Türkçe Düşün
İstanbul
AÇIK
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Maymunlar Cehennemi-Kujo

Maymunlar Cehennemi-Kujo

YAYINLAMA:

Serinin ilk filmi bin dokuz yüz altmış sekizde çekildi. Farklı bir bilim kurguydu. Yüzyıllar ötesinden dünyaya geri dönen uzay adamları, maymunların dünyaya hâkim olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalmıştı. Maymunlar konuşuyor, iptidai de olsa kendi medeniyetlerini kuruyor ve yaşayan insanlara da zulmediyorlardı.

Film çok beğenildi. 1970, 71, 72 ve 73 yıllarında çekilen devam yapımlar da izleyici karşısına çıktı.

Bitmedi. Seri o kadar beğenilmişti ki farklı konulara dağılsa da ardı arkasına çekilen filmlerden yıllar sonra 2001, 2011, 2014 ve 2017’de yenileri yapıldı.

Son film ise şu sıralar gösterime girmek üzere, belki de girmiştir.

Neyse…

İlk yapımlarda maymunlar doğal “evrim” sebebiyle tekâmül etmiş görünüyordu. Diğer yapımlarda ise maymunların evriminin insanlar sayesinde ve ilaçlar marifetiyle olduğu anlatıldı.

Çok seviyorlardı insanlar maymunları. Hatta kedi ve köpek dostluklarından sonra gelen maymunculuk bütün dünyaya yayılmıştı. Sonunda da insanlar maymunlar tarafından katlediliyordu...

Film işte, senaryo!  

Birileri yazıyor, birileri oynuyor ve bizler de izliyoruz.

KUJO

Çok netameli bir konu “sokak hayvanları”…

Sahipli olanlar bile tehlike saçabiliyor… Diğer taraftan da bizlere emanet olan can taşıyorlar…

Ama başıboş, kontrolsüz hatta cana kıyan; çocuk öldüren, sakat bırakan; yaşlılara saldıran, travmalara sebep olan bu hayvanlarla ilgili bir şeyler de yapmak gerekiyor.

Kabul edelim, sorunun arka planında yine insana dayalı hatalar yığını var. Şahsi ve kurumsal boş vermişlik birçok derdimizin ana sebebi…

Bir tarafta “hayvan sevmiyorsunuz” diye herkese iftira edenler, diğer tarafta da canı yananlar ve başka canlar yanmasın diye problemi çözmek isteyenler var.

***

Seksenli yıllarda “Kujo” adlı filmi izlemiştim. Önceleri sıradan bir köpek olan ve bir aile tarafından beslenen sevimli köpek Kujo nasılda vahşi bir hayvana dönüşmüş, tam bir canavar halini almıştı!

Ölüm saçıyordu Kujo! Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden saldırıyor ve öldürüyordu. Ürkütücü ve gergin sahnelerdi. Stephen King romanından uyarlanan film unutulacak gibi değildi.

Mesele daha o yıllarda işlenmişti… Kırk yıl sonra şimdi de biz yaşıyoruz bu sahneleri.  Hevesle edinilen hayvanlar sokağa terk edilince başımıza gelmeyen kalmadı. Sevgi kelebekleri vahşi canlılara dönüştü.

Çoktan kontrol altına almalıydık bu durumu. İnsanların her şeyi istemesi bir hak değildir. Toplumsal yaşantı ancak kurallar, yaşam hakkına saygı ve ölçülerle sağlıklı bir şekilde devam ettirilebilir. Kural ve yasa tanınamazlık; “bana bir şey yapmıyorlar, bin yaşasın bu yılanlar” demek hak olamaz!

Yaratılanı sevmek, insan hayatına kast edilmesi değildir.

O kadar çok meselemiz varken bu konu bizi hiç yormamalı, meselenin çözüm merkezine insanı koyarak gerekenler yapılmalıdır.

Bir atasözümüzle konuyu bağlayalım; “Köpeğin dayısı olmaz.”  Her an saldırabilir!

***

BATIDAN GEÇME HASTALIKLAR

İnsanın evrensel sorumsuzluğu dünyamızı berbat ediyor. Kana doğmayan insan, dünyanın kaynaklarını sömürürken de azgın ve vahşice davranıyor. Bu sorumsuzluk birlikte yaşadığı hayvanlar için de geçerli.

Esasen batıdan geçme bir hastalık bu! İfrat ve terfide dayalı patolojik bir durum…

Sonunda yoğun bakıma sevk ediyor bu aşırılık bizi. Oysa hayvanları çok seven bir milletin ve medeniyetin varisleriyiz biz. Emanete sahip çıkmayı emreden bir dinin de mensubu...

Gereğini yapıyorduk da… Sonra ne olduysa sevgi perestişe döndü, bir çılgınlık halini aldı. Batının aşırılığı bulaştı bünyemize.

Her bahçeli evin bir köpeği ve kedisi vardı eskiden. Atlarımız kanatlarımız; kuşlar dert ortaklarımızdı. Kedi ve köpeklerimiz ise can dostlarımızdı…

İfrat ve tefrit bu… Aşırılık! Bulaştık bu hastalığa. Acil önlem şart.

***

“Çocuk sahibi olmak istemiyoruz, çünkü kedimiz var” diyen çiftlerle tanışıyoruz artık. Gözlerimiz fal taşı gibi açılıyor, beynimiz tokatlanıyor fakat sayıları da hızla artıyor!

Sosyoloji buna bir isim koymalı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *