Bir ateş de Avrupa'da büyüyor
Uzun süre boyunca ne zaman ve nasıl başlayacağı konusu sürekli gündemde tutulan ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş 28 Şubat günü patlak vermiştir. Geçen 1 haftalık sürece baktığımızda beklenen olmuş ve bölgedeki hemen her ülke bir şekilde savaşa dâhil edilmiştir. Görünen o ki konu sadece üç ülke arasında kısıtlı kalmayacak ve geniş çaplı bir savaşa dönüşebilecektir. Orta Doğu’da yaşanan bu gelişmeler sadece bölgesel değil küresel anlamda da ciddi riskler oluştururken, bugün Hürmüz Boğazı kaynaklı yaşanabilecek kriz senaryoları her çevre tarafından dikkatle takip edilmektedir.
Bütün dikkatlerin Orta Doğu’da toplandığı ve gündemin bu yönde şekillendiği bir süreçte Avrupa’daki fırtınayı da aynı hassasiyetle takip etmek gerekir. 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı dördüncü yılını geride bırakmıştır. Bu savaşın başlamasıyla küresel gündemde enerji ve gıda arzı güvenliği konuları ön plana çıkmış, alternatif tedarikçi, güvenilir ortaklıklar ile güvenli rota arayışları hız kazanırken, özellikle de Avrupa ülkelerinin savunma anlayışların da köklü değişimler yaşanmıştır. Enerji ve nükleer silah konusu ise Avrupa’daki savaşın gündeminden hiçbir zaman düşmemiştir.
Rusya-Ukrayna savaşının birinci yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Mecliste gerçekleştirdiği ulusa sesleniş konuşmasında Yeni START (Stratejik silahların azaltılması) anlaşmasını askıya alacağını duyurmuştu. Bu açıklamasının ardından Ukrayna savaşının nükleer saldırı boyutuna geçebileceği yorumları gündeme gelmişti. Özellikle de Batılı çevreler Rusya’nın nükleer saldırı hazırlığı içerisinde olduğunu sürekli olarak dile getirmişti. Geride bıraktığımız Şubat ayında Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR), İngiltere ile Fransa'nın Ukrayna'ya nükleer bomba vermeyi planladığını ve bu yönde çalışmalar yaptığını iddia etmişti. Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada böyle bir durumun yaşanması halinde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı her türlü silahı kullanabileceğini, ayrıca tedarikçi ülkelere karşı da aynı hakka sahip olduklarını belirtmişti. Gelinen aşamada İngiltere ve Fransa’nın Ukrayna’ya nükleer altyapı sağlamaya başladığı hatta bu sürecin yeni değil yaklaşık iki yıldır devam eden bir süreç olduğu iddia edilmektedir. Hem de Orta Doğu’da “nükleer silahlanmanın önlenmesi” bahanesiyle savaş çıkarılmışken.
2025 yılının Aralık ayında Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ile Rusya’dan gaz ithalatının aşamalı olarak sona erdirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı. Plana göre Rus LNG’si 2026 sonunda, boru hattı gazı ise 2027 sonbaharında tamamen yasaklanacak. Geride bıraktığımız günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldukça dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştur. AB’nin kademeli olarak Rusya’dan gazı alımını durdurmaya yönelik kararına değinen Putin, “Önümüzdeki günlerde Rus gazının alımına dair kısıtlama getirmeyi planlıyorlar. 2027’de ise Rus gazı ihracatına tam yasak getirecekler. Şimdi açılan yeni pazarlar var. Belki de Avrupa pazarlarına doğal gaz tedarikini hemen şimdi durdurmamız mantıklı olurdu. Henüz bir karar vermedim, sadece yüksek sesle düşünüyorum” ifadelerini kullanmıştır. Açıklamanın asıl dikkat çekici kısmı ise bu ifadelerinin ardından Mavi Akım ve TürkAkım doğalgaz boru hatlarına sabotaj yapılabileceğini belirtmesi olmuştur.
“Enerji ve nükleer silah” bu iki başlık son 30 yıldaki tüm çatışmaların merkezinde bulunmaktadır. Bu sebepten Putin’in söylediklerini doğru okumak ve yorumlamak gerekir.
Şuan dünyada süregelen hiçbir savaş ya da çatışma sınır genişletme senaryosu üzerine kurulu değildir. Rusya-Ukrayna Savaşı ise bu kapsamın dışındadır. Her ne kadar NATO’nun genişlemesi ön planda tutulsa da Rusya, Ukrayna’dan toprak almak istediğini her zaman ifade etmiştir.