Diplomalı çok, kalifiye agronomist yok!
Son yıllarda tarımı konuşurken dilimize pelesenk olmuş kavramlar var: Tarım 4.0, akıllı tarım, yapay zekâ, otonom makineler…
Sunumlar parlak, projeler iddialı, hedefler büyük. Kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünüyor. Ancak sahaya indiğinizde, yani o meşhur tozlu yollarda, toprağın gerçekliğiyle yüzleştiğinizde, bu teknolojik iddianın direksiyonunda ciddi bir boşlukla karşılaşıyorsunuz.
Bugün Türk tarımının en temel sorunu; sanıldığı gibi sadece tohum, gübre ya da mazot değildir. Asıl mesele; teknolojiyi toprakla, veriyi bitkiyle buluşturacak kalifiye agronomist eksikliğidir.
Her yıl ziraat fakültelerinden binlerce ziraat mühendisi mezun ediyoruz. Ancak şu anda “ziraat mühendisi olmak” ile “agronomist vizyonuna sahip olmak” arasında derin bir uçurum oluşmuş durumda. Çünkü modern tarım artık sadece tarlaya gidip ekim öncesi toprağa, çıkış sonrası yaprağa bakmak değildir. Bugün bir agronomist; uydudan gelen veriyi okuyabilmeli, dron görüntüsünden henüz gözle görülmeyen hastalıkları teşhis edebilmeli, sensör verilerini okuma, işleme ve toprağa özel gübreleme, sulama stratejisi oluşturabilmelidir.
Ama sahadaki gerçek tablo farklı…
Anadolu’nun birçok bölgesinde milyonluk akıllı sulama sistemleri kuruldu. Sensörler toprağın nemini ölçüyor, sistemler otomatik çalışıyor. Peki o veriyi analiz eden kim?
Çoğu yerde kimse…
Sonuç olarak teknoloji var ama sistem ya manuel çalıştırılıyor ya da yanlış yorumlandığı için verim düşüyor. Yani yapılan yatırım, olması gerekenin çok altında bir performansla çalışıyor. Açık konuşmak gerekirse, bu sistemler çoğu zaman sadece “pahalı bir fıskiye”ye dönüşüyor.
Benzer tabloyu değişken oranlı gübreleme makinelerinde de görüyoruz. Makine var, yazılım var, veri var… Ama o veriyi anlamlandıracak akıl yoksa, uygulama klasik yöntemden öteye geçemiyor.
İşte sektörün en büyük paradoksu burada karşımıza çıkıyor:
Alaylı dediğimiz kuşak; tecrübeli, toprağın dilinden anlıyor ama dijital dünyaya çok mesafeli.Mektepli dediğimiz kuşaksa;teorik bilgiye sahip ama sahanın çamurundan ve uygulamadan kopuk. Bu iki dünya birbirine değmediği,tecrübe ile teknoloji el sıkışmadığısürece tarımda verimlilikten söz etmek mümkün değildir.
Bu meseleyi yalnızca bir istihdam sorunu olarak görmek, gerçeğin çok küçük bir kısmına bakmaktır; zira bu konu, üretimden kopan her bir elin aslında stratejik bir zafiyete dönüştüğü, doğrudan doğruya bir beka, milli güvenlik ve gıda egemenliği meselesidir. Nitekim Bilge Lider Sayın Devlet Bahçeli Bey’in de farklı vesilelerle vurguladığı üzere, “tarım ve üretim gücünü kaybeden bir ülkenin bağımsızlığını koruması da geleceğini güvence altına alması da mümkün değildir.”
Bugün savunma sanayiinde bir sistemi kullanacak nitelikli insan kaynağını yetiştirmeden o sistemi sahaya sürmezsiniz; ancak tarımda tam tersini yapıyoruz: teknolojiyi getiriyor, yatırım yapıyor ama insan kaynağını ihmal ediyoruz. İşte bu çelişki, meselenin neden yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır ve bu yaklaşım üstelik sürdürülebilir değildir.
Konya, Polatlı, Eskişehir Ovası’nda, Gediz, Büyük Menderes, Bakırçay Ovası’nda Çukurova, Antalya, Silifke Ovası’nda Ergene, Bursa, Adapazarı Ovası’nda Harran, Ceylanpınar, MardinOvası’nda sahayı gözlemleyin: Saha bize şunu açıkça gösteriyor: Çiftçi teknolojiye karşı değil.Aksine öğrenmek istiyor. Ama ona rehberlik edecek, veriyi karar mekanizmasına dönüştürecek bir uzman bulamıyor! Asıl kırılma noktası tam olarak burasıdır.
Bugün sensörlerle donatılmış bir tarlada “su stresi” uyarısı geldiğinde, bu veriyi iklim verileriyle birleştirip “Ne zaman ne kadar sulama yapılmalı?” sorusuna yanıt verecek mühendis bulmakta zorlanıyoruz.
Ya da sera otomasyonu “besin noksanlığı” sinyali verdiğinde, bunu bir yazılım hatası sanan ama bitkinin fizyolojisini okuyamayan bir anlayışla karşı karşıyayız.Oysa tarım artık veriyle yönetilen bir sistem. Bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Bazı şeyleri anlamakta halen güçlük çekiyoruz. Nasıl ki savunma sanayiinde bir İnsansız Hava Aracı’nı (İHA) uçurmak tek başına yeterli değilse, o veriyi işleyen bir strateji aklı gerekiyorsa; tarımda da durum aynıdır. Traktörü sürecek operatör bulunur. Ama o traktörün topladığı veriyi analiz edecek, üretimi planlayacak “akıl teri” yoksa, rekabet gücü de yoktur.
Öncelikle eğitim, eğitim ve yine eğitim…
Sistemimizi kökten gözden geçirmek zorundayız.Ziraat fakülteleri artık sadece teorik bilgi veren kurumlar olmaktan çıkmalıdır.Ziraat mühendisi aynı zamanda bir veri analisti, bir saha stratejisti olmak zorundadır. Veri madenciliği, uzaktan algılama, yapay zekâ uygulamaları ve iklim modellemegibi alanlar uygulamalı olarak acilen müfredata entegre edilmelidir.
Ama asıl mesele bununla da bitmiyor… Okul döneminden itibaren genç mühendisleri masa başından kaldırıp sahaya indirmek zorundayız. Onları köyden kaçan değil, köyü bir teknoloji üssüne dönüştüren bir vizyonla yetiştirmeliyiz.
Çünkü mesele sadece bilgi değil; o bilgiyi toprağa dokundurabilmektir… Sonrasın da emin olun bu vizyonla mezun olan bir ziraat mühendisinin işsiz kalması mümkün değildir.
Son söz:Bugün tarımda bir yol ayrımındayız.Ya teknolojiyi sadece vitrin olarak kullanmaya devam edeceğiz. Ya da o teknolojiyi yönetecek insan kaynağını yetiştirerek gerçek dönüşümü sağlayacağız.Tarımda artık makine değil, insan kaynağı seferberliği başlatmanın zamanı gelmiştir.Savunma sanayiinde gösterdiğimiz titizliği tarımda da göstermek zorundayız.
Çünkü biliyoruz ki:Gelecek toprakta…Ama toprağın geleceği, nitelikli bilgidedir.
1 Mayıs…
Milletimizin refahı için alın teri döken, emeğiyle hayatını kazanan ve ekonomik kalkınmamızın gerçek mimarları olan tüm çalışanlarımızın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.
Vatanın her köşesinde büyük bir özveriyle hizmet veren emekçilerimiz, sadece ekonomik istikrarın değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumsal huzurun da en güçlü teminatıdır. Bu anlamlı günün; kavgadan uzak, barış ve kardeşlik ikliminde, tam bir sükunetle idrak edilmesi en büyük temennimizdir. Helal kazancının peşinde koşan, dirayetiyle zorluklara göğüs geren tüm işçilerimizin hak ettikleri sosyal ve ekonomik şartlara kavuştuğu, huzur dolu bir gelecek diliyorum.
Kalın sağlıcakla…