti. Türk savunmasının güney kanadını tespit maksadı ile 1 Fransız tugayı ile Kumkale bölgesine çıkarma yapılacak, Bolayır ve Beşiğe bölgesine de gösteri hareketleri yapılacaktı. İtilaf Devletlerinin planı Gelibolu Müstahkem Mevkiine kısa sürede el atarak, donanmayı savunmasız bir boğazdan geçirme ve İstanbul’a el atma düşüncesine dayanıyordu. Bu kuvvetlerden daha önce plânlandığı gibi İngilizlerin 29. Tümeni Seddülbahir’e çıkarılacak onu sırası ile 1. Fransız Tümeni ile 2. İngiliz Deniz Tümeni takip edecekti. Bu kuvvetler Alçıtepe’yi ele geçireceklerdi. Anzak kolordusu Arıburnu’na çıkarılacak ve her iki kuvvet Kilitbahir platosunda birleşeceklerdi. Asıl taarruz bu bölgeden yapılırken Kumkale-Beşige sahillerine (Asya ciheti) gösteri çıkarması yapma görevi 1. Fransız Tugayına verilmiştir.

SONUÇ

25 Nisan 1915 tarihinden 1916 yılı Ocak başında İtilaf kuvvetlerinin bölgeden çekilişlerine kadar geçen süreçte cereyan eden muharebelerde her iki taraf da büyük kayıplar vermiştir. V. Ordu Komutanlığının savaş sonunda Başkumandanlık Vekâletine sunduğu raporlardan -elde mevcut belgelerden bugüne kadar- derlenen bilgilere göre Türklerin şehit sayısı 57.263 kişi, genel zayiat (şehit, yaralı, hasta, kayıp, esir) toplamı 213.882 kişi olarak tespit edilmiştir. Çanakkale muharebelerinde, İngilizlerin genel zayiatı 205.000 kişi, Fransızlar ise 47.000 kişi olarak vermiştir.Çanakkale zaferi, Türk Milletinin Balkan Harbinde kırılan onurunu tamir ederek millî benliğine kavuşmasını sağlayan bir başarılar manzumesidir. Çanakkale’deki bu çetin mücadele, işgalcilerin hüsrana uğrayıp ümitlerinin kırıldığı, geleceğin büyük askerî dehası Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’in ve daha pek çok kahramanın yıldızının parladığı, Türklerin de onunla birlikte millî kimliklerine kavuştuğu büyük zaferi bünyesinde barındırır. Bu cephe, sonuçları bakımından değerlendirildiğinde sadece Türkleri değil, burada savaşlara katılan diğer milletleri -Alman, İngiliz, Fransız, Rus, Yunan, Japon, Hint, Sudan, Avustralya ve Yeni Zelandalıları- de derinden etkilemiştir. Bu savaşın sonuçları incelendiğinde, askerî ve siyasî boyutları yanında, toplumsal hafıza üzerindeki etkisi, yani sosyal cephesi çok önemlidir. Çanakkale Savaşı, hiç kuşkusuz Türk askerînin ve komuta heyetinin üstün gayretleriyle bir zafere dönüşmüştür. 57.263 Mehmetçik şehit verilerek kazanılan bu zafer, Türk milletinin her ferdinin hafızasında hala canlılığı korumakta, tarih bilincinin oluşumuna ve gelişimine önemli katkı sağlamaktadır.

Askerî açıdan elde edilen sonuçları bakımından değerlendirilecek olursa, Çanakkale’de kara savaşlarında kazanılan zaferlerle Türk ordusunun Balkan Savaşlarında zedelenen, hatta yok olmaya yüz tutan itibarı iade edilmiştir. Bu muharebeler, Mustafa Kemal Paşa gibi bir dâhîyi ortaya çıkarmış, Birinci Dünya Harbinin bitiminden hemen sonra başlayacak Millî Mücadele’nin bu eşsiz önderini Türk Milleti’ne kazandırmıştır. Çanakkale’de kazanılan bu zafer, Türkleri büyük savaşın daha başında saf dışı bırakarak Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan İtilâf Devletleri stratejisini boşa çıkarmış ve savaşın en az iki yıl daha uzamasına sebep olmuştur. Diğer taraftan, Çanakkale Boğazının kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, Almanların Ruslara karşı doğu cephesindeki harekâtını kolaylaştırmış, bir süre sonra ortaya çıkan Bolşevik İhtilali ile Rus Çarlığı yıkılmıştır.

Çanakkale kara savaşlarında, Gelibolu yarımadasının sağladığı avantajları pek değerlendiremeyen Alman askerî erkânına rağmen, III. Kolordu komutanı Esat Paşa başta olmak üzere 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, 27. Alay Komutanı Mehmet Şefik, 57. Alay komutanı Hüseyin Avni, 26. Alay 3. Tabur Komutanı Binbaşı Mahmut Sabri ve bunlar çapında kararlılık abidesi olan ve isimlerini ayrı ayrı yazmaya imkan bulamadığımız komuta heyetinin kararlı tutumları Türklerin bu muharebelerden muzaffer çıkmalarına zemin hazırlamıştır.

Türk Harp Tarihi açısından bu muharebelerde icra edilen taktik ve strateji yanında, komuta kademesindeki kişilerin biyografilerinin de ayrıntılı olarak ele alınıp incelenmesinde fayda mütalaa edilmektedir. Özellikle de bu cephede muharebelere katılan birliklerin ceridelerinin akademisyenler tarafından orijinaliyle birlikte yayımlanması Harp Tarihi çalışmalarına önemli katkı sağlayacaktır. Çanakkale’de devleşen, Türk milletinin istikbal ufuklarında ebedileşen bütün kahramanları rahmet ve minnet duygularıyla her zaman büyük ve görkemli törenlerle saygıyla ansak, İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” ithaf ettiği şiirinde belirttiği üzere, her ne yapsak o kahramanların, şehitlerin hatırasına bir şey yapabildik diyemeyiz. Ruhları şad olsun. BİTTİ