Avrupa'nın karanlık zihin dünyası

YAYINLAMA:
Avrupa'nın karanlık zihin dünyası

Avrupa Birliği (AB), son yıllarda jeopolitik kırılmaların merkezinde kendisini yeniden tanımlamaya çalışırken, buradaki en kritik eşik şüphesiz ki Türkiye ile olan ilişkileridir. Enerji güvenliğinden savunmaya, diplomasiden göç yönetimine kadar geniş bir alanda Avrupa Birliği Türkiye ile makul zeminde ilişki kurmak zorundadır. Bu gerçeklik göz ardı edildiği takdirde, Avrupa Birliği’nin içerisinde bulunduğu stratejik kaos daha da derinleşecek, nitekim günün sonunda bugün kurtulmaya çalıştıkları çevrelere (ABD) muhtaç hale geleceklerdir. 

Türkiye, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu enerji açısından önemli ve güvenli bir rota olmakla beraber aynı zamanda bir enerji merkezidir. Hazar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında Türkiye’nin coğrafi konumu kritik rol oynamaktadır. Özellikle Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve TürkAkım gibi projeler, Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltma hedefinde önemli araçlar olarak öne çıkmaktadır. Türkiye ile ilişkilerin zayıflaması, AB’nin alternatif enerji kaynaklarına erişimini zorlaştıracak ve enerji arz güvenliğini daha kırılgan hale getirecektir.

Savunma alanında da Türkiye’nin önemi tartışılmazdır. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, Avrupa’nın doğu ve güney kanadının güvenliğinde kilit rol oynamaktadır. Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada istikrarın korunmasında Türkiye’nin askeri kapasitesi ve operasyonel tecrübesi belirleyicidir. Özellikle Trump iktidarıyla beraber Avrupa’nın savunmasını üstlenen ABD ile ilişkilerin alt üst olması, devam eden Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği şartlar, tüm dünyada güvenlik yaklaşımlarını değiştirdiği gibi AB’yi de kendi savunma politikalarını derinleştirmeye yöneltmiştir. Türkiye ile mesafeli bir ilişki, AB’nin güvenlik mimarisinde ciddi boşluklar oluşturacak, özellikle hibrit tehditler ve terörle mücadele alanlarında Avrupa’yı daha savunmasız bırakacaktır.

Diplomasi cephesinde Türkiye, Batı ile Doğu arasında eşsiz bir köprü işlevi görmektedir. Türkiye’nin Rusya, Ukrayna, Orta Doğu ve Kafkasya’daki aktörlerle eş zamanlı iletişim kurabilme kapasitesi, Avrupa diplomasisi için önemli bir tamamlayıcıdır. Türkiye’nin olmadığı bir denklemde AB, kriz durumları ve bölgelerinde herhangi bir somut sonuç elde edebilecek potansiyele sahip değildir. 

Diğer yandan göç yönetimi hususunda da Avrupa’nın tecrübesizliği ortadadır. Türkiye, tarihi ve insani sorumluluklarıyla mazluma kucak açan, kimsesize sahip çıkan, zorda ve darda olana el uzatan bir yaklaşımı devlet politikası olarak benimsemiştir.  Avrupa ise bu anlayıştan çok uzak olduğu gibi Türkiye üzerinden bir göç dalgasına müsaade edilmesi, AB’yi sudan çıkmış balığa çevirecektir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen geride bıraktığımız Pazar günü yaptığı bir açıklamasında “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki; Rus, Türk ya da Çin etkisi altına girmesin” ifadelerini kullanmıştır. Bu ifadeler sıradan bir cümle olarak geçiştirilebilecek ifadeler değildir. Leyen’in açıklamaları, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı zihni ve siyasi bakış açısındaki yanlışlığın tezahürü olmuştur. AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho konuya ilişkin yaptığı açıklamasındaki “Bu örnekte atıf Batı Balkanlar konusundaydı. Türkiye'nin AB değerleri doğrultusunda hareket etmesi beklenmektedir.” ifadeleri ise en az Leyen’in açıklamaları kadar fecaattir. Görünen o ki Brüksel, Türkiye’ye rota çizilemeyeceğini, yön ve yol tayin edilemeyeceğini anlayamamıştır. 

Bu karanlık düşünce dünyası böyle giderse Avrupa’yı bir hiçliğe sürükleyecek, bundan sonraki tarih sayfaları kaos ile AB’yi aynı başlık altında tanımlayacaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...