Türkgün | Videolar | Gündem | MHP Lideri Devlet Bahçeli'den Mutabakat Zaptı açıklaması: Harfiyen uygulanmalı, Hürmüz kesintisiz açılmalıdır

MHP Lideri Devlet Bahçeli'den Mutabakat Zaptı açıklaması: Harfiyen uygulanmalı, Hürmüz kesintisiz açılmalıdır

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Lübnan’da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalı, mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır." dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Lübnan’da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalı, mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır." dedi.

KAYNAK: Haber Merkezi

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında iç ve dış politikalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Lübnan’da ateşkesin kalıcı ve ülke genelini kapsaması gerektiğini belirten MHP Lideri Bahçeli, mutabakat zaptının harfiyen uygulanmasını ve Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin kesintisiz sürdürülmesini vurguladı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir.

Bugün hala Bizans’ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hala Megali İdea’nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hala Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır.

Bunların zihninde İstanbul’un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği inkara mahkûm edilmiş bir hakikat; Adalar Denizi, Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir.

Mavi Vatan’ı “saldırganlık”, Türkiye-Libya mutabakatını “hukuksuzluk”, Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini “ayrılıkçılık” gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hala diri tutmaktadır.

Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir ne de Türk milleti kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynettedir.

Kıbrıs davasının kökleri derindedir.

1950’lerden itibaren Enosis hayali Ada’nın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü’nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir.

1960 ortaklık devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hale getirilmiştir.

Akritas Planı’yla Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963’ün Kanlı Noel karanlığı Ada’da Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur.

Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır.

Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır.

1974’e gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, “Ayşe tatile çıkmıştır.”

Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış; Kıbrıs Barış Harekatı’yla Ada’da yalnız Türk’ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur.

Bugün hala bu tarihi yok sayarak Türkiye’ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar, hakikatin üstünü örtemezler.

Kıbrıs’ta Enosis hayalini “self determinasyon” kılıfında pazarlayanlar, terör örgütü EOKA’yı bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı’nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü’nün 1963’ten 1974’e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler.

Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü’nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara, Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin.

Kıbrıs’ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir.

Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963’ün karanlık gecelerini, 1974’te Romalıların deyimiyle “Rubikon’un nasıl geçildiğini” tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Türkiye’nin hukuk temelinde tartışmaya açık olmayan etkin ve fiili garantörlüğünü tartışmaya açmaya çalışanlar; bu topraklardaki varoluş kavgalarımızı ya unutmuş ya da unutturmak istemektedir.

Biz unutmadık, size de unutturmayacağız.

Kıbrıs Türkü’nü Avrupa Birliği’nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik, terk etmeyeceğiz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, milli güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz parçasıdır.

Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir.

Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir.

Adalar Denizi; egemenlik, güvenlik ve milli haysiyet sahasıdır.

Doğu Akdeniz; Anadolu’nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü’nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü, deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır.

Mavi Vatan; denizlerdeki Misak-ı Milli şuurudur.

Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur.

Onlar Türk’ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır.

Her defasında yanılmışlardır.

Bugün de yanılmaktadırlar.

G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve ABD-İran mutabakatı da bu büyük tabloyu tamamlamaktadır.

ABD ile İran arasında varılan 14 maddelik mutabakat; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran’ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dahil cephelerde askeri operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır.

Ancak ABD Kongresi’nde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki, ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve hesaplı bir zemini vardır.

Uluslararası dünyanın tüm bu keşmekeşine rağmen ABD ile İran arasında müzakere kapısının açık tutulması ve İsviçre’nin ev sahipliğinde mutabakat görüşmelerine başlanmasını; Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin, deniz ablukasının kaldırılmasının ve Lübnan sahasında ateşin durdurulmasının konuşulmasını dikkatle izliyor, insanlığın huzuru adına olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Ne var ki asıl mesele, masada verilen sözlerin sahada karşılık bulmasıdır.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının mutabakat sürecini gölgelediği, İran tarafının bu saldırıların devamı hâlinde müzakerelerin durabileceği yönünde açık uyarıda bulunduğu görülmüştür.

Lübnan’da işgal altında olmayan bölgelerdeki saldırıların İsrail tarafından durdurulmasına yönelik gelişmelere elbette değer veriyoruz. 

Ancak bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist tezvirat merkezinin bir günde barış meleğine dönüşmeyeceği de unutulmamalıdır.

Bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyoruz.

"mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı"

Lübnan’da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalı, mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır.

Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e uzanan, Lübnan’da başlayıp ABD’den yankılanan her sarsıntının milli güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz.

2015’te İran nükleer anlaşmasını imzalayanlar, 2018’de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi.

Dün yaptırım diyenler bugün yaptırımların kaldırılmasını konuşmaktadır.

Dün deniz ablukası diyenler bugün Hürmüz’de güvenli geçişi tartışmaktadır.

Dün İran’ı mutlak tehdit olarak kodlayanlar bugün 60 günlük nihai anlaşma takvimi ilan etmektedir.

Dün kara dediklerine bugün ak diyenlerin, dün yerin dibine batırdıklarını bugün el üstünde tutanların, dün pusu kurduklarına bugün kucak açanların terazisiyle pazara gitmeyecek, onların defteriyle hesabımızı görmeyeceğiz.

Biz dünyaya Ankara’dan bakar; dünyayı Türkçe okur, yarınımızı dünün ışığında Türk’çe tayin ederiz. 

Ukrayna savaşında İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapan, Karadeniz’de dengeleri gözeten, Montrö rejiminin hassasiyetini koruyan, Ukrayna’nın savunma kapasitesine katkı sunarken bölgesel savaşın yayılmaması için diplomatik kanalları açık tutan Türkiye’dir.

Suriye’de sınır güvenliğini sağlamak, terör koridorunu parçalamak, milyonlarca sığınmacının geri dönüşünü mümkün kılacak zemini oluşturmak için sahada bedel ödeyen Türkiye’dir.

Turan Koridorundan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye’dir.

Doğu Akdeniz’de enerji denklemlerinin dışında bırakılmak istenen, fakat sahada ve masada varlığını kabul ettiren Türkiye’dir.

Son sözü söylemeden ne Adalar Denizi’nde ne de Doğu Akdeniz’de kalem oynatılamayan ülke Türkiye’dir.

Bütün bunları görmeden Türkiye’ye rapor yazanlar, haritaya bakıyor ama bizi göremiyorlar. Bizi tanımıyorlar, sonraki adımımızı kestiremiyorlar, ufkumuzu kavrayamıyorlar. 

Avrupa’nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu gün gibi ortadadır.

Türkiye Cumhuriyeti devletine, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara’dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır.
Brüksel istediği kadar kalem oynatsın; Ankara’dan duyulan sadece izansızlığın yankısıdır.

"Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir"

Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir.

Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir.

Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yürümeye devam edecektir.

Rüzgarımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir:

Gök kubbenin altında, ebedi Türk yurdu Anadolu’da, Kıbrıs Türkü’nün haklı davasında ve Mavi Vatan’ın her damlasında ilelebet var olacağız."

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...