Devlet, devlettir!
Eh değişiyorlar tabii… Eskiden böyle değillerdi.
Onlara göre Türkiye Cumhuriyeti son yağan yağmurlarla ortaya çıkmış nevzuhur bir devletti. Gazi Paşa da birden bire ortaya atılıp devlet kurmuştu.
Tarih şuurları yoktu. Zihinleri geçmişe kapalıydı. Bildikleri tek tarih vardı o da “sınıf mücadelelerinin tarihiydi”. Marks öyle diyordu çünkü. Uzun uzun felsefi görüşler türetmişler, mevkuteler, kitaplar ve ansiklopediler yazmışlardı…
Nasıl felsefeyse fikir yoktu bu felsefede, inanç yoktu… Millet, vatan ve bayrak yoktu. Sadece üretim araçları vardı. Ekonomi vardı. Zira bugün olduğu gibi dün de ekonomiyi pek severlerdi(!)
Neyse konuyu dağıtmayalım…
Geçtiğimiz gün Türk Polis Teşkilatı’nın kuruluşunun 181. yılını kutladık. Bizim Halk Fırkası da katıldı kutlamalara… Hatta Umum Reisi Özgür Özel Bey bir mesaj yayınladı. İktidara geldiklerinde -tabii gelirlerse- ilk 100 gün içinde Polise sendika ve grev hakkı vereceklerini, mesai saatlerini düşüreceklerini, Cumartesi ve Pazar günlerini tatil edeceklerini söyledi.
Güldük geçtik tabi…
Bakalım Jandarma Teşkilatımızın 187. Kuruluş Yıldönümü’nde neler söyleyecek Özgür Özel Bey… Jandarmaya hangi vaatleri verecek. Tabii ki bugünden kestirmek zor. Artık kafa nereye vaat oraya.
En çok da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş gününde vereceği vaatleri merak ediyorum: Malum, kökleri Şeyhülislamlık makamıdır. O makam ise 1424 yılında kurulduğuna göre 602 yıllık bir kurumun kuruluş yıldönümünde ne vaatler verilir neler…
Bir de PTT’nin 186. Kuruluş Yıldönümü var… Özgür Bey kürsüye çıkıp “Postacılara Özgürlük”, “Yaşasın Postacı Telgrafçı Kardeşliği” sloganları atar mı dersiniz? Niye olmasın canım! Sosyalist gelenekte slogan atma, duvarlara yazı yazma ve afiş asma diye bir eylem yöntemi var. Yapar mı yapar, hem bize ne oluyor ki!
DEVLETİN DEVAMLILIĞI
Solcu arkadaşlar şaşırmasın diye biz şimdiden Osmanlıdan devraldığımız bazı kurumları hatırlatalım… Belediye Zabıtası 1826 yılında kurulmuştur. Milli Savunma Bakanlığı 1826, Genel Kurmay Başkanlığı 1880, Adalet Bakanlığı 1868, Borçlarını dahi devraldığımız Maliye Bakanlığı ise 1838 yılında… Türk Kara Ordusu M.Ö. 209, TSE 1502, Tapu Kadastro Teşkilatı 1847, Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü 1887, Güzel Sanatlar Fakültesi 1882, Siyasal Bilgiler Fakültesi 1859, İlk Baro 1878, İlk Ticaret Odası 1880, Esnaf Teşkilatımız da13. Yüzyılda kuruldu.
Bu kadar mı, elbette hayır! Devlet kuran kadim bilgimizi nasıl tarihten aldıysak, devlet kurumlarımızı da yine tarihimizden aldık… O sebeple biz Atatürk’ün yaptığı yenileşme hareketlerine “inkılap” diyoruz, siz “devrim”…
Devrilmiş mi yenileşmiş mi bir bakın isterseniz…
***
Evet, ne diyorduk… Devleti ne olduğunu yeni kavramaya başladılar. Hükümet, yönetim şekli, rejim gibi mefhumların neyi ifade ettiğini yeni yeni öğreniyorlar. Cumhuriyet ile Demokrasi arasındaki farkı kavrayamasalar da gelecek için umut veriyorlar.
Ne diyordu sabık Kemal Kılıçdaroğlu: “Bizim gülmeye ihtiyacımız var”… Sağ olsunlar arada bir de güldürüyorlar.
DEVLET BİZİM, DEVLET BİZİZ
Biz Türklerin tek bir devlet anlayışı vardır. Genlerimize işleyen bu anlayış, aynı zamanda da bir inanıştır da. Biz “devleti Allah’tan biliriz”. Allah, Devlet Güneşi’ni Biz Türklerin burçlarına doğurmuştur. Allah kut verdiği için, Allah istediği için devletimiz kurulmuştur. Eski inanç sitemimiz “töre”de de böyledir, İslam dini çatısı altında da…
Tarihte bugüne kadar iki Türk Devleti kurulmuştur. Biri Doğu Türk Devleti, diğeri de Batı Türk Devletidir. Doğu Türk Devleti Göktürkler, Uygurlar ve Timurlular olarak devam etmiş, günümüzde Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan vb. Türk Devletleri olarak varlıklarını sürdürmektedir. Batı Türk Devleti de Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti olarak devamlılığını sürdürmektedir, sonsuza kadar da süreceklerdir.
***
O sebeple yabancılaşmaya, yabancı kollarda çözüm aramaya gerek yoktur. Ne varsa Devlet’te vardır! Telaşa lüzum yoktur. Devlet “Alâ külli hâl” gereğini yapmıştır. Yapacaktır.