Diplomasi tıkanırken savaş derinleşiyor
ABD ile İsrail’in 26 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlattığı saldırılar 7 Nisan’da iki haftalık ateşkes sürecine girmiş, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da ABD ile İran arasında gerçekleşen görüşmeler ise sonuçsuz kalmıştır.
Geçen 1 haftalık süreç içerisinde ise ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı açıklamalar ve Hürmüz’ü ablukaya alma kararı daha önceki ikili görüşmelerin nasıl neticelendiği ve yine aynı süreç içerisinde neler yaşandığı konusunu bir kez daha akıllara getirmektedir. Buna mukabil yaşanan gelişmeler ise 3. Dünya Savaşı senaryolarının daha yüksek sesle konuşulmasına zemin hazırlamıştır. Trump’ın geride bıraktığımız günlerde yaptığı açıklamasında kullandığı “Bu savaş, anlaşma ya da İran’ın yeteneklerini ortadan kaldıracak askeri harekâtla sona erecek” ifadeleri esas niyeti de açık etmektedir.
Yine taraflar arasındaki en büyük anlaşmazlıklardan birisi olan Lübnan konusunda ise hem ABD hem İsrail tarafı ısrarla anlaşmaya dâhil olmadığını ifade etmektedir. Yine uranyum ve nükleer meselesinde de taraflar makul bir zemin yakalayamamıştır. Zira görünen aşamada bir anlaşma temeli hazırlamak konusunda yeterli bir çaba harcanmadığı anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede bakıldığında, sahadaki askeri gerilim ile diplomatik girişimler arasındaki kopukluk daha da belirgin hale gelmektedir. Bir yandan ateşkes süreciyle tansiyonun düşürüldüğü izlenimi verilirken, diğer yandan alınan askeri ve ekonomik tedbirler gerilimin kontrollü biçimde tırmandırıldığını göstermektedir. Özellikle ABD’nin bölgedeki askeri varlığını yeniden tahkim etme yoluna girmesi çatışmanın farklı cephelere yayılma ihtimalini artırmaktadır. Pentagon ve CENTCOM’dan yapılan açıklamalar da tıpkı geçmişteki ABD-İran müzakere süreçlerini çağrıştırmaktadır.
Öte yandan hem İsrail hem de ABD’nin güvenlik perspektifi ve ortak hedefler konusunda ısrarla verilen mesajlar sürecin ne yöne evrilebileciğini de işaret etmektedir.
Mevcut şartlar, kısa vadede kalıcı bir barış ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu göstermektedir. Aksine, kontrollü gerilim stratejisinin sürdürüleceği ve tarafların zaman kazanarak yeni pozisyonlar elde etmeye çalışacağı anlaşılmaktadır. Bu süreçte bölgedeki diğer aktörlerin tutumu da belirleyici olacaktır. Özellikle Türkiye’nin barış ve diyalogdan yana tutumu ile bu anlamdaki girişimleri şüphesiz krizin çözüme kavuşmasının tek yolu olarak öne çıkmaktadır.
17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan Beşinci Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) hem bölgesel hem de küresel çatışma ve gerginliklerin sonlandırılması adına büyük bir imkân tanıyabilecektir.