Yabancı hakem olsaydı keşke!
Uğurcan topu alıyor, yana bakıyor, öne bakıyor, ileri bakıyor... Önde herkes hareketsiz, dönüyor yandaki Sanchez’e, o Sallai’ye. Sallai tekrar Uğurcan’a... Senaryo aynı şekilde bu kez soldan Abdülkerim tarafından yineleniyor.
Fenerbahçe, savunmada rahat, öndeki hareketsizlerin yakınında birer kişi. Orta sahada Kante süpürücü, Guendouzi öne taşıyıcı olarak çalıştı. Gençliği, maliyeti, acemiliği divan toplantılarında konuşulan Cherif, büyük iyi niyetle, güçle her atılan topa koştu. Penaltıyı da aldı. Talisca bir kez daha takımı adına fırsatı dışarı attı.
Ve Yasin Kol devreye girdi. Sarı lacivertlilerin penaltılarını (ki Cherif kararında haklıydı) ortalama 30 metreden çalan Kol, Nene’nin Sane’ye yaptığını görmedi (!). Üstelik, VAR’ın kararını beklerken, Ederson’un suratına kafasını dayayıp, kulağının içine ‘sevgilerini’ iletmesine de ses çıkartamadı Kol...
Bu pozisyon ile hırslanan sarı kırmızılılar, Osimhen’in golüne kadar Fenerbahçe’ye bir daha kaleyi göstermedi. Golle birlikte öne çıkan sarı lacivertlilere kalan süre yetmedi.
İkinci yarı ataklarla karşılıklı sürerken, Yasin Kol, Yunus’un düşürülüşünde bu kez penaltıyı (!) gördü. Ardından dil sorunu nedeniyle sözlerini anlamadığı Ederson, yere doğru tükürünce bu kez kırmızıyı da çıkarttı. Barış’ın penaltı golü. Torreira’nın fırsat golü. Galatasaray kapıyı sonuna kadar araladı. Ancak, keşke ‘Kol’ olmasaydı da iki devin futbol güzelliğini konuşsaydık.