Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 17. El Cezire Forumunun açılışında yaptığı konuşmada, küresel sistemde yaşanan dönüşüme ve savaşların değişen doğasına dikkat çekti.
Forumun temasının “Filistin Davası ve Çok Kutuplu Bir Dünyanın Ortaya Çıkışı Bağlamında Bölgesel Güç Dengesi” olduğunu hatırlatan Duran, bu başlığın yalnızca Gazze’de yaşananları değil, uluslararası düzenin geçirdiği köklü kırılmayı da gözler önüne serdiğini ifade etti.

“Dünya artık geçişte değil, geçişi tamamladı”
Küresel sistemin uzun süredir bir geçiş sürecinde olduğu söyleminin artık yetersiz kaldığını belirten Duran, dünyanın çoktan yeni bir döneme girdiğini vurguladı.
Uluslararası normların zayıfladığını, kurumların işlevsizleştiğini ve küresel yönetişimin ciddi bir yorgunluk yaşadığını ifade eden Duran, belirsizliğin artık geçici değil yapısal bir gerçeklik haline geldiğini söyledi.
“Savaşlar artık anlatılar, dijital platformlar ve algı yönetimi aracılığıyla yürütülüyor”
Bilgi savaşının modern çatışmaların ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurgulayan Duran, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Savaşlar artık fiziksel savaş alanlarıyla sınırlı değil, anlatılar, dijital platformlar ve algı yönetimi aracılığıyla yürütülüyor."
Teknoloji şirketleri, dijital platformlar ve algoritmaların siyasi sonuçlar doğurabilecek yeni güç merkezlerine dönüştüğünü belirten Duran, bu durumun demokratik denetim açısından ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti.
Algoritmik güç ve adalet vurgusu
Algoritmik kontrolün yeni bir tahakküm biçimi oluşturduğunu ifade eden Duran, görünürlük, güvenilirlik ve bilginin dolaşımının artık dijital karar mekanizmaları tarafından belirlendiğini söyledi.
Bu noktada düzeni sağlayacak temel ilkenin adalet olduğunu vurgulayan Duran, adaletin yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda siyasi düzenin kurucu unsuru olduğunu ifade etti.
“Bölgesel sorunlar bölgesel çözümler gerektirir”
Orta Doğu’nun iç içe geçen krizlerle karşı karşıya olduğunu dile getiren Duran, gücün artık sadece askeri kapasiteyle değil; ekonomi, diplomasi, yeniden inşa ve koalisyon kurma yeteneğiyle ölçüldüğünü belirtti.
Duran, savaş sonrasının en az savaşın kendisi kadar stratejik hale geldiğine işaret ederek, Türkiye’nin bu süreçte bölgesel sahiplenme ilkesini esas aldığını vurguladı:
"Bölgesel sorunlar, bölgesel çözümler gerektirir."
Gazze, Suriye ve “ertesi gün” stratejisi
Gazze ve Suriye örnekleri üzerinden konuşan Duran, çatışmaların yalnızca ateşkeslerle değil; yönetim düzenlemeleri, yeniden yapılanma ve siyasi süreçlerle sona erdirilebileceğini söyledi.
Türkiye’nin, savaş sonrası dönemin boşluk bırakılmadan planlanması gerektiği yönündeki yaklaşımını aktaran Duran, bölgesel aktörlere kolektif sorumluluk çağrısında bulundu.
Türkiye’nin arabuluculuk ve diplomasi rolü
Duran, Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesi, Somali-Etiyopya ilişkileri, Tahıl Koridoru Anlaşması ve son İran krizindeki kolaylaştırıcı rolüyle bölgesel ve küresel istikrara katkı sunduğunu hatırlattı.
Bu girişimlerin, kapsayıcı diplomasi ve karşılıklı güven temelinde şekillendiğini ifade etti.
“Bölgemiz kendi hikâyesinin yazarlığını geri kazanmalıdır”
Konuşmasının son bölümünde anlatının gücüne vurgu yapan Duran, bölgenin uzun süredir başkalarının tanımladığı kriz söylemleriyle anıldığını belirtti:
"Bölgemiz, kendi hikayesinin yazarlığını geri kazanmalıdır."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha adil bir dünya mümkün” çağrısının yalnızca bir temenni değil, stratejik bir vizyon olduğuna dikkat çeken Duran, adalet, hakikat ve haysiyet temelinde yeni bir küresel düzenin mümkün olduğunu vurguladı.