Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefi çerçevesinde kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında birlik ve beraberlik mesajı veren MHP Lideri Bahçeli, “Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın Süryani’nin doğulunun, batılının aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz” dedi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamasının tamamı şu şekilde:
"Türkiye’nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı millî seferberlik anlayışıdır.
Geciktiremeyeceğimiz sefer bellidir: ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik; üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin artırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi, enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır.
Kültürel seferberlik; Türkiye’nin tarihî birikimini, dilini, sanatını, eğitim kurumlarını, yayıncılığını, dizilerini, sinemasını, mimarisini, şehir hafızasını ve insanî diplomasi kabiliyetini daha etkili biçimde dünyaya taşımasıdır.
Teknolojik seferberlik ise savunma sanayiinde kazanılan özgüvenin yazılıma, yapay zekâya, siber güvenliğe, sağlık teknolojilerine, tarım teknolojilerine, enerji teknolojilerine, uzay çalışmalarına, ulaştırma sistemlerine ve dijital ekonomiye yayılmasıdır.
Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin ve kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye’de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır.
Bizler vatan sevdalısı Türk Milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah’ın izniyle baş koyduk.
Türk milliyetçiliği; kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof nutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil; karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir.
Bu şuur; vatan sınırlarına çizgi, toprağa arazi, millete nüfus olarak bakmayanların anlayışıdır.
Ay yıldızlı al bayrağın dalgalanmasında üç bin yıllık tarihi, minarelerden duyulan ezanda bağımsızlığın mahiyetini idrak edebilenlerin ferasetidir.
Bir taşı için, bir avuç toprağı için, zirvesini göremediği dağı, nerede olduğunu dahi bilmediği ovası, bağı, bahçesi, merası, suyu için gerekirse can alıp can vermektir.
"Türk milliyetçiliği; her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır"
Türk milliyetçiliği; her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır. Türk milletini bir bütün olarak kavramaktır.
Tarlada saban süren çiftçiyi, fabrikada ter döken işçiyi, tezgahının başında rızkını arayan esnafı, sınıfta evlatlarımızı yetiştiren öğretmeni, hastanede insanımıza şifa dağıtan hekimi, devletimizin yükünü omuzlayan memuru, emeğiyle ailesini geçindiren her vatandaşımızı ayrı ayrı dert edinmektir.
Türk milliyetçiliği, vatanı alın teriyle işlenecek bir emanet; milleti, huzuru ve refahı için hizmet edilecek mukaddes bir sorumluluk olarak bilmektir.
“Sabaha kadar ülkeyi düşüneceksiniz!” öğüdümüzü kulağına küpe edinen; tasada, temennide, tercihte ve tavırda birleşen dava arkadaşlarımın duyuşudur.
Geçmişin hatıralarına sığınıp orada yaşayanların değil geleceğin Türkiye’sini inşa etmeye namzet olanların ufkudur.
Tarihimizin şanlı sayfalarına, ecdadının bıraktığı mirasa bakıp övgüsünü lafta bırakanların değil, icraata dökenlerin vizyonudur.
Bugünün sorunlarına cesaretle eğilenlerin ve elini taşın altına koyanların hatta ve hatta o taşın altına gerekirse gövdesiyle girmeyi vazife bilenlerin anlayışıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi de bu büyük fikriyatın Türk siyasetindeki köklü ve kutlu karargahıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi; Türk milliyetçiliğinin siyasi taşıyıcısı, milli vicdanın gür sesi, milli beka mücadelesinin öncü kuvvetidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serdengeçti siperidir.
Milliyetçi Hareket Partisi; dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin sigortasıdır.
Bu sigorta; kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği istikamet, hizip ortamlarında devreye giren hakikat, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir.
Ayrılığı kollayanlara, yorgunluğu kulaklara fısıldayanlara, yılgınlığı gözlerinden okunanlara, mevkisiz kaldığında mevziyi terk edenlere, sadakati makamla ölçülenlere, davasını şahsi istikbaline bağlayanlara inat dimdik ayaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak diyoruz ki Türk milliyetçiliğinin bir gereği de istikbalimizin önündeki düğümleri çözmek, ufukta görünen sırat köprülerini tez elden geçmektir.
Türk milliyetçileri olarak milletimizin bağrına saplanan hançerleri sökmek; devletimizin kesesine geçirilen prangalardan azat etmek, vatanın her karışında kardeşliği hâkim kılmak arzusundayız.
Yaraları deşmek yerine sarmayı, ayrılıkları derinleştirmek yerine birlik olmayı, inceldiği yerden koparmak yerine onarmayı mazimize karşı bir sorumluluk telakki ederiz.
Bu sorumluluğun bugünkü aşaması, terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir.
"Terörsüz Türkiye; terör örgütüyle pazarlık değildir"
Milliyetçi Hareket Partisi, bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak; şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir.
Bu yürüyüşün adı, Terörsüz Türkiye’dir.
Terörsüz Türkiye; teslimiyet değildir.
Terörsüz Türkiye; taviz değildir.
Terörsüz Türkiye; terör örgütüyle pazarlık değildir.
Terörsüz Türkiye; devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir.
Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa; Milliyetçi Hareket Partisi’ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa; Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmiştlerdir.
"Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez"
Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez.
Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye; Türk milletinin kanlı bir musibetten kurtulmasıdır.
Devletimizin güvenliğimize harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir.
Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde, Anadolu’nun her karışında kavileşmesidir.
Terörsüz Türkiye; yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir.
Terörsüz Türkiye; yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir.
Terörsüz Türkiye; yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir.
Gündemimizi işgal eden ABD-İsrail-İran gerilimi, yalnızca üç ülke arasında geçen bir askeri veya diplomatik çekişme değildir.
Bu gerilim; Türkiye’nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekte; değişen rotalar, mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanmaktadır.
Enerji arzındaki her kırılma tarımsal üretimi baskılar.
Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar.
Lojistik maliyetlerindeki her yükseliş, pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder.
Bu nedenle dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir.
Bir buçuk yıl önce “Bugün mesele Beyrut değil Ankara'dır. Gizli gündem Türk vatanıdır. Orta Doğu'da ateşlenen füzelerin, suikastların bir sonraki etabı Anadolu coğrafyasıdır.” derken altı boş bir değerlendirmede bulunmuyorduk.
Sokağın başındaki yangının kapımızın önüne gelebileceğinin uyarısını yapıyorduk.
Evimizin içinde huzuru temin etmeden bahçemizin dışına adım dahi atamayacağımızı anlatıyorduk.
Dışarıda kazan kaynıyorken evimizin içinde aşımızı pişiremeyeceğimizi ifade ediyorduk.
Duyan değil dinleyen; bakan değil gören gözler için Terörsüz Türkiye’nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir.
Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçalarıdır.
İşte biz bu denklemi görüyoruz.
Biz Türkiye’nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil; tekraren ifade ediyorum; 2023’te müjdelediğimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idrakine, 2053’ün ufkuna, 2071’in kavrayışına göre değerlendiriyoruz.
Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetlerine, emperyalizmin vekalet unsurlarına, mezhep simsarlarının istismarlarına kapımızı kapatıyoruz.
"AYNI BAYRAK ALTINDA KENETLENMİŞ TÜRKİYE"
Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın Süryani’nin doğulunun, batılının aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz.
Terörsüz Türkiye; komşunun komşuya güvenmesidir.
Terörsüz Türkiye; annenin evladını okula huzurla göndermesidir.
Terörsüz Türkiye; esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu’nun her köşesine güvenle erişmesidir.
Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi, kol kola, el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir.
Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimizi hedef alan, karakollarımıza çıkartma yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran; analarımızı gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur.
Kalkınma irademize pusu kuran, ekmeğimizi küçülten, yatırımların, ihracatın önüne mayın döşeyen terör illetinden kurtulmak haysiyet meselesidir.
Esendere’de, Üzümlü’de gümrük kapılarımızda ticari hayatımıza zincir vuran terör belası, Aydın’da, Muğla’da, Antalya’da turizme hançer olmamalıdır.
Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayrılmak zorunda kalınan devasa kaynakları artık çocuklarımıza okul; yaşlılarımıza hastane ve bakım hizmeti; çiftçimize sulama kanalı, tarımsal destek, kırsal kalkınma; gençlerimize teknoloji merkezi, üniversite yatırımı, gençlik projesi; kadınlarımıza istihdam ve sosyal refah; esnafımıza kredi, sanayicimize yatırım; şehirlerimize altyapı, köylerimize yol; meralarımıza ıslah, tarlalarımıza bereket olarak döndürmeliyiz.
Dağlardaki korku, sofralarımıza çöreklenmemelidir.
Sınır boylarında kazılan hendekler kalkınma hamlelerimizi gölgelememelidir.
Ekonomimiz terörün getirdiği güvenlik maliyetleriyle sınanırken çocuklarımızın rızkı savunma harcamalarına ayrılmamalıdır.
Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkanları kalkınma seferberliğine dönüştürmek
Terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır.
Terörsüz Türkiye; güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacaktır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel ilgi alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Milli İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır.
Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjinin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri haline gelmelidir.
Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu düşlüyoruz.
Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar.
Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur.
Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter.
Terörün gölgesinden arınan yerde istihdamın yolu açılır.
Terörün tasfiye edildiği yerde ovalar hayat bulur.
Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil; kültür turizminin, gastronominin merkezi akla gelecektir.
Şırnak, şehit haberleriyle değil; sınır ticaretiyle ve lojistik kapasitesiyle anılacaktır.
Van, Türk dünyasına açılan ticaret kapısı ve turizm merkezi olarak öne çıkacaktır.
Hakkâri, gözyaşlarının değil; hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır.
Batman’dan Bingöl’e, Tunceli’den Iğdır’a, Ağrı’dan Bitlis’e kadar terörün bütün izleri silinecektir.
Ticaret damarlarımızın açıldığı, kırsal üretimin canlandığı, sanayileşmenin hızlandığı bir gelecek için Terörsüz Türkiye diyoruz
Doğduğu şehirde okuyan, okuduğu şehirde yaşayan, yaşadığı şehirde iş bulup yuva kuran; göçe meyletmeyen ve istikbalini doğduğu yerde arayacak bir Türk gençliği için Terörsüz Türkiye diyoruz.
Bütün şehirlerimizde hayatın ve emeğin eşit ölçüde karşılık bulduğu, demografik dokumuzun dengeli bir zemine kavuştuğu yarınlar için Terörsüz Türkiye diyoruz."