Ali Şir Nevai: Türkçenin İstiklali
Bizim için Türkçe; Orhun Anıtlarına nakış nakış işlenmiş ruh, Kaşgarlı Mahmut’un kaleminden dalga dalga yükselen gurur, Yusuf Has Hacib’teki onur, Ahmet Yesevi’nin ocağından tüten ülkü, Karamanoğlu Mehmet Bey’in yönetim anlayışındaki irade, Yunus Emre’nin dizelerinden fışkıran ilke, Ali Şir Nevai’nin emanetidir.
Devlet BAHÇELİ
Timur İmparatorluğu devrinin kültür merkezi Herat'ta yetişen Ali Şir Nevai, daha genç yaşlarından itibaren Türkçe şiirler kaleme almaya başlamıştı. Çocukluk arkadaşı Sultan Hüseyin Baykara'nın himayesinde devletin en üst kademelerinde görevler üstlenen Nevai, sadece sarayın salonlarında değil, halkın gönlünde de yer edinmiş bir devlet adamıydı.
Nevai'nin en büyük ideali, Türk dilinin hak ettiği değeri görmesiydi. O dönemde saray ve ilim çevrelerinde Farsça şiir yazmak medeniyet göstergesi sayılır, Türkçe ise ikinci planda bırakılırdı. Ancak Ali Şir Nevai, buna boyun eğmek yerine kalemini milli bir silah gibi kullanarak Türkçe’nin zenginliğini ve kudretini ortaya koymaya girişti. Edebiyat dünyasında adeta bir devrim yaparak, Farsçanın büyük üstatlarıyla boy ölçüşecek kalitede eserleri Türkçe yazdı ve böylece kendi dilimizin de en az Farsça kadar, hatta ondan da üstün bir edebiyat dili olabileceğini ispat etti.
Ünlü eseri Muhakemetü’l-Lügateyn (İki Dilin Karşılaştırılması) bu mücadelenin adeta manifestosu gibiydi. Bu eserinde Türkçe ile Farsça’yı ilmi bir şekilde mukayese eden Nevai, Türkçe’nin ifade gücünün daha üstün olduğunu somut örneklerle gösterdi. Türkçe’de onlarca farklı kelimeye karşılık Farsça’da yalnızca tek bir kelime bulunduğunu göstererek, ana dilini bırakarak Farsça yazmaya özenen gençleri uyardı.
Nevai, eserlerinin her satırında diline sahip çıkan, onu yücelten bir tavır benimsedi. Ferhat ile Şirin’de Ferhat’ı sıradan bir masal figürü olmaktan çıkarıp Türkistanlı bir kahraman haline getirmesi; Sedd-i İskender’de de İskender'in macerasını Türk tarihinden motiflerle bezeyip destanına milli bir renk katması, hep bu milli duruşunun yansımasıydı. Nevai, özünü Türk tarihinden ve kültüründen alan bir edebiyat yaratmaya özen gösterdi. Bu sayede Çağatay Türkçesi onun kalemiyle klasik şiirin zirvesine taşındı ve bu dil, Kaşgar’dan İstanbul’a uzanan geniş coğrafyada itibarlı bir edebiyat dili haline geldi.
Ali Şir Nevai’nin eserlerinin dalga dalga yaydığı etki, kendi dönemini aşarak asırlar boyunca devam etti. Pek çok şair de eserlerini okuyup nazireler yazdı; böylece edebiyatımızda bir Nevai ekolü oluştu. Bu ortak kültürel miras, farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarını dil ve edebiyat köprüsüyle birbirine bağladı. Nevai, kalemiyle coğrafi sınırları aşarak gönülleri birleştirdiği için kendisiyle övünerek “Bütün Türk illerinin halklarını tek başıma fethettim” diyecek kadar gururlandı. Bu söz, onun kılıç yerine kalemle sağladığı birliği ve etkiyi çok güzel anlatır.
Gerçekten de Ali Şir Nevai’nin divanları ve mesnevileri, birçok hükümdarın fermanından daha güçlü bir şekilde Türk dünyasında yankı bulmuş, ortak bir milli şuura zemin hazırlamıştır.
Nevai’nin önemi sadece dilde ve edebiyatta yaptığı devrimle sınırlı değildi. O, tam manasıyla bir Türk-İslam medeniyeti aydınıydı. Hem özüne sımsıkı bağlı bir Türk, hem de derin bir İslam kültürüyle yoğrulmuş bir bilge olarak yaşamını sürdürdü. Sufizm yoluna giren Nevai, bu engin hoşgörü ve hikmeti şahsında birleştirdi.
O, edebiyatı, halkını aydınlatmanın aracı haline getirdi. Lisanü’t-Tayr adlı alegorik eserinde Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ından ilhamla manevi yolculukları hikayeleştirirken, Siracü’l-Müslimin adlı risalesinde halka İslam dinini ve ahlakını öğretmeyi amaçladı. Mahbûbu’l-Kulûb’da toplumun aksayan yönlerini hicvedip nasihatlerle dolu bir ayna tuttu. Tarihe ve ilme merakıyla peygamberlerin ve hükümdarların kıssalarını derledi; bir tarihçi kimliğiyle de öne çıktı. Hat sanatı, resim ve musikiyle de ilgilenen Nevai, mimari yapıların inşasına öncülük etti. Böylece manevi değerleri yüceltirken, kendi çağında adeta bir “Rönesans insanı” olarak çok yönlü hizmetlerde bulundu.
Devrinin ve çevresinin örnek adamı sayılan Nevai, daha hayattayken efsanevi bir sevgi ve hürmetle anılıyordu. Halk arasında kazandığı saygınlık da giderek büyüdü; adı, ölümünün üzerinden yüzyıllar geçse de Türk dünyasında yaşamaya devam ediyor.
Aradan beş asırdan fazla zaman geçmesine rağmen Ali Şir Nevai’nin fikirleri ve idealleri hala günümüz için yol gösterici olmayı sürdürüyor. Bugün bağımsız Türk devletleri, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında dilde, fikirde ve işbirliğinde birleşme yönünde adımlar atarken, Nevai’nin asırlar önce dillendirdiği “birlik” fikri gerçeğe dönüşüyor. Nevai’nin “dilde birlik” vasiyetine kulak veren ülkeler, çeşitli alanlarda iş birliği yaparak geleceğe umutla bakıyor.