Türkiye ders almaz, ders verir

YAYINLAMA:
Türkiye ders almaz, ders verir

Avrupa bürokrasisinin Türkiye’ye dair aşamadığı korkuları ve stratejik körlüğü devam ediyor.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rusya, Türkiye veya Çin’in etkisine girmesin” ifadesi temsil ettiği makamın ağırlığı dikkate alındığında sıradan bir dil sürçmesi gibi değerlendirilemez.

Güvenliğini Amerikan şemsiyesi altında arayan, demografik yıkımını işçi kisvesiyle insan ithal ederek ertelemeye çalışan bir yapının Türkiye gibi diri, üretken ve gelişim potansiyeli yüksek bir ülkeye yukarıdan bakması olsa olsa eski bir alışkanlığın tortusudur.

Osmanlı’ya “hasta adam” lakabını takan Avrupa şimdi kendi yaşlılığı, yorgunluğu, ahlaki çöküşü, güvenlik zaafı ve siyasi dağınıklıklarıyla baş başadır.

Türkiye ise dünyanın her bölgesiyle ticaret, diplomasi ve güvenlik ilişkileri geliştirebilecek ciddi bir güç merkezidir.

 

Türkiye’nin tehdit odağı olarak sunulması Batı’nın Türkiye’ye bakışındaki samimiyet eksikliğini bir kez daha ele vermiştir.

Hâlbuki Türkiye tehdit sayıldı diye irkilecek yahut hizaya girecek bir devlet değildir.

Bugünkü gücüne biraz da kötü komşuları ve ikiyüzlü müttefikleri sayesinde ulaşmıştır.

Ona silah satmayanlar, savunma sanayisinin önünü açmıştır.

Teknoloji paylaşmayanlar, kendi teknolojisini üretmeye mecbur bırakmıştır.

Terörle mücadelesine köstek olanlar, kendi göbeğini kendisinin kesmesi gerektiğini öğretmiştir.

İnsanlarda kibir gibi duran “Ben artık ders almam, ders veririm” tavrı bir devlet olarak Türkiye’nin yaşadıkları düşünüldüğünde tarihi bir tecrübenin özeti gibidir.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli TBMM Grup Toplantısındaki konuşmasında Türkiye’ye şımarık bir tonda istikamet vermeye kalkışan bu zihniyete “Bizim yönümüz asırlardır Batı’yla temas eden, Batı’yı tanıyan, gerektiğinde onunla mücadele eden, gerektiğinde onunla müzakere eden büyük tarih çizgisi içinde şekillenmiştir. Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir, ne Avrupa bürokrasisi Türkiye’ye yürüyeceği yolu tarif edebilir. Türkiye’nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleriyle hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına blok taassubu karar veremez; buna ancak millî menfaatin hükmünde işleyen devlet aklı karar verir” ifadeleriyle haddini bildirmiştir.

Nitekim güzel bir söz vardır:

“İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.”

Şayet Avrupa aklıselimle hareket edecekse Türkiye’yi kaybedilmemesi gereken güvenilir bir ortak olarak görmelidir. Zira önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacından daha fazla Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı olacak…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...