Afrika'da açılan yeni kart: Somaliland
İsrail, 26 Aralık 2025'te, Somaliland'ın uzun süre önce ilan ettiği bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. İsrail'in motivasyonu tabii ki Somaliland'a duyduğu sempatiden değil, daha çok güvenlik ve stratejik kaygılardan kaynaklanıyor.Zira bu ülke; Somali'nin Kızıldeniz kıyılarının çoğunu kontrol ediyor ve Güney Yemen'in tam karşısında yer alıyor. Dolayısıyla Somaliland;İsrail'in İran'ın Yemen'deki vekillerine karşı çabaları için potansiyel bir “anahtar üs” konumundadır.
Somaliland, 1991 yılında Somali iç savaşının ardından tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş; o tarihten bu yana fiilen kendi sınırlarını kontrol eden, düzenli seçimler yapmaya çalışan, kısmi de olsa istikrarlı bir siyasal yapı inşa etmiştir. Bilindiği üzere uluslararası hukuka göre self-determination/ kendi kaderini tayin hakkı belirli koşulların oluşması halinde kullanılabilir, her kafasına esen grup bağımsızlık ilan edemez. Burada da self-determination için gerekli şartlar oluşmuş değildir dolayısıyla da Somaliland’ın bağımsızlık ilanı hukuksuzdur. Bu durum uluslararası toplum nezdinde de bu şekilde telakki edilmiştir.
Her ne kadar uluslararası hukuka aykırılığı nedeniyle uluslararası toplum tarafından tanınmasa da Somaliland, Afrika Boynuzu’nda “de facto/ fiili devlet” niteliği taşıyan en kurumsallaşmış örneklerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum, Somaliland’ı klasik “başarısız devlet” literatürünün biraz dışına taşımakta ve onu uluslararası ilişkiler açısından istisnai vakalardan birisi hâline getirmektedir.
Bu noktada Somaliland’in iç işleyişinde kendisine özgü bazı özellikleri de İsrail açısından işlevsel hâle gelmektedir. Somaliland’daki siyasal düzen, geleneksel klan yapıları ile modern devlet kurumlarının özgün bir sentezi üzerine kuruludur. Bu yapı, dış müdahalelere karşı görece dirençli ve yerel meşruiyeti yüksek bir yönetim modeli üretmiştir. İsrail ve Körfez müttefikleri açısından bu durum, Somaliland’i istikrarsız bir “gri alan” olmaktan ziyade öngörülebilir bir ortak hâline getirmektedir.
Hiç şüphesiz ki İsrail'in bu tanıma hamlesi, bölgesel güçlerle bilhassa da Türkiye ile yürüttüğü daha geniş çaplı bir rekabetin parçasıdır. Zira Türkiye Somali'ye büyük yatırımlar yapmıştır: Mogadişu'da dünyanın en büyük Türk büyükelçiliklerinden birini inşa etmiş, hastaneler ve altyapı projelerini finanse etmiş ve Somali askerlerini eğitmiştir. Böylece Mogadişu, Türkiye'nin bölgedeki stratejik dayanak noktası haline gelmiştir. Aynı zamanda Türkiye, Hargeisa'daki konsolosluğu ve orada okullar işleten Türk STK'ları aracılığıyla Somaliland'da da varlığını sürdürmektedir. Ankara uzun süredir Somali'nin birliğini savunmakta (birçok alanda Mogadişu ile Hargeisa arasında arabuluculuk yapmakta) ve Somaliland'ın ayrı bir devlet olarak tanınmasından derin bir rahatsızlık duymaktadır.
Somaliland'ı tanıyan İsrail, Türkiye'nin stratejisine kendince bir nevi meydan okumaktadır. İsrail'in kararı onu Türkiye'nin rakipleriyle, özellikle de Ankara'nın bölgedeki ciddi genişlemesinden korkan BAE ile aynı çizgiye getiriyor. Abu Dabi, Somaliland'da sessizce kendi üssünü inşa ediyor. İsrail'in tanıma kararı BAE’ye, Ankara'nın Afrika Boynuzu'ndaki etkisini dengelemek için “stratejik bir fırsat” sunuyor.
Somaliland'ı güçlendirerek İsrail (Körfez müttefikleriyle birlikte) Husi/Tahran operasyonlarına yönelik baskıyı artırıyor. Somaliland toprakları İsrail'in Yemen'de İran destekli Husilere saldırı düzenlemesini ve onları gözetlemesini kolaylaştıracak. Kısacası, İsrail'in Somaliland hamlesi, bir ölçüde de İran'ın vekillerine karşı güç gösterisi yapmak ve hayati önem taşıyan Kızıldeniz geçidini güvence altına almakla da ilgilidir.
Bu hamle İsrail'in Afrika'ya yeniden odaklanma stratejisine de uyuyor. İsrail, bölgede kimi büyükelçiliklerini yeniden açtı (50 yıl sonra 2025'te Zambiya'da büyükelçilik kurdu) ve hatta Afrika Birliği'nde gözlemci statüsü kazandı (bahsi geçen statü kısa süreliğine askıya alındı).İsrail’in bu hamlesi, Afrika’ya yönelik daha geniş kapsamlı bir açılım stratejisiyle de uyumludur. Bu bağlamda Somaliland’in tanınması, İsrail’in Afrika Boynuzu’nda kalıcı bir jeopolitik ayak izi oluşturma niyetinin somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
İsrail’in kararı, kendi içinde önemli siyasi ve hukuki riskler de barındırmaktadır. Müslüman çoğunluklu ayrılıkçı bir yapının tanınması, İsrail’in Filistin meselesindeki argümanlarını zayıflatabilecek bir emsal oluşturma potansiyeline sahiptir. Ancak görünen o ki Tel Aviv, bu riski göze alarak normatif tutarlılıktan ziyade güvenlik önceliklerini tercih etmiştir. Bu tercih, İsrail dış politikasında son yıllarda gözlemlenen “çıkar temelli esneklik” anlayışının da bir yansımasıdır.
ABD’nin tutumu ise bu süreçte daha temkinli bir çizgide seyretmektedir. Washington, birleşik Somali’ye olan desteğini yinelemiş ve Somaliland’in tanınması konusunda şimdilik mesafeli bir duruş sergilemiştir. Bu durum, İsrail’in adımının uluslararası sistemde henüz geniş bir karşılık bulmadığını göstermektedir. Ancak tek taraflı tanımaların zamanla domino etkisi yaratabileceği riski de göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak Somaliland, uzun yıllar boyunca tanınmayan ve periferide kalan bir yapı iken, İsrail’in kararıyla birlikte uluslararası stratejik rekabetin merkezine doğru çekilmektedir. Bab el-Mandeb’e erişim, İran’ın vekil ağlarına karşı operasyonel avantajlar ve Afrika Boynuzu’nda yeni ittifak imkânları, İsrail açısından diplomatik maliyetleri aşan kazanımlar sunmaktadır. Diğer aktörlerin bu hamleyi takip edip etmeyeceği belirsizliğini korusa da Somaliland’in artık yalnızca “tanınmayan bir bölge” olarak değil, bölgesel güç mücadelesinin aktif bir unsuru olarak ele alınacağı açıktır. Bu gelişme, Afrika Boynuzu’nda suların yeniden ısınmasına giden sürecin bir habercisi niteliğindedir.