Karneyi doğru okumak

YAYINLAMA:
Karneyi doğru okumak

Geçtiğimiz cuma günü ülkemizin dört bir yanında milyonlarca öğrenci bir eğitim dönemini daha geride bırakarak karnelerini aldı ve yaz tatiline başladı. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı yaklaşık 75 bin okulda, 750 bin derslikte eğitim gören 18 milyon öğrencinin ve 1 milyon 200 bin öğretmenin emeğini yansıtan bu gün, aslında notların açıklandığı bir gün olmanın ötesinde, ailelerin çocuklarına nasıl yaklaşacağını da gösteren önemli bir dönüm noktasıydı.

Milyonlarca evde aynı heyecan yaşanıyor. Kimi çocuk karnesini gururla taşıyor, kimi çantasının en dibine saklıyor. Kimi koşarak annesine sarılıyor, kimi ise eve giderken alacağı tepkiyi düşünerek sessizce yürüyor.

Aslında çocukların aldığı karne, ailelerin çocuklarını nasıl yetiştirdiğini gösteren de önemli bir belgedir.

Her karne döneminde aynı tartışmayı yaşıyoruz. Karnedeki rakamlar mı konuşulacak, yoksa o rakamların arkasındaki çocuk mu?

Ne yazık ki toplum olarak hâlâ notları çocuklardan daha fazla önemsiyoruz. Karneler açıklandığında medyada konunun uzmanı olmayan herkes çocuk gelişimi üzerine yorum yapıyor. Ailelerin "Biraz çalışsaydı olurdu.", "Bizim zamanımızda böyle değildi.", "Komşunun çocuğu bütün dersleri pekiyi." gibi değerlendirmeleri havada uçuşuyor. Oysa belki de en ağır yaralar tam da bu cümlelerle açılıyor.

Çünkü çocuklar notları unutabilir ama karne günü anne ve babalarının yüzündeki ifadeyi, ses tonunu ve kendilerine hissettirilen değeri yıllarca unutmazlar.

Karne hiçbir zaman bir çocuğun değerini gösteren belge olmadı.

O sadece belli bir zaman dilimindeki akademik performansı gösteren bir geri bildirimdir. Ne karakteri ölçer ne vicdanı, ne merhameti, ne de geleceği... Bir matematik notu, bir çocuğun şahsiyetini, iyi bir insan olup olmayacağını söylemez. Bir Türkçe puanı onun vatan ve millet sevgini belirleyemez. Bir fen notu onun hayallerini göstermez. Düşük bir not ise asla başarısız bir hayatın habercisi olamaz.

MHP Genel Başkanı Bilge Lider Sayın Devlet Bahçeli’nin bir konuşmasında ifade ettikleri gibi eğitim meselesi, “Az öğrendim, çok bildim konusu değildir. Vicdanlı, ahlaklı, sorumlu, millî düşünen nesiller yetiştirme meselesidir.” Bu bakımdan karnenin başta anne-baba olmak üzere tüm paydaşlar tarafından doğru okunması son derece önemlidir.  

Aslında karne yalnızca öğrencinin değildir. O kâğıtta Milli Eğitim Bakanlığının politikaları vardır, okul idaresinin ve öğretmenin emeği vardır, anne babanın desteği vardır, evdeki huzur vardır, öğrenme güçlükleri vardır ve bazen kimsenin bilmediği sessiz mücadeleler vardır. Bu yüzden karneyi çocuğun omuzlarına yüklemek, eğitimin en büyük haksızlıklarından biridir.

Eğitim, sonuçtan çok süreçtir. Süreci yönetmeden sonucu yargılamak doğru değildir. Yaz tatili de tam bu yüzden sadece dinlenme zamanı değildir, aynı zamanda yaz unutmalarına engel olmak için öğrenme faaliyetlerini çeşitlendirme zamanıdır. Tatilin gerçek değeri, birlikte geçirilen nitelikli zamanda saklıdır. Akraba ve sıla ziyaretleri, ailece yapılan kahvaltılar, akşam yürüyüşleri, birlikte hazırlanan bir yemek, oynanan oyunlar, okunan bir kitap, gezilen bir müze ya da izlenen bir film… Bunların her biri, çocukların hafızasında karne notlarından çok daha kalıcı izler bırakır.

Yaz tatili, çocukları saatlerce tabletin, telefonun ya da bilgisayarın başına bırakma dönemi de değildir. Dijital teknolojiler artık hayatın ayrılmaz bir parçasıdır ancak çocukların bütün tatili ekran karşısında geçirmelerine izin vermek, onları dijital dünyanın ve çevrim içi oyunların pasif birer tüketicisi hâline getirebilir. Çocukları dijital ortama ve oyunlara mahkûm etmek yerine; onları kitapla, sporla, sanatla, doğayla ve akranlarıyla yüz yüze oynayacakları oyunlarla buluşturmak hem fiziksel ve ruhsal gelişimlerini destekleyecek hem de teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmalarına katkı sağlayacaktır.

Elbette tatilde her gün kitap okunmalı ancak bunu ikinci bir okul dönemi gibi değil, merakı besleyen doğal bir öğrenme süreci hâline getirmek gerekir. Çünkü öğrenmenin en güçlü yakıtı zorunluluk değil, meraktır, zamanı planlı ve doğru kullanmaktır.

Bir başka önemli konu ise ödül ve cezadır.

"Derslerin iyi olursa bisiklet alırım." "Kötü not getirirsen telefonunu elinden alırım."

Bu iki cümlede aynı hatayı yapar. Çocuğa öğrenmenin kendisi için değil, ödül almak ya da ceza görmemek için gerekli olduğunu öğretir. Oysa eğitimin amacı dışsal ödüllerle çalışan çocuklar değil, öğrenmekten keyif alan bireyler yetiştirmektir.

Ebeveynlerin hiçbir zaman akıllarından çıkarmaması gereken ortak bir gerçek daha vardır. Her çocuğun en temel ihtiyacı, koşulsuz sevildiğini bilmektir. Çünkü hiçbir çocuk aldığı not kadar değerli değildir. Hiçbir karne de bir çocuğun değerini belirleyecek kadar güçlü değildir. Çocuklar başarılarıyla değil, varlıklarıyla değerlidir.

Yıllar sonra karneler çekmecelerde unutulacak ama bugün onlara nasıl baktığınız, nasıl sarıldığınız ve hangi cümleyi kurduğunuz, çocuklarınızın hafızasında ömür boyu yaşamaya devam edecektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...