Türkgün | Videolar | Gündem | MHP Lideri Devlet Bahçeli'den sert tepki: Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez

MHP Lideri Devlet Bahçeli'den sert tepki: Avrupa Türkiye'ye istikamet çizemez

MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Avrupa'ya sert sözlerle tepki gösterdi. Lider Bahçeli, “Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır." dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Avrupa'ya sert sözlerle tepki gösterdi. Lider Bahçeli, “Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır." dedi.

KAYNAK: Haber Merkezi

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'ndan iç ve dış gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Lider Bahçeli, “Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş; fakat hala Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar. Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır.” dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Dış politikada bazen bir zirve fotoğrafı, sayfalar dolusu rapordan daha fazla şey anlatır.

Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi, bazen gelişigüzel söylenmiş gibi kılıfına uydurulan bir cümle, yıllardır saklanan, sessizliğini koruyan ve sırasını bekleyen güç tahakkümünü; bazen bir parlamento raporu, ateş bacayı sarınca hatırlanan dostluk cümlelerinin arkasına gizlenmiş, yılların kiniyle bıçak gibi bilenmiş eski husumetleri gözler önüne serer, niyetleri ele verir.
Son günlerde yaşananları bu zaviyeden görmek lazımdır.

Fransa’da G7 liderleri bir araya gelmiştir.

Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır: Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna savaşının Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergahı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır.

Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne, ABD Başkanı Trump’ın çalışma toplantısına girerken söylediği “patron benim” sözü damga vurmuştur.

Bu söz, gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil; G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır.

Bu söz, “ortak değerler” perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.

Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir.

Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Vaşington’un gölgesinden çıkaramamıştır.

NATO Genel Sekreteri’nin açıklamaları ortadadır.

Aynı Avrupa, ABD’nin Avrupa’daki askeri katkılarını azaltacağını açıkladığı bir dönemde kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir.

Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye’ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta; rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı mahfillerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir. 

Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş; fakat hala Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir.

Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır.

Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar.

"Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır"

Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır.

Atalarımız boşuna “El atına binen tez iner” dememiştir.

Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır.

Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye’ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır?

Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler?

Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar.

Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar.

Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önlerinde sur olurken, Türkiye’de kurduğu işini Avrupa’da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar, fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular.

Türk düşmanlığının zehirli diline göz yumanların; Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır?

Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye’ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır?

Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?

İşte karşımızdaki bu sefil tablo, artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır.

Bugün bu tablonun bir tarafında Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayiindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır.

Diğer tarafında Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocakları’mıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğini, Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır.

Türkiye’nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız;

Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.

Ne diyordu merhum hocamız Hüseyin Nihal Atsız?

“Kürşad’ın narasıyla indik Tanrı Dağından
Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur
Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur!”

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur.

Türkiye’nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır.

1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’yla hukuki zemine kavuşmuştur.

1970 tarihli Katma Protokolü, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır.

Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir.

Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir.

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bir kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır.

Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir.

Türkiye’nin aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır.

2018’den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir.

Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu, kalkıp Türkiye’ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir.

Bu nasıl bir körlük, bu nasıl bir hukuksuzluktur?

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) bizlere öğütlediği gibi: “Ahde vefa imandandır.”

İslam’ın nurundan nasibini almamış, adaletin rahmet iklimine sırtını dönmüş, Müslüman Türk milletine karşı asırlık önyargılarını her fırsatta dışa vuran küffar nereden bilecektir vefayı?

Camilerimize saldırı olduğunda susanlara, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik alçak provokasyonları ifade özgürlüğü adı altında pazarlayanlara, başörtülü kadınlarımızın inancını yaşama mücadelesini görmezden gelen gafillere, Avrupa şehirlerinde yükselen İslam düşmanlığını keyifle seyreden bozgunculara nasıl anlatacağız sözün namus olduğunu?

Kıbrıs’ta Rum tarafını bütün Ada’nın temsilcisi gibi Avrupa Birliği’ne alanlar nereden anlayacaktır hakka hürmeti? 

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.

Avrupa Parlamentosu’nun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir.

Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir.

Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür.

Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz.

Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur.

Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez.

Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez.

Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek.

Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir."

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...