Şımarık Batı’nın küstah raporu

YAYINLAMA:
Şımarık Batı’nın küstah raporu

Avrupa Parlamentosu’nun 17 Haziran 2026’da kabul ettiği Türkiye raporu görünürde Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci, yargı bağımsızlığı, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, göç ve güvenlik iş birliği gibi teknik başlıklara sahip.

Fakat rapor içeriğinde Türkiye’ye siyasi istikamet tayin etmeye çalışan eski Avrupa refleksi var.

AP’nin bu raporunun dikkat çekici yönü Türkiye’ye eleştiri yöneltmesi değil. 

Çünkü uluslararası ilişkilerde eleştiri olur. 

Sorun, eleştirinin nerede bitip egemen bir devletin iç işleyişine müdahale arzusunun nerede başladığıyla ilgili.

AP raporunda Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek hakkında yaptırım değerlendirme çağrısından bulunulması bu bakımdan dikkat çekici. 

Bir ülkenin adalet mekanizmasının başındaki isme yaptırım tehditlerinde bulunmak hukuki hassasiyetlerin ötesine geçen taraflı ve siyasi bir yaklaşımdır. 

Çünkü yargı bağımsızlığını savunduğunu söyleyen bir kurumun ilk yapması gereken şey, başka bir ülkenin yargı alanına saygılı olmaktır.

Raporda Ülkü Ocakları’nın Avrupa’daki faaliyetleri bakımından izleme ve yasaklama tartışmasına konu edilmesi de Avrupa’nın Türk milliyetçiliğine bakışındaki eski hastalıklarını sürdürdüğünü gösteriyor.

Daha önce Fransa, Almanya, Avusturya ve ABD gibi ülkelerde Ülkü Ocakları hakkında yaptırım talepleri gündeme gelmişti. 

Oysa Avrupa kamuoyunda Ülkü Ocakları’nı bu ölçekte bir yaptırım ve yasaklama dilinin konusu haline getirecek bir suç unsuru veya genel asayişi tehdit edici bir eylem şekli hiçbir zaman olmamıştır.

Türkiye’nin iç huzurunu dinamitleyen, vatandaşlarını katleden terör örgütlerinin Avrupa’da rahatça teşkilatlanıp destek bulabildiğini düşünürsek Ülkü Ocakları’nın yaptırım kelimesiyle yanyana getirilmesi üzerinde durulması gereken bir çelişkidir.

Ülkü Ocakları Türk gençliğini vatan sevgisiyle, ahlakla ve tarih şuuruyla donatan, milli aidiyet duygusunu cemiyet terbiyesi içinde şekillendiren bir gelenektir. Elbette her kurum gibi onun da faaliyetleri hukuk içinde değerlendirilmelidir. Fakat hukuk içinde değerlendirmek başka, dışarıdan kriminalize etmeye çalışmak bambaşka şeydir.

Bu raporla Türkiye’ye adeta nota vermeye kalkan Avrupa Birliği Türkiye’nin Mavi Vatan hassasiyetini saldırganlık imasıyla okuyarak Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik çıkarlarını Yunan-Rum tezleri üzerinden değerlendirmektedir. 

Batılı devletler üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin kendi kıta sahanlığını, deniz yetki alanlarını ve Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarlarını bir köşeye bırakıp kendilerinin lütfedeceği büyüklükte bir kıyı şeridine hapsolmasını istemektedir.

Avrupa’nın Türkiye’ye dönük en büyük yanılgısı, ilişki kurmayı hizaya sokmakla karıştırmasıdır. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuyla alakalı “Türkiye’ye rapor yazanlar, haritaya bakıyor ama bizi göremiyorlar. Bizi tanımıyorlar, sonraki adımımızı kestiremiyorlar, ufkumuzu kavrayamıyorlar. Avrupa’nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu gün gibi ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti devletine, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara’dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır” değerlendirmesinde bulunarak Türkiye’ye parmak sallamaya kalkan şımarıklığa hak ettiği cevabı vermiştir.

Avrupa bu duruşu anlamak ve kavramak zorundadır. Çünkü Avrupa’nın Türkiye’ye enerji güvenliğinde, savunma sanayiinde, göç yönetiminde ve bölgesel istikrar başlıklarında çok ihtiyacı varken Türkiye’nin Avrupa’nın vesayet diline hiç ihtiyacı yoktur.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...