Türkiye’nin Konumlanma Hamlesi’nde yeni bir adım: Formula 1
Türkiye’nin Formula 1 takvimine yeniden dönüşü Cumhurbaşkanı tarafından açıklandı. 2027 ‘den itibaren 5 yıllık bir sözleşme ile Türkiye Grand Prix İstanbul’da yapılacak. Kulislerde dolaşan etkinliğin ev sahipliği rakamı ise 5 yılda 200 milyon dolar.
Önce şunu netleştirelim: Formula 1 bir spor organizasyonu değil, küresel bir vitrin. Pistte gördüğümüz yarış, işin sadece görünen kısmı. Asıl oyun; turizm, marka değeri, yatırım ve üst gelir grubunu çekebilme kabiliyeti. Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Çin gibi birçok ülke bu yarışları kendi ülkesine aldı. Niye?
Biraz veriyle konuşalım.
Bir F1 hafta sonunda pistte ve tribünlerde 150-300 bin kişi oluyor. Günlük tekil izleyici sayısı 100–130 bin bandında. Bunun kritik kısmı ise yabancı ziyaretçi oranı. Doğru kurgulanmış yarışlarda bu oran %60–70’e kadar çıkıyor.
Bu ne demek? Kabaca hesap yapalım. Diyelim ki Türkiye’deki yarışa 75 bin yabancı ziyaretçi geldi. Bu kitlenin kişi başı ortalama harcaması (otel, yeme-içme, alışveriş, ulaşım) 2.000–3.000 dolar aralığında. Sadece buradan 150–220 milyon dolar bandında bir turizm harcaması oluşuyor.
Buna yerli izleyicinin harcamasını ekleyin. Uçuşları ekleyin. Otel fiyatlarının etkinlik haftasında iki katına çıktığını düşünün. Sadece otel + uçuş + şehir içi harcama tarafında toplam etki rahatlıkla 250–400 milyon dolar bandına geliyor. Bunun sadece vergisel karşılığı 50-80 milyon USD.
Abu Dhabi örneğine bakalım. Orada yarışın yarattığı doğrudan ekonomik etki yıllık yaklaşık 300–340 milyon dolar seviyesinde olarak belirtiliyor. Üstelik bu sadece ziyaretçi harcaması. Yatırımın 5–7 katı bir çarpan yakalanabiliyor.
Bu yatırımın geri dönüşü çarpanında gelen zengin izleyicilerin ülkeye ısınması, ülkede yatırım yapması gibi dolaylı etkiler yok.
Bu dolaylı etkiler ise iki şekilde oluşur. Gelen misafir Türkiye’nin Netflix dizilerinde geçtiği gibi riskli bir ülke değil, modern, temiz, güvenli ve gelişmiş bir ülke olduğunu görerek ülkeye ısınır. İkinci etki ise işin görünmeyen tarafı olan medya ile oluşur.
Tek bir F1 yarışı medya üzerinden 70–100 milyon kişi tarafından izleniyor. Bu, Türkiye’nin yaklaşık iki saat boyunca dünya ekranında olması demek. Bunun önü, arkası, haberleri ile neredeyse 1 hafta Türkiye konuşulacaktır. Sadece 2 saatin “ham reklam değeri” bile yıllık 5–15 milyon dolar bandında olabilir.
Şimdiye kadar ben bu paranın geri dönüşüne emin oldum. Ama esas geri dönüş miktarı bundan daha da yukarıda olabilir.
Eğer İstanbul sadece bir pist olarak görünürse, bu değer sınırlı kalır. Ama İstanbul’u; finans, teknoloji, turizm ve yaşam kalitesiyle birlikte paketlersek, bu görünürlük çarpan etkisi yaratır. Son dönemde Arap coğrafyasındaki sıcak ve soğuk parayı Türkiye’ye, İstanbul Finans Merkezi’ne çekmek için atılan adımlarla, dünyanın en büyük varlık fonu yöneticisinin (Blackrock aynı zamanda F1’in küçük hissedarı) Cumhurbaşkanıyla görüşmesi ile birlikte düşündüğümde, Formula ile tam da birbirini destekleyen aksiyonlar olarak görüyorum.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaptığı tam olarak bu. Yarış Abu Dhabi’de, ama para Dubai’de kazanılıyor. Çünkü sistem kurulmuş: otel, alışveriş, eğlence, havayolu, yatırımcı ağı… Hepsi aynı haftaya bağlanmış.
Bence, Türkiye’nin fırsatı burada.
F1’i, İstanbul Yatırım Haftası, Teknoloji ve Mobilite Zirvesi,, üst gelir grubuna yönelik deniz ve yayla bağlantılı turizm paketleri ile birlikte sunabilirsek, İstanbul’u Körfez, Avrupa ve Asya yatırımcılarının buluşma noktası haline getirirsek tablo müthiş değişir. Bu şekilde milyar dolar gelir üretilebilir.
O zaman yıllık 50 milyon dolar bir gider değil, ülkenin bir anlamda kendini yeniden konumlandırma maliyeti olur.
Sonuçta, Formula 1 nasıl kullandığımıza bağlı olarak Türkiye için müthiş bir araç olabilir. Ülkemiz için hayırlı olmasını dilerim.