Yapay zekâ eylem planı: Dünyaya bakış
Bugün Amerika'nın da, Çin'in de, Avrupa'nın da, körfezdeki küçük ama zengin devletlerin de birer yapay zekâ eylem planı var. Onların planları üzerinden Türkiye'ye bir bakalım.
Amerika işi piyasaya ve ihracata yaslıyor. Devlet önü açsın, sermaye gelsin, şirketler dünyaya yayılsın. Hükümet bir orkestra şefi gibi davranıyor, ama kendisi dışında kalıyor. Bu planın ana teması özel sermayeyi ve ihracatı kamunun önüne koymak ve kamu bütçesinden daha hızlı ve daha büyük bir güç kullanmak. Elbette bu Amerika. Özel sermayesinin kamu gücüne oranı Türkiye'den çok farklı.
Çin ise uzun soluklu bir sanayi politikasıyla yürüyor. Kendi etrafında kurduğu WAICO kulübüyle masayı bizzat kendisi düzenliyor. Bu planın teması da büyük oyuncu olmanın yalnız üretmekle değil, başkalarını etrafında toplayabilmekle olduğu. Çin'in sahip olduğu ölçeğe rağmen kendi ölçeğiyle yetinmemesine dikkat edilmeli. Demek ki kendinde olmayan bazı unsurlar görüyor. NTE, veri, pazar vb.
Avrupa ise başka bir yoldan gidiyor; önce mevzuatı ve güveni koyuyor. İngiltere ise daha da ileri gidip bağımsız bir yapay zekâ güvenlik enstitüsü (AI Safety Institute) kurarak güven sağlama aracını kurumsallaştırıyor.
Körfez ülkeleri parayı akıllı kullanıyor; çipi de bilgiyi de satın alıyor, ortaklıkla kısa yoldan kapasiteye ulaşıyorlar. Sermayeyi salt harcama değil teknoloji transferine bir kaldıraç gibi görüyorlar. Ayrıca nitelikli insan kaynağı çekimi için de sermaye önemli bir araç.
Asya'nın coğrafya ve nüfus olarak önemli güçleri olan Türk devletleri ise planlarında her alanda değil, ellerindeki veri üstünlüğünün olduğu birkaç dikeyde derinleşiyorlar.
Bu 5 temayı alt alta koyduğumuzda tek bir doğru çıkıyor. Kimse her şeyi aynı anda yapmıyor. Biri sermayeye, biri ölçeğe, biri güvene, biri paraya, biri nişe yaslanmış. Herkesin bir kozu, bir de gönüllü (aslında mecburen ve akıllıca) vazgeçtiği alanları var. Bence bir strateji, neyi yapacağı kadar neyi yapmayacağını da bilmeyi gerektiriyor. En büyük yanlış belgede Türkiye’nin her ülkenin güçlü yanını birden vaat edip hiçbirini tutamaması olurdu.
Peki Türkiye tüm bu planların yanında nerede duruyor? En olumlu ayrıştığı nokta, planının insan tarafı. Çoğu ülke belgesini çip, veri merkezi ve sermaye üzerine kurarken, Türkiye milyonlarca vatandaşı okuryazar kılmayı, dolayısıyla yerli yabancı yapay zekalardan maksimum faydalanmayı merkeze almış. Bu ölçekte bir toplumsal seferberlik ve bu düzeyde bir şeffaflık sözü emsalleri arasında gerçekten öne çıkıyor.
Türkiye’nin birkaç tane trilyonlarca dolarlık en uç (frontier) veri merkezi hedeflemediği gayet net anlaşılıyor. Katrilyonlarca parametreli bir model eğitemeyeceğini biliyor, öyle bir veriye ulaşımın kolay olmadığının farkında. Bu kadar büyük bir çip üretim bazını kısa vadede oluşturamayacağının farkında, Sınırsız bütçe sahibi Çin’in dahi ile bu yapay zeka çipleri konusunda en uçta olamadığını görüyor. Kendi nüfus ve etki alanının milyarlar değil on milyonlar olduğunun farkında. Amerika'nın sermaye derinliği, Çin'in ölçeği, Körfez'in hızlı satın alma gücü bizde yok. Üstelik ne batı (PaxSilica) ne doğu (Waico) yapay zeka kulüplerindeyiz. Yani en ideal plan bizde de olsa o planı sahaya sürecek para, çip, yetenek ve iş birliği tarafında (şimdilik) en güçlü değiliz. İşte bu nedenle rapor dünyadaki en ideali bir maksimalist yaklaşım ile gütmemiş, doğru da yapmış. Türkiye planı yaparken, alternatif ülkelerin kendilerine koydukları hedeflerin tümüne birden ulaşamayacağının bilincinde ve yapay zekayı en iyi kullanarak en yüksek değere ulaşmayı hedeflemiş.
Türkiye'nin kendine has bir kozu da var. Taraf tutmadan üreten, elindeki özel veriyle niş alanda ilerleyen bir orta güç, bir bölgesel güç olabiliriz. Ne birinin uydusu olalım, ne ötekinin müşterisi olalım. Plan tam da buna oynuyor.