Yeni Bir Enerji Krizi Yaşanabilir
ABD ile İran arasındaki gerilim zirve noktasına ulaşmış, ABD bölgeye yaptığı askeri yığınağın boyutu ve kapasitesi ise bunun bir caydırıcılık hamlesi olmadığını, aksine geniş kapsamlı ve hatta İran ile sınırlı kalmayacak bir saldırı planlaması yapıldığını göstermektedir. Böylesi bir senaryo bölgesel ve küresel güvenlik dengeleriyle beraber küresel enerji piyasalarının kalbinde bir şok dalgası üretecek, yeni bir enerji krizi sürecini de gündeme getirecektir. Ancak krizin boyutu; savaşın süresine, coğrafi yayılımına ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın durumuna bağlıdır.
Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı üzerinden geçmektedir. İran’ın elindeki en güçlü jeopolitik koz da burasıdır. ABD’nin İran topraklarına yönelik geniş çaplı bir hava veya füze harekâtı başlatması hâlinde Tahran yönetimi doğrudan Amerikan üslerini hedef alabileceği gibi, asimetrik yöntemlerle Hürmüz’deki tanker trafiğini de tehdit edebilir. Hürmüz’de yaşanacak her olumsuzluk petrol fiyatlarında ani ve sert yükselişlere yol açar. Küresel piyasalar fiziki kesintiden çok “risk primi” üzerinden fiyatlama yapar. Yani tankerler akmaya devam etse bile savaş ihtimali petrolü yukarı taşır. Eğer çatışma bölgesel aktörlere yayılır ve Körfez ülkeleri de fiilen sürece dahil olursa fiyatlar çok daha agresif hareket edebilir. Ancak Hürmüz’ün bir çatışma sahasına dönmesi ise enerji piyasası açısından kıyamet olacaktır.
Doğalgaz tarafında ise Avrupa oldukça kırılgan durumdadır. Rusya sonrası alternatif tedarik arayışındaki Avrupa için Körfez LNG’si hayati önem taşımaktadır. Deniz taşımacılığındaki risk artışı LNG fiyatlarını yukarı iter ve bu da Avrupa’da yeniden enerji maliyeti baskısı yaratır.
Eğer şu üç durum gerçekleşirse;
- Hürmüz’de fiziki kapanma veya büyük bir sabotaj
- Bölgedeki diğer büyük petrol üreticilerinin sürece doğrudan dahil olması
- İki ülke arasında uzun soluklu bir savaşın başlaması
enerji krizi derinleşir, mevcut durumu pek de parlak olmayan küresel ekonomik koşullar ise alt üst olur.
Enerji fiyatları enflasyonun ana tetikleyicilerinden biridir. Petrolün kalıcı biçimde yükselmesi; küresel enflasyonu artırır, merkez bankaları faiz indirim planlarını erteler, gelişmekte olan ülkeler kur baskısıyla karşı karşıya kalır, hem lojistik ve hem de üretim maliyetleri yükselir. Böylesi bir durumda özellikle enerji ithalatçısı ülkelerin ekonomileri ciddi şekilde etkilenir. Cari açık sorunu yaşayan ekonomiler için petrol fiyatındaki her artış doğrudan döviz ihtiyacının artması anlamına gelmektedir.
Özetle, ABD’nin İran’a saldırması hâlinde küresel bir enerji kriziyle beraber ekonomik anlamda da dünya yeni bir bunalımla karşı karşıya kalacaktır. İran’ın enerji sisteminin tam merkezindeki bir coğrafyaya sahip olması, konuyu sadece askeri bir hesaplaşma değil, küresel ekonomi için de bir stres testi haline getirmektedir. Kısıtlı bir savaş her ne kadar kısa vadeli bir bunalım yaratacak olsa da ABD’nin yaptığı askeri yığılma bunun kısıtlı ya da İran’la sınırlı kalmayacağını göstermektedir.
*Not: Venezuela’dan 50 milyon varil petrol ABD’ye doğru yola çıkmıştır.