Dikkatsizlik, tedbirsizlik ve görev ihmalleri
Kahramanmaraş’taki kanlı okul baskınını dikkatsizlik, tedbirsizlik ve görevi ihmal izleri barındıran birçok yönü var.
14 yaşındaki katil böyle bir saldırı düzenleyebileceğinin emarelerini çok önceden vermiş.
Sınıf ortamında kendisine delici materyalle zarar vermesi, histerik duygu hallerine kapılarak garip garip hareketler sergilemesi okuldaki yetkililer tarafından üstüne gidilmesi gereken mühim belirtilerdi.
Bu çocuğun büyük bir olay çıkarabilme potansiyeli aslında öğretmenlerinin de dikkatini çekmiş olacak ki bir öğretmen onunla özel olarak ilgilenmeyi ve çantasını aramadan okula sokmamayı kendisine vazife edinmiş.
Fakat tedbirler böyle bireysel seviyede kalınca ve ismi zikredilen hocanın görev yeri değişince katilin üzerindeki kısmi denetim de kendiliğinden kalkmış.
Olayın bir ihmaller zinciri haline gelmesinde çocuğun babasının emniyet müdürü olması önemli bir detay.
Bu sorumsuz babanın psikolojisi yerinde olmayan 14 yaşındaki çocuğuna silah eğitimi vermesi, cephaneliği çevirdiği evinde silahları kolayca açılabilir bir sandığın içinde muhafaza etmesi resmen böyle bir hadiseye davetiye çıkarmış.
Katilin çevresine yansıyan tuhaf hareketlerinin, saldırganlık emaresi veren davranışlarının babasının mesleki statüsünden dolayı tolere edildiği de görülüyor.
Okuldaki öğretmenler “başımıza iş alırız” çekincesiyle çocuğun üstüne çok gitmiyor.
Poligondaki görevliler atış yapmak için yaşı yetmeyen katile babasının konumundan dolayı göz yumuyor.
Çocuk bedenini jiletleyip hastaneye kaldırıldığında “siciline işlemesin diye” olay kayıtlara geçirilmiyor.
Demek oluyor ki herkes görevini doğru düzgün yerine getirse olay bu şekilde cereyan etmeyecek ve 8 öğrenciyle Ayla öğretmen hala aramızda olacaktı.
Bu olaydan bir gün önceki Şanlıurfa okul saldırısında da Kahramanmaraş’taki tablonun bir benzeri yaşanabilirdi. Çünkü orada da ihmaller zinciri vardı.
Okulun eski öğrencisi olan saldırgan, günler öncesinden sosyal medya üzerinden tehdit mesajları yayınlayarak olaya hazırlandığının sinyallerini vermişti.
Sonra da çantasındaki pompalı tüfekle hiçbir engelle karşılaşmadan okulun içine girerek rastgele ateş etmek suretiyle öğrencileri ve öğretmenleri yaralamıştı.
Birileri vazifelerini yerine getiremiyor diye başkalarının hayatının kararması toplumsal birliğimizi zedeleyen bir durumdur.
Ve maalesef bu tür hadiselerin Türkiye’nin gündeminde fazlaca yer etmeye başladığı görülmektedir.
Yeniden gündeme gelen Gülistan Doku hadisesinin üstündeki sır perdesi aralanınca yine makam ve mevkii maharetiyle örtülmeye çalışılan bir cinayetin izleri belirmektedir.
Bu nevi hadiselere karşı devletimizin sert yüzünü göstermesi lazım.
Nitekim Adalet Bakanı Akın Gürlek “Sadece Gülistan Doku dosyası değil, Rabia Naz ve Rojin Kabaiş dosyaları da inceleniyor” diyerek karanlıkta kalmış olayların yeniden değerlendirilmeye alındığını belirtti.
Türkiye’de herkesin Mustafa Kemal Atatürk’ün "Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır" sözünü kamusal hayatın parolası haline getirmesi lazım.
Çünkü çağımızın millet düzeni, toplumun her bir ferdinin kabiliyetleri ve melekeleri ölçüsünde sosyal yaşamın bir boşluğunu doldurduğu işbölümü ve güven ilişkisine dayanmaktadır.
Bir aile evladıyla kâfi derecede alakadar olmadığında, bir doktor sağlık raporunu ilmi kıstaslara uygun şekilde vermediğinde, bir memur vazifesini yerine getirmeyip yasaların dışına çıktığında bunun ceremesini ödemek ne yazık ki suçu günahı olmayan insanlara düşüyor. Bu da milli birliğimizi zayıflatıyor.