Büyüsü bozulan dünya ve anlam sisteminin çöküşü

YAYINLAMA:
Büyüsü bozulan dünya ve anlam sisteminin çöküşü

Yaşanılan “an” yaşanılmış geçmişin izlerini her daim içinde taşımaktadır. Geçmişin ayak izlerinin hiç olmadığı bir şimdi söz konusu değildir. Lakin kırılma anları bu ayak izlerini çok muğlaklaştırır. İddiamız o dur ki: Küreselleşme olgusu üzerine inşa edildiği anlam sütunlarını yitirmiş, bu sütunların gerekçelendirilmesi olan, inanç yorumu, ideoloji, yeniden dağıtım ve egemenlik anlayışı meşruiyetini kaybetmiştir. Anlam sistemleri üç dinamik üzerine kurulur. Bunlar: a- Din, b- Dünya, c- İnsan sütunlarıdır. Bu sütunlar ise a- Tanrı ve inanç kavramlarının açıklanması ve gerekçelendirilmesi, b- Felsefi düşünceler ve ideolojiler, c- Ekonomi politik üzerinden yani yeniden dağıtım ve egemenlik anlayışı üzerinden sistematize edilir. Bir büyük anlatının düşüşü, küreselleşme gibi bu anlam bloklarının zayıflaması ve çöküşü ile meydana gelir. Çöküşün göstergeleri ise şunlar olarak karşımıza çıkar: Modern Tanrı anlayışı genel olarak modern insanın hayatını düzenlemede kırılgan bir hal almıştır. Kapitalist modern sömürge sistemindeki adaletsizlikler Tanrı fikrini daha fazla sorgulatır olmuştur.  İdeoloji olarak liberal kuram ve meşruiyet doktrini olarak insan hakları söyleminin kabuğu çatlamış, maskesi düşmüştür. Batılı aklın kurguladığı yeniden dağıtım ekonomik modeli derin eşitsizlikler ve adaletsizliklere neden olmuş, orta sınıf tükenmiş, sermaye çok dar bir seçkin sınıfın elinde toplanmıştır. Artık yeniden bir inşa kaçınılmaz olarak dünya insanlığının en önemli gündemidir. Bu noktada unutulmaması gereken ise, bir başka büyük anlatının ve dünyanın inşası da bu üç sütun üzerine yükseleceğidir.

Her düzen bir anlam sitemine dayanır ve Thomas Kuhn’un ifade ettiği üzere bir değerler dizisi (paradigma) etrafında şekillenir. Küresel düzen de bir anlam sistemine dayanıyor ve bu sistem üzerinden işliyordu, bugün ortaya çıkan en önemli şey bu anlam sisteminin artık parçalandığıdır. Küresel sistem, din-felsefe-ideoloji ve modern bilim anlayışı üzerine inşa edilmiş bir dünya düzeniydi ama artık bu düzenin büyüsü bozulmuştur: İdeolojisi olan liberalizm söylemi gücünü yitirmiştir. İnsan hakları ve demokrasi gibi değerler dizgesi aşınmış, inandırıcılığını kaybetmiştir. Felsefesi olan Pragmatizm Batılı akıl açısından bile çatışmanın, sömürünün aracı ve üreticisi olmuştur. Din kamusal değerlerin düzenleyicisi olan işlevini yitirmiştir. Modern bilim insanlığın hizmetinde olma “özsel” özelliğini kaybetmiş, sömürünün dayanağı, tahakkümün odağı, mankurtlaştırma politikalarının üreticisi olmuştur. Artık globalin yerini jeopolitik, küreselin yerini bölgesel almıştır. Kopulduğu iddia edilen toprak ve mekân yeniden en önemli varoluş alanı olmuştur.  Sonuç olarak küreselleşme, teorik dayanaklarını, hedef ve vaatlerini kaybetmiştir. Yani anlam sistemi çökmüş, büyü bozumu oluşmuş ve inandırıcılığı kaybolmuştur. Dayandığı değerler dizini iflas etmiş, normları aşınmış ve kurumları sorun çözme kabiliyetini yitirmiştir. Küresel akışkanlığın sonlandığı, kapanışların yaşanacağının somut delillerinin belirginleştiği bu dönemde, Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu tezinin” aksine milli devletlerin tarihsel hikâyelerinin devam edeceği aşikâr olmuştur.  Liberalizmin tek siyasal ideoloji olarak kalacağı öngörüsü iflas etmiş ve hatta adım adım liberal tez meşruiyet temellerini yitirmiştir. Milletlerin kimlikleriyle var olacağı, bireyden topluma doğru bir söylem üstünlüğünün daha fazla artacağı gerçeği gün yüzüne çıkmıştır. 

Büyük bir sistem çözüldüğünde yeni bir sistemin inşası kaçınılmazdır. Lakin bir geçiş, bir “araf durumu” mutlak yaşanılacak olan bir süreçtir ki, kanaatimiz içinde olduğumuz şu an geçişin yaşandığı “araf” durumudur. Araf durumlarında belirsizliğin ve öngörülemezliğin psikolojisine teslim olmayıp bu askıda olma sürecini kendi dinamikleri üzerine kuranlara tarih sahnesi hikâyesinde yer verecektir. Bir medeniyet milleti olan Türkler tarih boyunca dünya kurabilmiş bir millettir. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sn. Devlet Bahçeli’nin “Türk ve Türkiye Yüzyılı” şeklinde kavramsallaştırdığı dünya kurma tasavvuru bu “araf durumunun” akli yönetilmesiyle doğru orantılıdır. Türkçe dünya kurmak artık küreselin bittiği bölgeselin yükseldiği bu dönemde, ekonomi politiğin yeniden düşünülmesini, askeri sistem ve savunma sanayinin dirençli kurumsallaşmasını, din, felsefe, ideoloji ile anlam sisteminin tesis edilmesini gerekli kılmaktadır. Lakin bu anlam sistemi bölgesel bir anlam evreni oluşturmayı zorunlu kılmaktadır. Bölgesel aktörlerin/medeniyet milletlerinin tarihsel dayanakları ile var olabileceği ama medeniyet kurabilmiş milletlerin bu süreci çeşitli düzeylerde çatışma içinde geçireceği muhtemel bir durumdur.  Bugünkü dünya durumunu bu esaslar üzerinden okuyarak geleceği planlamak Türk milletine Türkçe bir dünya kurmak ve merkez ülke olmak imkânının yollarını açacaktır. Etrafımızda vuku bulan hadiseleri doğru anlamak için “zaman ve mekân” gerçeğini çok iyi kavramak gerekir. Çünkü insan zaman ve mekân ile kayıtlanmıştır. Ortaya çıkan her şey hem mekân hem zaman içinde zuhur ettiğinden dolayı hususiyetle bu iki kategorinin doğru anlaşılması önemlidir. Zaman tarih, mekân coğrafyadır. Bu iki gerçeklik üzerinden akli (rasyonel) siyaset üretmek ise jeo-politiktir. Tarihi çok iyi kavramak, coğrafyayı her boyutuyla okuyabilmek zuhur eden olayları anlamlandırma ve buna bağlı olarak eylem, politika geliştirme sürecinin en mühim iki eşiğidir. Büyüsü bozulmuş olan bugünkü dünya düzenini de doğru açıklayabilmek ve uygun eylemler geliştirebilmek için bozulduğunu iddia ettiğimiz küresel düzenin tarihini sağlıklı kavramak ve içinde bulunduğumuz zamanın ruhunu bütün ön yargılardan bağımsız okuyabilmek gereklidir. 

   

 

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...