MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu.
Bizim anlayışımızda çalışmanın sınırı, başarının limiti yoktur. Kaderin rotası gayret edenin damla damla akan teriyle çizilmektedir. Nitekim kader gayrete meftundur. Kur-an’ı Kerim’in Necm Suresi 39’uncu ayetinde buyurulduğu gibi, insan için yalnızca çalışmasının, gayretinin, halis niyetlerinin karşılığı olacaktır. Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde ulaşılacak büyük hedeflerimiz, hayalleri gerçeğe dönüştürecek kutlu heves ve heyecanlarımız vardır. Peki bunu nasıl yapacağız? Hangi vasıtaları kullanacağız?
‘Milletimizin irade namusunu kendi namusumuz bileceğiz’
İlk olarak, milletimizin irade namusunu kendi namusumuz bileceğiz. Demokrasiden sapma ve savrulma göstermeyeceğiz. İkinci olarak, çağın gereklerini, zamanın ruhunu, değişim dinamiklerinin istikamet ve iç yüzünü Türk milliyetçiliğinin perspektifiyle, dünyanın genelini de Türkçe’nin imkanlarıyla okuyacağız, Türkçe’nin zenginliğiyle kavrayacağız. Milli ve manevi değer hükümlerimizi varoluş onurumuzun zırhı, birliğimizin, dirliğimizin ve kardeşliğimizin bedeli hiçbir şekilde ödenemeyecek ziyneti olarak değerlendireceğiz. Üçüncü olarak, kökümüzde kopmadan, milli kimliğimizden ayrılmadan, kaynağımızdan ve ülkülerimizin aydınlığından savrulmadan güç birliği ve inanç birliği halinde, saflarımızı sımsıkı tutarak devamlı ilerleyeceğiz, hasılı kelam Kızılelmanın şafağında hep birlikte buluşacağız.
Lider Bahçeli konuşmasına şöyle devam etti:
Vakti geldiğinde, güneşi doğduğu yerden karşılayacağız.
Vakti geldiğinde, Türk milletinin yazılmamış destanını şakır şakır okuyacağız.
Vakti geldiğinde, süper güç Türkiye’nin kale duvarlarından Türk-Cihan Hakimiyeti Mefkuresini haykıracağız.
Merhum fikir insanı ve büyük şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’im “Bizim Şarkımız” isimli şiirinde dediği üzere;
Kırılır da bir gün tüm dişliler,
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim,
Gökten bir el yaşlı gözleri siler,
Şenlenir evimiz barkımız bizim.
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,
Sapan taşlarının yanında füze,
Başka alemlerle farkımız bizim.
Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman,
Görürler nasılmış neymiş kahraman,
Yer ve gök su vermem dediği zaman,
Her tarlayı sular arkımız bizim.
'Biz çıkarlarımızın değil ülkülerimizin peşindeyiz'
Biliyor ve kabul ediyoruz ki,
Zafer dediğimiz beşeri ve dünyevi lütuf ancak ve ancak sabreden, akleden, mücadele eden, iman eden; kim var diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan ben varım diyebilen yüksek seciyeli dava ve gönül insanlarının harcıdır, onlara layıktır. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı işte bu harcın ve liyakatin burcudur.
Özellikle söylemek istiyorum ki,
Biz çıkarlarımızın değil ülkülerimizin peşindeyiz. Biz ikbalimizin değil istikbalimizin derdindeyiz. Biz yalanın değil hakikatin izindeyiz. Halkın yanındayız, hakkın yanındayız, hakkaniyetin yanındayız, helalin safındayız.
Tıpkı bir bayrak gibi haramın karşındayız, hıyanetin karşısındayız, hainlerin karşısındayız, habis emellerin karşı cephesindeyiz.
'milletimizin hizmetkârıyız'
Biz kula kulluğu reddeden inanmış bir vicdana sahibiz. Eğilmez başımızla, teslim olmaz mizacımızla milletimizin hizmetkârıyız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaseti Türk tarihinin zamanlar üstü mesajıdır, Türk kültürünün çağları aşan seslenişidir, Türk milletinin gıpta edilen muazzez varlık ve vakarıyla da mündemiçtir.
Siyaseti hizmet yarışı yerine hezimet rekabetine, zillet parkuruna dönüştürenler bizi anlayamaz, anlasalar bile anlatmaya takatleri yetemez. Yalanı, fitneyi, dedikoduyu ve iftirayı siyaset zennedenler siyaseti rant ve çıkar devşirme fırsatı gören üç kağıtçılardır. Bizim anlayışımıza göre siyaset bir meziyet, bir mecburiyet, bir meşruiyet, bir meftuniyet, bir mensubiyet olmasının yanı sıra, insana hizmetin, milli iradeye faziletle, fiiliyatla, fikriyatla hassasiyet ve hürmet göstermenin cümlesidir. Bu cümleden mahrum olanların siyasetleri kötüdür, kötürümdür, köhnedir.
Lider Bahçeli konuşmasına şöyle devam etti:
8 Haziran 2021 tarihli grup konuşmamda siyaseti rivayet edilen tarihi bir misalle anlatmaya ve anlamlandırmaya gayret etmiştim.
Şöyle ki: Muhyiddin İbn-i Arabi, bir gün İskenderiye Limanı’nda gemiden un boşaltan hamalları seyrediyormuş.
Bu esnada hamalbaşı yüksekçe bir yere çıkıp diğer hamallara sürekli talimatlar vererek özellikle şöyle sesleniyormuş:
“Çuvalı siyasetle tutun, çuvalı siyasetle taşıyın, çuvalı siyasetle indirin.”
İbn-i Arabi, hamalbaşına yaklaşıp “çuvalı siyasetle indirmenin” ne manaya geldiğini sormuş.
Hamalbaşının cevabı ise aynen şu olmuş:
“Siyasetle indirmek, çuvalı patlamamaktadır.
Çuval patladıktan sonra şikâyetin, dövünmenin, dertlenmenin bir faydası yoktur.”
Çuvalı patlatmaya, çuvalın patlamasına ne niyetimiz ne de böylesi bir düşüncemiz vardır.
Dimyata pirince giden evdeki bulguru da hesaba katmalıdır. İşte bu siyasetin görevidir.
Söylenenin aksine su testisi suyolunda kırılmadan adresine ulaşabilmelidir. Siyaset bunun için vardır.
Mayası tutmamış, ne var ki ısrarla modaymış gibi gösterilen düşünceler önümüzdeki kör noktalardır. Siyaset bunu öngörmekle mükelleftir.
20’inci yüzyıla ismini yazdıran meşhur bir düşünür demişti ki;
“Hepimiz aynı şeylerden konuşuyoruz, ancak konuştuğumuz şeyin ne olduğu konusunda hala anlaşabilmiş değiliz.”
‘hak edene fırlatılacak taşlar cebimizdedir’
Siyaset vaki bu akıl tutulmasının sebep olduğu kör düğümleri çözmekle yükümlüdür. Siyaseti sanal korkulara tahvil etmek isteyen pişkin zihniyetler, pireyi deve yapan palavracılar, bir kaşık suda fırtına koparan pervasızlar akıllarından çıkarmasınlar ki, hak edene fırlatılacak taşlar cebimizdedir, hesapsız uçanlar, istismar dallarına yüzsüzce konanlar bedel ödemeyi muhakkak surette göze almalıdırlar.
dedi.