Görünüyorum, öyleyse boş ver!

YAYINLAMA:
Görünüyorum, öyleyse boş ver!

“Bir yanda dijitalleşme konuşuluyor, diğer yanda çaresizlik hüküm sürüyor… Siber fiziksel sistemler, yani gerçek dünyadaki nesnelerin ve davranışların bilgisayar ortamındaki simülasyonu yapılırken, vicdan köprüleri yapılamıyor. Yatay ve dikey entegrasyonlarla teknolojik alt yapıda kesintisiz bir iletişim ve akış sağlanıyor, ne var ki aynı akış ve iletişim küresel ahlak ve adalette sağlanamıyor. Nesnelerin internetiyle, cihazların başka cihazlarla iletişimi kurulup hayat kolaylaşıyor, ama insanca yaşam günden güne zorlaşıyor.” Lider Devlet BAHÇELİ

***

Fransız Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” demişti. Tarih de 1637’yi falan gösteriyordu… Rönesans dönemleri işte.

Şöyle bir baktığımız da Rönesans, Reform Hareketleri ve Coğrafi keşiflerin bir birini takip ettiği dönemler…

Hani derler ya bu dönemden sonra “batının yükselmesi engellenemez bir hal aldı.” İşte o vakitler…

Gelin biz buna sadece yükselme demeyelim… Zira Avrupalıların kendisini yeniden tanıması, kıtaların ve zenginliklerin keşfi sadece sanat ve ilim alanında olmadı. Zulmü de beraberinde getirdi… Kölelik, soykırımlar, katliamlar ve azgın sömürü savaşları birer vahşet sahnesi olarak tarihte kapanmayan sayfalar açtı. Bu yükselme değil, düpedüz insani yönden bir alçalmaydı! (esfel-i sâfilîn)

Descartes’in yukarıda bahsettiğimiz sözü ahlaktan mahrum salt egoist bir tanımlamaydı esasında… Gizli öznesi de “Ben”… Yani “Ben düşünüyorum, öyleyse ben varım”

YA DİĞERLERİ

Bu söz, o güne kadar dağınık halde ilerleyen kadim “son dönem Vahşi Batı Medeniyetinin” anahtar cümlesi olarak yerini aldı. “Şüpheci, fakat kendi varlığından asla şüphe etmeyen, insancıl (hümanist) gibi görünen fakat zalim” bir uygarlığın felsefi şifresi olarak yerleşti… 

Evet, batılı vardı… Pagan batılı, vahşi batılı, kan emen batılı vardı, vardı da ya diğerleri?… Ya Ötekiler?... 

Onlar yoktu! Ötekiler sömürülmeli, yok edilmeli ya da köleleştirilmeliydi...

*** 

Oysa “Batı Zulmü” nün zıddı olarak zaten var olan Türk İslam Medeniyetinden yükselen söz ve şifre bambaşka bir anlam içeriyordu… 

“Ben” yoktu bu şifrede, “biz” vardı… Dahası “biz ve ötekiler” birlikte anılıyordu. Ne büyük bir tevazu, ne muhteşem bir insanlık anlayışı…

Türkistan’dan getirmişti bu anlayışı Türkler, Kıraç Ata’dan Yesi’ye oradan da batıya, Anadolu’ya İklim-i Rum’a… Belki’de Türk’ün batıya doğru at sürmesinin bir sebebi de buydu. Batının önüne çekilen Zülkarneyn Seddi belki de Türk’ün kendisiydi… Vahşi bir uygarlığı yani batıyı durdurup hapsetmek!

Evet, “biz” diyorduk ya… Yunus Emre (KSA), "Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan / Halka müderris olsa hakikatte âsîdür" derken, yine aynı gelenekten gelen ve aynı mana ile haykıran Hacı Bektaş da (KSA), “72 millete bir nazarla bak” ikrarıyla aynı yüksek umranın parolasını veriyordu…

Çünkü İslam’da Allah “Rabbul Alemin” dir… Yani bütün Kainatın Rabbi! Bütün insanlığın…

GÖRÜNÜYORUM, ÖYLEYSE…

Şimdilerde dünya yeni bir çağın içinde… İronik de olsa Prof. Dr. Tayfun Atay’ın bu çağı anlatan güzel bir kitabı var… “Görünüyorum, Öyleyse Varım”

“Sosyal Madde” olarak tanımladığımız sanal bir aygıt etrafında tavaf halindeki insanlığın hal-i pür melalini anlatan bu kitaba ismini veren bu söz tıpkı Descart’ın, “Düşünüyorum, Öyleyse Varım” cümlesi gibi bir şifre…

Yeniçağın alamet-i farikası… Onun kadar bencil ve onun kadar ahlaktan mahrum… Çağın insanını da çok iyi anlatan bir anahtar.

İnsanlık yine bir sömürü ve vahşet düzeni içinde sürüklenirken… Olanları görmezden gelen, masum bebeklerin vahşice öldürülmesine “hani nerede? Göremiyorum… Boy aynasında kendimden başkasını görmüyorum” körlüğüne mahkûm eden bir çağ bu çağ…

Onca acı, vahşet, sürgün ve insanlık suçu işlenirken, “saçmalıkların, kuşsütü olmayan sofraların ve çılgınca eğlencelerin” paylaşıldığı Sosyal Medya esasen bir insanlık trajedisi. Acılara, insanlık değerlerine “Aman sen de… Bana ne… Boş ver…” diyerek, meşhur olmanın pençesinde yok olan insanın görüntülü tükenişi…

Duymayan, hissetmeyen ve yalnızlığın girdabında baş döndürücü bir hızla sürüklenen insanın acı macerası… Andy Warhol’un “Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözündeki geçici şehvetin ve hazzın ta kendisi…

 YA BİZİM İDDİAMIZ?...

Bu vahşi çağa karşı hali hazırda bizim bir sözümüz yok… Yesevice, Yunusça, Hacı Bektaşça… Hadi doğrusunu söyleyelim: Türkçe bir sözümüz hala yok. Bindik bir alamete, gediyoruz gıyamete…

Evet, hazır 5 G ile tanışırken bu çağa Türkçe bir mühür vurmak veya bir mukaddime yazmak gerekiyor.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...