Demokrasi ambalajlı açlık operasyonu!
Türkiye’ye uçakla 12 saat mesafede olan, dünyanın en büyük petrol rezervlerine (300 milyar varil) sahip bir ülkeyi nasıl dize getirirsiniz?
Eğer o ülkenin adı Venezuela ise, cevabınız sadece petrol vanalarını kapatmak değildir.
Tarih bize bir kez daha gösterdi ki, bir toplumu teslim almanın en kestirme yolu, mutfaktaki tencereyi boş bırakmaktır. Bugün Venezuela, sadece “enerji savaşlarının” değil, gıdanın bir kitle imha silahı olarak kullanıldığı “modern kuşatma stratejisinin” en ağır laboratuvarı haline gelmiş durumda.
ABD’nin Venezuela stratejisine baktığımızda, tarımın bir “insani mesele” değil, doğrudan bir askeri kuşatma aracı gibi kurgulandığını görüyoruz. Strateji oldukça basit ama bir o kadar da acımasız: Ülkeyi kendi kendine yetemez hale getir, girdi kanallarını yaptırımlarla tıka ve halkı “açlık ile isyan” arasında bir tercihe zorla.
Uluslararası ilişkilerde “stratejik kaynak” denilince akla ilk gelen her zaman petrol ve doğal gaz olur. Ancak Venezuela-ABD geriliminin perde arkasına baktığımızda, yerin binlerce metre altındaki siyah altından daha etkili, daha sessiz ve çok daha yıkıcı bir silahın kullanıldığını görüyoruz: Gıda…
Bugün Venezuela, sadece dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu için değil; aynı zamanda bu zenginliğin ortasında halkını nasıl besleyeceği üzerinden de bir kuşatma altındaydı. ABD’nin Venezuela stratejisi, artık sadece bir rejim değişikliği arzusu değil, tarım ve gıda üzerinden şekillendirilen devasa bir “jeopolitik terbiye etme” operasyonuna dönüşmüş durumda.
Venezuela, on yıllardır süregelen petrol odaklı ekonomik yapısı (Hollanda hastalığı) nedeniyle gıdasının yüzde 70’ini ithal eden bir ülkeydi. Bu bağımlılık, Washington için mükemmel bir “zayıf karın” yarattı. ABD yaptırımları sadece petrol satışını engellemekle kalmadı; asıl darbeyi üretim çarklarına vurdu.
Veriler dehşet verici: Yaptırımların yoğunlaştığı dönemde mısır üretimi yüzde 72, pirinç yüzde 65, şeker kamışı yüzde 64, kahve yüzde 50 ve sığır eti yüzde 51 oranında düştü.Bu düşüşün sebebi tarlaların bombalanması değildi; traktörlerin yedek parçasız kalması, gübrenin bankacılık engelleri nedeniyle satın alınamaması ve mazot kıtlığıydı. Yani ABD, Venezuela tarımını bir gecede “teknolojik olarak felç ederek” Orta Çağ yöntemlerine mahkûm etti.
Maduro yönetiminin bu kuşatmaya karşı geliştirdiği en önemli savunma hattı olan CLAP (Yerel Tedarik ve Üretim Komiteleri) sistemi, bugün dünya siyasetinde bir gıda paketinden çok daha fazlasını ifade ediyordu. ABD için bu sistem, halkın hükümete olan bağımlılığını sürdüren ve “aç kalan halk isyan eder” teorisini çürüten bir engel olarak görüldü.
Hatırlarsınız, iş insanı Alex Saab’ın film senaryolarını aratmayan tutuklanma süreci tam da bu noktada kilitleniyor. ABD’ye göre Saab bir “kara para aklayıcı”, Venezuela’ya göre ise yaptırımları delerek halka gıda taşıyan bir “kahraman”. Bu bile, gıdanın nasıl bir istihbarat ve diplomasi savaşı nesnesi haline geldiğinin en somut kanıtı.
Peki, ABD sadece siyasi baskı mı kurmak istiyor? Hayır. Meselenin bir de “yarınki pazar” boyutu var. Venezuela’nın 7 milyon hektardan fazla verimli arazisi şu an bakir durumda. Olası bir yönetim değişikliğinde bu arazilerin Cargill veya Monsanto gibi küresel tarım devleri için nasıl bir iştah kabarttığını tahmin etmekçokta zor değil. Hedef; Venezuela’nın “gıda egemenliğini” tamamen yok ederek, ülkeyi sonsuza dek ABD menşeli tarım ürünlerine muhtaç bir pazar haline getirmek.
Venezuela örneği bize gösteriyor ki; bir ülkeyi teslim almak için ordularınızı göndermenize gerek kalmayabilir.Tohumu, gübreyi ve yedek parçayı kestiğinizde, en güçlü ordulardan daha etkili bir yıkım yaratabiliyorsunuz.
Venezuela’nın bugün Türkiye, Rusya ve Çin gibi aktörlerle kurduğu tarımsal iş birlikleri, sadece ekonomik bir tercih değil, bir beka mücadelesiydi. Çünkü petrol sizi zengin edebilir, ancak sadece tarım sizi özgür kılar.
İşte tam bu noktada, Türkiye ile Venezuela arasındaki stratejik yakınlaşma, basit bir ticari anlaşmanın çok ötesine geçiyor. Venezuela’da Türk yatırımcılar için ayrılan 400 bin hektarlık“Turkish Land” arazisi, bu küresel kuşatmaya karşı atılmış bir “gıda savunması” adımıydı. Bu proje, kâğıt üzerinde bir toprak kiralama işi gibi görünse de aslında bir “Gıda Güvenliği Koridoru” idi.
Peki şimdi sırada hangi ülke var? Genel cevap Rusya ve Çin’le ilişkileri olan ülkeler… Venezuela şimdilik tamam gibi. Küba,Nikaragua, Kolombiya, İran. Kim bilir belki de Türkiye…
Gelelim ABD’ye: ABD için demokrasinin bir anlamı yoktur. Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet varsa ve ABD ile iş birliği yapıyorsa ne ala! Eğer iş birliğini reddediyorsa demokratikmiş değilmiş umurunda olmaz.
Bugün ABD çok rahat olsun. Demokrasi getireceği ülkeler için istediği gibi bilgiler, istenilen ölçüde bu halklara gidiyor. Halk önüne konulan yemeği yiyor, bir nevi transa geçiyor. Günün büyük bölümünde ABD’den kendisi için seçilen beyin uyuşturma programlarıyla oyalanıp yatağına gidiyor.
Son söz: Bugün Caracas sokaklarında boş kalan raflar, aslında küresel güç mücadelesinin tabağımıza kadar giren en keskin yansımasıdır.
Uluslararası camia ve ABD müsterih olsunlar, bugün Venezuela halkı derin bir uykudadır. Bırakın direnmeyi, başkanları Maduro’nun yakalanıp Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçırılmasını kutluyorlar.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri beni almaya gelse, Yozgatlılar daha fazla direnirdi.
Kalın sağlıcakla…