Tarım sessiz bir dönüşümün eşiğinde

YAYINLAMA:
Tarım sessiz bir dönüşümün eşiğinde

Küresel piyasaların kalbinin attığı ABD’den çok kritik veriler geldi. Tarım dışı istihdam rakamları beklentilerin altında kaldı. 

İlk bakışta Wall Street’teki finansal piyasalarda alım-satım işlemleri yaparak kazanç elde etmeyi hedefleyen kişileri (trader), merkez bankacılarını ve fon yöneticilerini ilgilendiriyor gibi görünebilir. Oysa işin gerçeği şu: ABD’de açıklanan bir istihdam verisi, Türkiye’deki çiftçinin gübre maliyetine kadar uzanan bir etki zinciri yaratıyor.

Küresel ekonominin yönünü belirleyen göstergeler arasında yer alan ABD tarım dışı istihdam verisi, ilk bakışta sanayi ve finans merkezli bir parametre gibi algılansa da zincirin en kırılgan halkası olan tarımı doğrudan etkiliyor. Sermaye hareketleri, emtia fiyatları, faiz politikaları ve döviz dengeleri üzerinden bu veri, tarladaki üreticinin maliyet hesabına kadar uzanan görünmez bir etki alanı oluşturuyor.

Tam da bu noktada, bizim hatırlamamız gereken: “Tarım artık sadece toprak ve iklim meselesi değil; veri, öngörü ve kurumsal kapasite meselesidir.”

Türkiye tarımının temel sorunları klasik “üretim azaldı-maliyet arttı” ikileminden çıkararak daha derin bir çerçeveye oturuyor. 

Aslında temel mesele; Öngörülebilirlik eksikliği, veri temelli planlamanın yeterince kurumsallaşamaması ve politika-uygulama arasındaki zaman farkı.

Bu tespitlere baktığımızda, aslında son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın attığı adımların ne kadar kritik olduğunu da açıklıyor. Dijital tarım uygulamaları, üretim kayıt sistemleri, sözleşmeli üretim modelleri ve iklim uyumlu politikalar; ülkemiz tarımının yıllardır işaret ettiği ihtiyaç alanlarıyla örtüşüyor.

Özellikle ülkemizde tarım, sonuçları bir gecede alınan bir sektör değil. Bugün atılan bir tohumun hem biyolojik hem ekonomik karşılığı yıllar sonra ortaya çıkıyor. Sayın İbrahim Yumaklı’nın sıkça vurguladığı “sürdürülebilirlik” ve “gıda arz güvenliği” kavramları, bu uzun vadeli bakışın bir yansıması.

Bizler yıllarca kamunun rolünü yanlış mı anladık yoksa yanlış mı yorumladık? Oysaki kamu rolünü “müdahale eden” değil, yönlendiren ve dengeleyici bir aktör olarak tanımlaması gerekirdi. Bu yaklaşım, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın son dönemde benimsediği politika diliyle örtüşüyor. Amaç; “piyasayı baskılamak değil, belirsizliği azaltmak.”

ABD’de açıklanacak bir istihdam verisinin, Türkiye’deki buğday üreticisini ilgilendirmesi ilk bakışta uzak bir ilişki gibi görünebilir. Oysa küresel finansal dalgalanmalar tarımda girdi fiyatları üzerinden doğrudan etki yaratıyor. Gübre, yem, enerji ve kredi maliyetleri bu zincirin ilk halkası.

Burada çözüm, kısa vadeli reflekslerden ziyade yapısal dayanıklılık oluşturmak. Bakanlığın yerli üretimi, verimliliği ve kayıtlılığı artırmaya yönelik politikaları; tam da bu nedenle stratejik önem taşıyor.

Türkiye tarımının sorunu “yönsüzlük” değil, geçiş sancısıdır. İçinde yaşadığımız dönemde; gelenekten veriye, sezgiden planlamaya, kısa vadeden uzun vadeye doğru bir dönüşüm yaşanıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu süreçteki rolü; eleştirinin değil, istikrarın ve sürekliliğin merkezinde değerlendirilmelidir. Çünkü tarımda atılan her doğru adım, sadece bugünün çiftçisini değil, yarının gıda güvenliğini de korur.

Ve belki de en önemlisi: Tarımda sessiz ilerleyen reformlar, gürültülü tartışmalardan çok daha kalıcıdır.

Diğer yandan Türkiye tarımı için asıl kritik soru şu:

Küresel dalgalanmalara karşı Türkiye tarımı ne kadar hazırlıklı?

Son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın attığı adımlar bu soruya net bir istikamet gösteriyor. Kayıtlı üretimin artırılması, dijital tarım uygulamaları, sözleşmeli üretim modelleri ve gıda arz güvenliği vurgusu; artık tarımın “günü kurtaran” değil, belirsizlikleri yöneten bir sektör olarak ele alındığını gösteriyor.

Sayın İbrahim Yumaklı’nın sıkça altını çizdiği sürdürülebilirlik kavramı da tam burada anlam kazanıyor. Çünkü küresel piyasalarda her veri bir dalga yaratırken, tarımda esas mesele bu dalgalara karşı dayanıklılık inşa edebilmek.

Bugün ABD’de açıklanan bir istihdam verisi, yarın Türkiye’de bir üretim kararını etkileyebiliyorsa; artık tarım politikalarının yalnızca yağışa, rekolteye ya da fiyat açıklamalarına odaklanması yeterli değil. Tarım; veriyle, öngörüyle, küresel finansal okuryazarlıkla birlikte düşünülmek zorunda.

Bakanlığın son dönemdeki yaklaşımı, bu gerçeğin farkında olunduğunu gösteriyor. Ama bu sürecin başarıya ulaşması için sadece Tarım Bakanlığının değil, Hazine ve Maliye Bakanlığının, Ticaret Bakanlığının, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının, STK, üniversite, birlikler çiftçiden sanayiciye kadar tüm zincirin aynı dili konuşması gerekiyor.

Son söz: Dünya artık şunu açıkça söylüyor: Küresel piyasalarda rakamlar konuşur, tarımda ise geciken her kararın bedeli ağır olur. Tarlayı Wall Street’ten bağımsız sananlar yanılır; Wall Street’i tarladan kopuk yönetenler de…

Geleceğin tarımı, toprağı kadar zamanı ve veriyi doğru okuyanların elinde şekillenecek. Ve bu dersi geç öğrenenler, faturayı her zaman daha pahalı ödeyecek.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...